VAV TV CANLI YAYIN
Mehmet Emin Ay

İyiliği insanlarla buluşturan hayır kapısı: Osmanlı Vakıfları

05 Ekim 2026

Asıl ve tek amacı Allah Teâlâ'nın rızasını kazanmak olan bir anlayışla kurulan vakıfların, Osmanlı Devleti dönemindeki hizmet alanları gerçekten dikkat çekicidir. Bir "Vakıf Medeniyeti" olarak da anılan Osmanlıların pek çok alanda hizmet veren bu hayır kurumları; medeniyet tarihçilerinin, sosyoloji ve psikoloji alanlarında değerli çalışmaları bulunan birçok akademisyenin takdirini kazanmıştır. Hayranlık duyulacak birtakım isimlere ve muhtevaya sahip olan bu vakıfları bugünkü yazımızda ele almak istiyoruz.

Osmanlı Devleti'nin üç kıtada, toplumsal hayatın akla gelebilecek bütün alanlarında "karşılık beklemeden hizmet verme" anlayışıyla kurdukları vakıfları şu başlıklar altında zikredebiliriz:

  1. Camiler, mescitler ve yerleşim yerlerinin yakınlarında namazgâhlar ihdas etmek ve mabetlerde görev yapanların masraflarını karşılamak amacıyla kurulan vakıflar...

İbadet edilen yer anlamındaki "mabet" kavramı Osmanlı medeniyetinde dikkat çekici bir ayrıma sahiptir. İslam ülkeleri coğrafyasında tüm mabetler için "mescit" ismi kullanılırken Osmanlılar, cuma namazını eda etmek amacıyla inşa edilen mabetlere "cami" adını veriyorlar, sadece vakit namazlarının kılındığı mabetlerden ise "mescit" diye bahsediyorlardı. Camiler de şayet Osmanlı hanedanı tarafından inşa ettiriliyorsa bunlar, "sultan" kelimesinin çoğul ismiyle "Selatin Camii" olarak adlandırılıyor; eğer hanedandan olmayan kişiler tarafından inşa ediliyorsa "cami/camii" olarak kabul ediliyor ve böylece anılıyordu. İşte bu cami ve mescitler, yine bazı mahallelerde ihdas edilen namazgâhlar, hayırsever Osmanlı hanedanı ve diğer varlık sahibi şahıslar tarafından sadece inşa ve ihdas edilmekle kalmıyor; bu mabetlerde görev yapacak olan imam, hatip, müezzin, kayyım gibi görevlilerin maaşlarının verilmesi için de bu camileri yaptıranlar tarafından vakıflar kuruluyor, böylece inşa edilen bu mabetlerin uzun süre aynı şekilde dinî hizmetlerine devam edebilmesi için belirli bir gelir kaynağına sahip olması sağlanıyordu.

İbadetlerin ifa edildiği yer olmakla beraber camiler aynı zamanda manevi etkileşim ve dinî bilginin öğretildiği merkezler ve halka açılan toplantı yerleriydi. Ramazan ayında bazı camilerde iftar vaktinde ihtiyaç sahiplerine ve talebelere iftar yemeği veriliyor ve mübarek gecelerde cemaate şerbet dağıtılıyordu. Böylece mabetler, "Allah rızası için" insanlara iyilikte bulunmanın güzel bir vasıtası olan vakıflara aracılık ediyorlardı. Tarihî kaynaklar incelendiğinde; Ayasofya, Sultanahmet, Süleymaniye, Eyüp Sultan, Fatih, Selimiye, Mihrimah Sultan, Atik Valide Sultan Camii gibi selatin camilerinin tüm ihtiyaç ve giderlerini karşılamak üzere bu camileri inşa ettirenler tarafından aynı zamanda vakıflarının da kurulduğunu görüyoruz. Bunun gibi şahıslar tarafından inşa ettirilen diğer camiler ve mescitler de birtakım ihtiyaçlarının ve giderlerinin karşılanması için kurulmuş vakıflara sahipti.

  1. Medreseler, mektepler, darüşşifalar, tekke ve dergâhlar kurmak, buralarda barınan ilim yolcuları ve diğer ihtiyaç sahipleri için imaretler kurmak...

İslam dünyasında en çok önemsenen müesseselerden biri de maddi manevi eğitim amacıyla kurulan medreseler ve mektepler, darüşşifalar ve nefis terbiyesi için kurulan tekke ve dergâhlardır. Buralarda ilim tahsil etmek, usta-çırak ilişkisiyle genç tabipler yetiştirmek; yine manevi terbiye için devam edilen tekke ve dergâhlarda kalanların yeme içme ihtiyaçlarını sağlamak için birtakım imaretler kurmak ve buralardan insanlara her gün yemek ikram etmek için vakıflar kurmak da Osmanlılar döneminde önemsenen hususlardan biridir. Konuya dair Fatih Sultan Mehmed'in tarihî kaynaklarda yer alan beyanını aktarmak istiyoruz:

"Ben ki İstanbul fatihi abd-i âciz Fatih Sultan Mehmed, bizatihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım, İstanbul'un Taşlık mevkiinde kâin ve ma'lumu'l-hudud olan 136 bab dükkânımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakf-ı sahih eylerim.

Şöyle ki: Bu gayrimenkulatımdan elde olunacak nemalarla, İstanbul'un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim... Ayrıca 10 cerrah, 10 tabip ve 3 de yara sarıcı tayin ve nasp eyledim. Bunlar ki ayın belli günlerinde İstanbul'a çıkalar, bilaistisna her kapıyı vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar; var ise şifası, şifayab olalar. Değilse kendilerinden hiçbir karşılık beklemeksizin Darülaceze'ye kaldıralar, orada salah bulduralar.

... Ayrıca külliyemde bina ve inşa eylediğim imarethanede şehit ve şühedanın kavimleri ve medine-i İstanbul fukarası yemek yiyeler. Ancak yemek yemeye veya almaya bizatihi kendileri gelemeyenlerin yemekleri, güneşin loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle..."

  1. Yol güzergâhlarında çeşmeler, köprüler, hanlar ve kervansaraylar kurmak...

İnsanların güvenli bir şekilde seyahat imkânına kavuşması da medeniyetle alakalı bir durumdur. Osmanlı Devleti'nin hüküm sürdüğü dönemlerde seyyah tarihçilerin hayranlıkla dile getirdiği konuların başında yol güzergâhında insanların konaklayacağı han ve kervansaraylar gelmektedir. "Yolcunun da duası makbuldür." buyurulan hadis-i şerifin müjdesine nail olmak için hayırseverler uçsuz bucaksız topraklarda nice han ve kervansaray inşa etmişler ve insanların en önemli ihtiyacını görmüş, onlara sığınacakları ve istirahat edecekleri imkânlar sunmuşlardır. Elbette ki yol güzergâhındaki çeşmeler, köprüler de yolcular için birer iyilik kaynağıdır. İşte bütün bunların işler hâlde hizmetine devam edebilmesi için gelir sağlayıcı vakıflar kurmak da bu başlık altında zikredeceğimiz hususlardandır.

Bazı kervansarayların ve hanların vakıfnamesinde (vakfeden kişinin kaydettirdiği şartlar) "yolcuların hayvanlarıyla birlikte üç gün misafir edileceği, yedirilip içirileceği" şartı vardır. Batılı seyyahlardan Sir Paul Ricaut, "Anadolu'da yollar üzerinde her fersahta kervansaray vardır. Bunlar, başka ülkelerde hiç görülmeyen hayır müesseseleridir." demiştir. Doğu Trakya'da Havsa gibi mütevazı bir kasabada iki vakıf hanının olduğunu ve burada yolcuların bedava ağırlandığını ifade eder tarihçilerimiz… Bunlar geliri yüksek olan vakıflarla finanse edilirdi. Geliri gittikçe artan bu vakıfların hayrı sadece yolculara değil, civar köylere de ulaşırdı. Söz gelimi Çatalburgaz'da İstanbul-Edirne yolu üzerinde Mustafa Paşa Kervansarayı'nın yıllık gelir fazlası ile haftada bir gün civar köylere bedava yemek dağıtılıyordu.

Yukarıda zikrettiğimiz üç maddeden başka alanlarda da vakıfların varlığını biliyoruz. Hoşgörünüze sığınarak bir sonraki yazımızda onları da zikrederek konuyu tamamlayalım.

Sağlık ve esenlik dilekleriyle…

Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.