Suudi Arabistan'ın mehdiler ile başı dertte
Yemen ile Suudi Arabistan arasında bir yönüyle fiziki savaş devam ederken diğer yönüyle de anlam savaşları hız kazanıyor ve simya savaşlarına sahne oluyor. Muhammed Bin Selman'ın izlediği batılılaşma politikalarıyla ellerinde direnç namına hiçbir malzeme ve ideolojik sürüm kalmamış görünüyor. Bu tamamen öngörüsüzlüğün bir eseridir. Müslüman Kardeşler Muhammed Bin Selman'ın hasımları arasındadır. Yemen'i kaybetmenin nedenlerinden birisi de işte budur. İdeolojik yabancılaşma nedeniyle eski müttefiklerini kaybetmişlerdir. İkincisi, Vehhabiliği de üç talakla boşamışlar, tarih dışı saymışlardır. Yerine ise eğlence kültürü koymuşlardır. Muhammed Bin Selman 1979 yılındaki Kabe baskınını milat almıştır. Kabe baskınının faturasını genel olarak bütünüyle İslami kesimlere kesmiştir. Daha doğrusu İslami uyanış olarak bilinen Sahve'ye kesmiştir. Samimi dindar kitlelere sırt dönmüştür. Doğan boşluğu eğlence kültürüyle doldurmaya kalkışmıştır. Böylece hem içerideki denklemi hem de hinterlandını zayıflatmıştır. Bir benzeri uygulamayı Ürdün rejimi de yapmıştır. Yanlış zamanda yanlış tercih. Oysa resmiyeti temsil eden kurulu din anlayışı bir çekim ve cazibe merkezi olmaktan çok uzaktır.
1979 yılından devam edecek olursak; Cüheyman Uteybi ve Muhammed Kahtani mehdilik davasıyla ortaya atılmışlardır. Kabe'yi basmışlardır. Bu hem gayri resmi Selefiliği hem de resmi Vehhabiliği zayıflatmıştır. Suudi Arabistan'ın üzerine bindiği dalı kesmiştir. Bindikleri zemin kaybolmuş, çökmüş ve Arap cephesi zayıflamıştır. Kabe baskını İran gibi ülkeler için cesaret kaynağı olmuştur. Suudi Arabistan'da dine kayıtsızlık mehdilik adına huruç hareketlerini kolaylaştırmıştır. Buna ters etki denilir. Suudi Arabistan için zafiyet kaynağı olurken İran için dayanak olmuştur. Nitekim yerel mehdilik iddialarından zar zor kurtulan Riyad şimdi yeni bir baş ağrısıyla yüzleşmek zorunda bulunuyor. İran kaynaklı ve merkezli bir tür mehdilik iddialarıyla yüzleşmektedir. Şii dini mercilerden Murteza Tahrani Husileri savunma sadedinde şöyle bir tez ileri sürmüştür. Suudi Arabistan Husilerle savaşıyor çünkü bu yolla Mehdi'nin zuhurunu engellemeye çalışıyor. Murteza Tahrani'ye ve benzerlerinin inanışına göre Mehdi Yemen'in köylerinden birinde zuhur edecek ve yanında da İranlı komutanlar olacaktır. Şimdi Samarra'nın yerini Yemen köyleriyle değiştirmiş görünüyorlar. Ve burada Yemen ve Hicaz üzerinden küresel bir Şii devleti hayal ediyorlar. Hedeflerine varamayabilirler ama bu tezlerle yeni kargaşa zeminleri üretiyorlar.
Husilerin ilerlemesi halinde bu tür iddiaların önü arkası kesilmeyecektir. Vasik Şummeri adlı sarıklı Şii mollası da Mehdi'nin görevleri arasında Kabe'yi yıkmayı göstermektedir. Tarihi tezlerine göre İslami devirlerde ya da Şii'lerin rol almadığı devirlerde Kabe'nin aslının hilafına yenilendiğini, aslından saptırıldığını iddia ediyorlar. Mehdi'nin Hazreti Fatıma Kur'an'ını çıkaracağı gibi aynı zamanda Hazreti İbrahim ve İsmail'in esasları üzerine Kabe'yi de elden geçirecek ve yenileyecektir. Emevilerin Kabe'yi mancıkla yıkması gibi onlarla füzelerle yıkabilirler. Gerek Emevi vandalizmi gerekse uyduruk mehdililik iddialarıyla Müslümanların gözünde Kabe'nin heybetini zayıflatıyorlar. İbrahimizm dalgası İsrail eksenli olarak bir iken Şii versiyonuyla birlikte ikiye çıkmıştır. Onlara yapılacak en iyi tavsiye şu olmalıdır: Kabe'yi bırakın, siz Kum'da oynayın veya Necef'e bakın! Bizi üzen içimizde onlara kulak verenlerdir.
Mustafa Özcan
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- Karmatilerin son halkası (16.09.2026)
- Hürmüz'den Babu'l Mendep'e (13.09.2026)
- Dinden dini ideolojiye (10.09.2026)
- Veda edemeden ayrıldıklarımız (09.09.2026)
- Beyaz Saray buluşmasının perde arkası! (05.09.2026)
- Taş çağına dönme sırası İsrail’de (05.09.2026)
- Aklı tatile göndermek (31.08.2026)
- Kraliçe Nazlı'nın mirası (30.08.2026)