Asaletten adalete
İnsanın en büyük düşmanı, gene insandır. Etten ve kemikten oluşan "biyolojik varlık" düzeyinde kalmışsa, hemen her yönüyle vahşi bir hayvandır.
Kendisine de çevresine de kötülük ondan gelir. Bulunduğu her yerde; sosyal, kültürel, fiziki çevre ve ortam kirlenir, zehirlenir.
Ahlak, adalet, erdem, sükunet zaafa uğrar ve bozulur. Huzur, güven, denge, düzen adına her ne varsa kaybolur.
İnsanın düştüğü yer de kalkacağı yer de burasıdır. En büyük derdi ve davası, istikametini kaybetmiş olmasıdır.
Yaratılış amacına uygun yaşayabilmesi, sırtına aldığı ağır yükü taşıyabilmesi için; "beşer" olma seviyesinden "insan" olma seviyesine yükselmesi gerekir. Akıl, ruh nimetlerini iyi kullanıp; ahlak, adab, ilim, hikmet, iman, amel, izan, irade, bilgi, bilinç, vicdan, sorumluluk, nezaket, kibarlık, erdem, hayırhahlık gibi üstün vasıfları kuşanarak "sosyal varlık" haline gelmelidir.
Bu hal; sözlüklerde "asalet" kavramı üzerinden tarif edilir, tanımlanır. Sonuçları bakımından ise, ucu "adalet" anlayışına ve işleyişine kadar uzanır.
Çünkü; "asil" olmak, aynı zamanda "adil" olmayı da gerektirir. Kul olmanın, halife olmanın, zararı engelleyip faydayı temin etmenin, hakkı ve hukuku gözetmenin, her an daha fazla değer üretmenin, yeryüzünü yaşanılabilir hale getirmenin hakkını vermek yahut sorumluluğunu üslenip usulünce yönetmek, yürütmek anlamına gelir.
Bu durum; tahsilin değil, terbiyenin ürünüdür. Kişinin duyguları, düşünceleri, davranışları ile ortaya çıkar ve görünür.
Asaletten cehalet, cehaletten asalet doğmaz. Eskilerin tabiriyle; "Asil azmaz, çimen tozmaz; bal çürümez, tuz kokmaz".
Asalet sahibi kimseler: cahillerle aynı ortamda bulunmaz, aynı çuvala girmezler. Furkan suresi ayet 63'ün ifadesiyle; "Rahman'ın has kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürürler. Cahiller onlara laf attıklarında, 'selam' deyip geçerler".
Peygamber (sav) Efendimiz; "İnsanların en asilinin, intikam almaya gücü yettiği halde affetmeyi seçen kimseler olduğunu" söylemiştir. Kadının mal gibi alınıp satıldığı bir dönemde; "Onlara ancak asalet ve şeref sahibi kimseler değer verirler; onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görürler" demiştir.
O'nun insanlık alemi ile ilgili temel görevi; "güzel ahlakı tamamlamak" şeklinde tarif edilmiş, tanımlanmıştır. Asalet de güzel ahlakın ana unsurlarının başında yer almıştır.
Hz. Ömer(ra); asaletin akıl, dil ve hal ile alakasına dikkati çeker. "İnsanın şerefi aklıyla, asaleti diliyle, şahsiyeti ahlakıyla kaimdir" der.
Çünkü, asil insanlar; aynı zamanda akıl ve ahlak sahibi kimselerdir. Bunlar birbirinin mütemmim cüzüdür, birlikte şekillenir.
Hz. Ali (ra) de konunun terbiye ile alakasına vurgu yapmıştır. "Terbiyesizlikle kendisini aşağı düşürenin, soydan gelme asaletle yukarı çıkamayacağını" hatırlatmıştır.
Mevlana'ya göre; "Asalet boyda değil huyda, incelik belde değil dilde, doğruluk sözde değil özde, güzellik yüzde değil yürekte olmalıdır". Bir kimsenin bu sıfatı hak etmesi için; hal ve gidişinden, Allah da kulları da memnun kalmalıdır.
Şems-i Tebrizî, başka bir şekilde tarif eder. "Susmak bazen asalet, bazen nezakettir. Sevdiklerini incitmemek için susmak ise, ebedi zerafettir" der.
Asalet nesilden nesile intikal eden örftür, adettir, gelenektir, görenektir, kültürdür, medeniyettir, anlayıştır, yaşayıştır. Mallar, mülkler gibi o vasfı oluşturan değerler de geçmişten geleceğe miras kalır.
Bernard Shaw'a göre; "Asil olmak için üç üniversite bitirmeniz gerekir". Bunlardan "Biri dedenizin, biri babanızın, biri de sizin görevinizdir".
Balzac, asalet sahibi olmayan kimseleri maymunlara benzetir. "Yükseklere çıktıkça ayıplı yerlerinin göründüğünü" belirtir.
Montaigne, "insanın her zaman aynı insan olduğunu" söyler. Temel farka dikkati çekerek; "Üstünde asalet elbisesi yoksa, dünyanın tacını giyse de çıplak kalır" der.
Sonuç olarak; asalet, "genel iyilik hali" şeklinde özetlenebilir. Bu sıfata sahip olanlar; bulundukları çevrelere, ortamlara huzur ve güven iklimini getirir.
Kaynağı Allah ve O'nun ilahi düsturlarıdır. Sadece insanların değil, alemin ve içindeki herkesin, her şeyin buna ihtiyacı vardır.
Asaletin olduğu yerde adalet de olur. Her türlü zararın engellendiği ve her türlü faydanın temin edildiği bir dünya düzeni kurulur.
Kaybettiğimiz yitik mallarımızdan biridir. Düştüğü yerden kaldırılıp, yeniden ihya edilmelidir.
Asaletten adalete giden yolu birlikte bulmalıyız. Nefsimizde yaşamalı, neslimizin hizmetine sunmalıyız.
İyilik halinin ilk yaşanması gereken yer, yuvamız ve yurdumuzdur. Bizim hayatımıza hakim kılacağımız değerler, insanlık aleminin de kurtuluş reçetesi olur.
Zekeriya Erdim
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- Bizim Maveramız (26.03.2026)
- Muhabbet bağı (01.03.2026)
- Bir ipte dokuz tane, ucunda muhkem imame (23.02.2026)
- Her gün Oruç, her ay Ramazan olsun (20.02.2026)
- Sapan Taşı, Garkad Ağacı (08.02.2026)
- Gül Baba’nın bahçesinde bitenler (28.01.2026)
- Hangi insan hayır getirir? (21.01.2026)
- Malumattan marifete yolculuk (03.01.2026)