Yunanistan'la İlişkilerde Özal Formülü
Bazı gazeteler, Türkiye ile ilişkilerinde Yunanistan'ın zorlu konuları kenara bırakma, kolayından başlama politikasını benimsediğini ortaya koymaktadır. Türkiye karşısında yeni bir yöntem belirlemiştir. Doğru bir yaklaşımı temsil eder ve Özal da "komşu" ile ilişkilerde bu yaklaşımı benimsemişti. Kısaca Miçotakis formülü, aslında Özal formülüdür: Basit konulardan mürekkep konulara doğru gitmek.
İnsani veya dava ilişkilerinde de durum böyledir. Nitekim Reşid Rıza'dan Hasan el Benna'ya intikal eden (12 Şubat 1949 şehadetinin sene-i devriyesi münasebetiyle merhuma Allah'tan rahmet dilerim) bir deyim vardır: "Anlaşabildiğimiz noktalarda anlaşır, anlaşamadıklarımızı ise zamana yayar ve bu konularda birbirimizi mazur görürüz."
Elbette uluslararası ilişkilerde, özellikle Yunanistan'la ilgili meselelerimizde, birbirimizi mazur görme gibi bir eğilim ve ihtimalden söz edemeyiz. Bu genişliği kaldıramayız. Sözün gelişi böyledir. Gazetelere akseden Yunanistan yaklaşımı aslında bizim eski yaklaşımımızı yansıtmaktadır. Hz. Yusuf'un kardeşlerinden mülhemdir. Onların deyimiyle "Bidaatünâ ruddet ileynâ" (Sermayemiz/malzememiz bize geri döndü). Özal'ın unutulan formülü budur.
Özal iktidarı döneminde hem Yunanistan hem de Suriye ile ilişkileri yoluna sokmak istemiştir. İlişkileri saplandığı tümsekten kurtarmaya çalışmıştır. Bunun için siyasi sondajlar yapmıştır. Lakin sondaj alanı çorak çıkmıştır. Hem dönemin Yunanistan Başbakanı Andreas Papandreu hem de baba Esad "Nuh" demiş ama "peygamber" dememiştir. Yeminli Türkiye düşmanlığı yapmışlardır.
Özal her ikisini de yumuşatmaya çalışır. Bu retçi tavır aslında onların iradelerinden ziyade, Türkiye'nin atılımını engellemek isteyen uluslararası güçlerin iradesini yansıtmaktadır. Türkiye o dönem Yunanistan-Suriye gergefinde çembere alınmaktadır. Özal, Papandreu'ya ağır konuları geriye bırakarak ilişkileri normalleştirmeyi teklif eder. Papandreu ise bu teklife pek kulak asmaz. Özal 1987 yılında Suriye'ye gider; Kamışlı ve çevresindeki petrol yataklarını birlikte işletmeyi teklif eder. Hafız Esad bu teklife "evet" deseydi belki de tarihin seyri daha erkenden değişebilirdi. İhtiyacı olduğu halde baba Esad inadına yenilir. Nedense babalar Türkiye'ye çelik gibi serttir.
Oğullar döneminde durum değişir. Yorgo Papandreu, babasından devreden politikalarında daha esnektir ve Türkiye ile ilişkilerin düzelmesine ayak sürümemektedir. Bu dönemde Marmara Depremi felaketi de insani diplomasinin önünü açar, karşılıklı yumuşama sağlanır ve açılıma hizmet eder. Babalar döneminde Türkiye'yi çevreleme politikalarının ayakları kaybolur lakin yerlerini başka ayaklar alır. Mesela Hafız Esad-Andreas Papandreu ikilisi gitmiş ama günümüzde yerlerini Miçotakis-Netanyahu ikilisi almıştır. Bunların dertleri Türkiye'nin önünü kesmektir. Karşılıklı esen soğuk rüzgarlar nedeniyle Miçotakis'in ziyareti iki yıldan beri tecillidir.
Yunanistan'ın Türkiye takıntısı anlaşılabilir. Lakin Türkiye'nin Yunanistan'a takıntılı olması düşünülemez. Siklet farkı vardır. Türkiye, komşuya ve hırçınlıklarına karşı daha tahammüllü olacak. Yunus Emre doğru söyler: "Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım." Tanış olmayanlar düşman olurlar. Arapça bir deyim tam da bunu söyler: "İnsan bilmediğinin düşmanıdır." Düşmanlık cehalet üzerine kuruludur ve o doğrultuda gelişir (El insanü adüvvü mâ cehile).
Mustafa Özcan
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- Deccal öfkesine kapılmış Netanyahu (09.02.2026)
- Şeytan Adası mı, Deccal Adası mı? (08.02.2026)
- Küresel havuzdaki köpek balıkları (02.02.2026)
- Hiç kimse masum değil, hiç kimse masun değil! (01.02.2026)
- Kabusun dönüşü (29.01.2026)
- Kimi desteklemeliyiz? (28.01.2026)
- Vuruşarak Çekilmek (27.01.2026)
- Yapısal tıkanma ve yapısal krizler (23.01.2026)