Avrupa’nın asalak adamı
Suriye Milli Bloğu üyesi Semir Taki, Lübnan'da yayınlanan en Nehar gazetesinde 'Ulus Devletinin Kangreni: Hasta ve şifa bulmuyor ama ölmesine de müsaade edilmiyor' başlıklı bir makale yazdı. Makalenin yankıları devam ediyor. Bu hasta adam tartışmalarını yeniden alevlendirdi, güncelledi. Kavramlar gibi hasta adamlar da güncelleniyor. 1835 yılında da Rus Çarı Birinci Nikola İngiliz Büyükelçisi Sir George Hamilton Seymour ile bir araya gelir. Konu Osmanlı Devleti'nin geleceğidir. Her ikisinin de gözü toprakları ve terekesi üzerindedir. Bu tarihi görüşmede Osmanlı'nın durumuna ortak bir tanı getiriyorlar. Şöyle derler: Elimizde hasta bir adam var. Gerekli önlemleri almadan elimizden kaçırırsak büyük bir felaket olur.
Çar hasta adamın ölmesinden endişe duymamaktadır. Sadece önlem alınmadan yıkılmasından endişe etmektedir. Zira bu Osmanlı topraklarında gözü olanlar arasında çekişmeye neden olacaktır. Parçalayıcılar namına endişe duymaktadır. Öngördüğü çözüm ve önlem ise terekesinde gözü olan devletlerin sonrasına dair aralarında bir ön ve centilmenlik anlaşma yapmalarıdır. Uzlaşmaya varmalarıdır. Bu görüşmede adeta Sykes Picot'nun temelleri atılmıştır. Bolşevik Devrimi patlak vermeseydi Rusya da bu paylaşım içinde olacaktı.
İngiliz elçisi Sir George Hamilton Seymour ile Birinci Nikola arasında yapılan bu görüşme ve varılan teşhisten sonra Osmanlı Devleti 65 yıl daha yaşamıştır.
Hasta adam ifadesi tarihe bir miras olarak kalmıştır. Bilahare zayıflayan devletlere hasta adam teşhisi konulmaktadır. Hasta adamın birçok müteradifi veya eş ve benzeri anlamlısı da çıkmıştır. Bunlardan birisi başarısız devlettir (Failed state). Osmanlı'ya da hasta adam (the sick man) denilmiştir. İsimler ayrı olsa da müsemma aynıdır.
Şimdi bir zamanlar dört kıtaya salınmış ve yayılmış Fransa'nın statüsü tartışılıyor. Fransız devlet adamı de Gaulle, Umut adlı hatıratında ülkesine hasta adam teşhisi koymuştur. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra küresel sahneye başkaları çıkmıştır. İngiltere ile Fransa büzülmüştür. Son olarak Afrika'daki eski sömürgeleri de kendisine kafa tutmaktadır. Fransa arka bahçelerinde ve tarih bağajında birçok mezalim bırakmıştır. Bu nedenle de devr-i sabık ve devlet-i sabık olmuştur.
De Gaulle'dan sonra, kısa bir süre önce Jacques Attali yine Fransa için hasta adam deyimini kullanmıştır. "Hasta Adam" deyimi başarısız devlet deyimine göre daha ehven görünmektedir. Ülkesini Avrupa'nın hasta adamı olarak tanımlamaktadır. Bu kavram çok kullanıldığı ve tüketildiği için biz buna Avrupa'nın asalak adamı da diyebiliriz. Zira daha düne kadar sömürgelerinden besleniyor ve başkalarının sırtından geçiniyordu. Jacques Attali ekonomist, yazardır. Ülkesinin ekonomik durumunu çok iyi bildiği ve buna göre bir değerlendirme yaptığı söylenebilir.
Elbette bu hasta adam tanısına eski sömürgeler fazlasıyla sevinmektedir. Onlar açısından kader cihetiyle tarihin, öçlerini aldığı düşünülmektedirler. Cezayirli yazar Muhammed el Hadi el Haseni, Jacques Attali'nin teşhisi sonrası yerinde duramamakta adeta zıplamaktadır. Sanki Mısırlı diva Ümmü Gülsüm'ün Atlal/Harabeler şarkısını dinlemiş gibi coştuğunu ve havaya zıpladığını söylemiştir. Tarih devran halindedir. Tilke'l eyyamu nüdaviluha beynen'nnasi. İnsanlar arasında günleri dolaştırıp dururuz. Tarihin akışı içinde kimsenin yeri sabit değildir.
Mustafa Özcan
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- Osmanlı'nın Gazze'de dirilişi (23.09.2026)
- Hasan el Benna'nın son rüyası (20.09.2026)
- Suudi Arabistan'ın mehdiler ile başı dertte (17.09.2026)
- Karmatilerin son halkası (16.09.2026)
- Hürmüz'den Babu'l Mendep'e (13.09.2026)
- Dinden dini ideolojiye (10.09.2026)
- Veda edemeden ayrıldıklarımız (09.09.2026)
- Beyaz Saray buluşmasının perde arkası! (05.09.2026)