Sosyal ve Ahlaki Enfeksiyon
Sağlık kurumları ve hizmetleri arasında "enfeksiyon hastalıkları" diye bir bölüm var. Tıp fakültelerini bitiren hekimlerin bir kısmı, bu alanda ihtisas yapıp uzman oluyorlar.
Bakteri, virüs, mantar, parazit gibi mikroorganizmaların insan vücudundaki hücrelere, dokulara saldırarak zarar vermeleri ve zayıf düşürmeleri sonucu bu hastalıklar meydana geliyor. Gözlemlenen belirtiler; yüksek ateş, baş ağrısı, boğaz ağrısı, karın ağrısı, öksürük, burun akıntısı, ishal, mide bulantısı, kusma, yorgunluk, bitkinlik, terleme, titreme gibi hallerden bir kısmı veya tamamı oluyor.
Zaman zaman yaygınlaşarak salgına dönüşme riski taşıyor. Yakın temas sonucu başkalarına da bulaşıyor.
Bir yandan vücut kendi içinde savunma seferberliği ilan ederken öte yandan hekimler belirli tedaviler uyguluyorlar. Hem bünye direncini artıracak hem de hastalığa sebep olan mikroorganizmaları öldürüp vücuttan atacak iğneler, ilaçlar veriyorlar.
Ancak önce kapsamlı tahliller yapılıp düşman unsurların türlerinin tespit edilmesi gerekiyor. Tedavi metotları da kullanılacak anti-enfeksiyon maddeleri de ona göre tercih ediliyor.
Bazen farkında olarak ya da olmayarak bozuk gıdalardan yeniyor. Mide ve bağırsak enfeksiyonuna sebep oluyor ve adına "gıda zehirlenmesi" deniyor.
Bozuk gıdaların, zararlı mikroorganizmaların vücudumuzu hasta etmeleri gibi "haram lokma"nın da ruhumuzu hasta ettiğini biliyoruz. Bu derde düşenlerin her türlü kötülüğe meyilli hâle geldiğini görüyoruz.
Bir ülkede ve toplumda hırsızlıklar, yolsuzluklar yaygın hâle gelmişse; suç örgütleri tüm sahalarda ve sektörlerde hayat bulmuşsa; yetişme çağındaki çocuklar bile şiddet sarmalının içine girmişse orada "sosyal ve ahlaki enfeksiyon" var demektir. Bu durum, Kur'an diliyle ifade etmek gerekirse "ekinlerin ve nesillerin bozulduğu" anlamına gelir.
Allah (c.c.), Bakara Suresi 168. ayette; "Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz nimetlerden yiyin. Şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır." diyor. Aynı surenin 188. ayetinde ise; "Aranızda mallarınızı haksız sebeplerle yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını, bile bile haksız yere yemek için yetkililere (rüşvet olarak) vermeyin." diye ikaz ediyor.
Taha Suresi 81. ayette açık bir tehdit var: "Size rızık olarak verdiklerimizin helal ve temiz olanlarından yiyin. Bu konuda taşkınlık ve nankörlük yaparsanız sizi gazabım çarpar. Her kime gazabım çarparsa o yıkıma uğrar."
Resulullah (s.a.v.) bir vesileyle; "Haramla beslenen vücudun cehennem ateşine yakın olduğunu" söylemiş. Başka bir rivayete göre ise; "Hiç kimse, elinin emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir rızık yememiştir." demiş.
Kaynaklarda, Hz. Ebubekir'in haram lokmadan kaçınma konusunda gösterdiği hassasiyetle ilgili çarpıcı bir örnek var. Kendisine ikram edilen sütten bir yudum içtikten sonra kaynağını sorduğunu, fal bakma karşılığında alındığını öğrenince parmağını boğazına sokup geri çıkardığını anlatıyorlar.
İkram eden hizmetçiye, "Yazıklar olsun sana! Neredeyse beni helak ediyordun." diye tepki gösterdiği söyleniyor. "Bir yudumdan ne olur ki?" diyenlere ise; "Canımın çıkacağını bilseydim bile o lokmayı çıkarırdım. Zira Resulullah (s.a.v.) haramla beslenen vücudun hakkının cehennem olduğunu söyledi." diye cevap verdiği rivayet ediliyor.
Süfyân-ı Sevrî'ye göre; "Kişinin dindarlığı, ekmeğinin helalliğine denktir." İmam Gazzâlî'ye göre ise; "Çocuğu İslam fıtratına göre yetiştirmek için ilk yapılması gereken şey, onu helal lokma ile beslemektir."
Abdülkadir Geylani, haram ile helalin farkını veciz bir şekilde özetlemiş: "Lokma vardır, kalbi nurlandırır; lokma vardır, onu karanlığa boğar. Lokma vardır, dünya ile meşgul eder; lokma vardır, ahireti hatırlatır. Lokma vardır, seni her iki cihanın zahidi yapar; dünyanın ve ahiretin Hâlık'ına yöneltir." demiş.
Zünnûn-i Mısrî'ye göre, "Haram yemek kalbi hasta eder ve karartır." Bunun dört alameti vardır.
Birincisi, "ibadetlerden tat almaz". İkincisi, "Allah korkusu aklına gelmez".
Üçüncüsü, "gördüklerinden ibret almaz". Dördüncüsü, "okuyup öğrendiklerini anlamaz".
Mevlana, kendi nefsinde konuyla ilgili muhasebe yaparak bir denklem kurmuş: "Bu seher benden ilham kesildi. Anladım ki vücuduma şüpheli lokma girdi. İlim de hikmet de aşk da merhamet de helal lokmadan doğar. Nurun da kemalâtın da temelinde helal kazançtan elde edilen lokma var. Eğer bir lokmadan gaflet meydana gelirse bilin ki o lokma şüpheli veya haramdır." diyerek noktayı koymuş.
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in beyanına göre; "Öyle bir zaman gelir ki kişi malını helalden mi haramdan mı kazandığına hiç aldırış etmez." Kazancın metodu, usulü, kaynağı konusunda bir hassasiyet gözetmez.
Bu durumda yapılması gereken şey, suyu baştan durultmaktır. Enfeksiyon sebebi olan mikroorganizmaları, devlet ve toplum bünyesinin dışına atmaktır.
Zekeriya Erdim
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- Paltosundan adam çıkaran adamlar (13.09.2026)
- Yenilenerek yürümek (05.09.2026)
- Acezeden mucizeye (23.08.2026)
- Doğru adam, doğru adım (17.08.2026)
- Tarihe, kültüre, medeniyete vefa (09.08.2026)
- Ayetler ve afetler (02.08.2026)
- Beşerî aşktan ilahî aşka giden yol (27.07.2026)
- Çoklu çelik kubbe (12.07.2026)