Neden bir Tüketim Ahlâkı’na ihtiyaç vardır?
Tarafsız bir gözle şöyle etrafımızı süzdüğümüzde; yaşadığımız siteye, mahalleye, kente, memlekete, bölgeye ve nihayet tüm dünyaya baktığımızda şunu görmek pekâlâ mümkündür: Bu çağda, tüm dünyada hüküm süren tüketim kültürünün önemli boyutlarından biri de onun, insanların "anlam arayışı"ları üzerindeki etkisinin varlığıdır… Evet, hiç şüphesiz tüketim kültürü, insanın anlam arayışına ciddi manada katkı sunmaktadır. Hiç şüphesiz, olumlu ya da olumsuz ama mutlaka var olan bir katkıdan söz edebiliriz.
Bilindiği üzere, sanayi devrimi sonrası hız kazanan kapitalist üretim ve tüketim modeli, bireylerin tüketim alışkanlıklarını köklü biçimde değiştirmiştir. Günümüzde tüketim, artık yalnızca birtakım ihtiyaçların karşılanması için değil, aynı zamanda sosyal statü ve kimlik inşasında da önemli bir faktör haline gelmiştir.
Seküler yani dünyevileşmiş bir hayat tarzına sahip olan toplumlarda -ki bunların başında Batı Avrupa ülkeleri gelmektedir- geleneksel değer sistemlerinin zayıflamasıyla birlikte birey, hayatına anlam kazandıracak yeni referanslar aramaya başlamıştır. Tüketim, bu arayışta insanlara "geçici" tatminler sunan bir araç olarak gözükmekte ve bu vasfıyla öne çıkmakta; ancak bu tatminler, çoğu zaman kalıcı bir anlam üretmekten uzak kalmaktadır. "Moda" adını verdikleri ve adeta her altı ayda bir değiştirmek zorunda kaldıkları anlayış biçimi, şu gerçeğin ortaya çıkmasında baş rol oynamıştır: Modern tüketim kültürü, insanlarda sürekli olarak birtakım arzular "üreten"; ihtiyaç kavramını ise sürekli olarak "büyüten" ve "genişleten" bir olgu haline gelmiştir artık… Ne var ki, bu paradoks yapı içinde kuşatılmış bireyler, artık yalnızca tüketen birer varlık değil, aynı zamanda tüketim eylemleri üzerinden kendini ifade etmeye çalışan ve kendini anlamlandırmaya çabalayan birer özne haline dönüşmektedir.
Evet, hiç şüphesiz böyle bir değişim ve dönüşüm usul usul gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye devam etmektedir. Artık din, dil, ırk, renk, kültür, gelenek-görenek gibi farklılıkları ortadan kaldıran bir yeknesaklık içinde, insanlar, kocaman bir köy halini alan dünyamızda aynı tür giysileri giyen, aynı tür içecekleri içen, aynı tür hamburgerleri yiyen "tekdüze" kişiler haline gelmektedirler. Reklamlar, medya ve dijital platformlar aracılığıyla şekillenen bu süreçte, "bireyin neyi tükettiği, neden tükettiği" soruları, konunun yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ahlakî bir problem olarak da ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Zira uluslararası niteliğe sahip şirketlerin reklamları artık global bir anlayışla çekilmekte ve sadece dillerindeki farklılıkla "yerelleştirilmekte"dir. Çünkü muhatapların dilleri farklı olsa da zihniyetleri aynıdır, özdeştir... Bu reklamlar, herkesi -aynı şartlara sahip olmamalarına rağmen- eşit derecede muhataplar kabul etmekte ve "Sen çok özelsin/ Neden daha azıyla yetinesin/ Sen her şeyin en iyisine layıksın/ Sen buna değersin/ Özgürlüğünden ödün verme!" gibi telkinlerle, bireyi, kendisini "çok özel" biri olarak görmeye yöneltmektedir. Ne var ki bu durum, özellikle gıda maddelerine katılan ve bağımlılık yapan birtakım katkı maddelerinden dolayı bireyin sürekli bir tüketim döngüsü içerisinde kalmasına, mütemadiyen daha fazla arzu üretmesine, ancak sonuçta isteklerinin tamamını karşılayamaz bir durumla muhatap ve mutsuz olmasına neden olabilmektedir.
İşte özetleyerek aktarmaya ve kabaca çizmeye çalıştığımız bu tablo, tüketim kavramının, ahlakî açıdan derinlikli bir şekilde "inceleme" ve "değerlendirme" işlemlerine tabi tutulmasını zorunlu kılmaktadır. Özellikle "israf" kavramı, modern dünyada tüketim faaliyetlerinin ahlakî boyutunu incelemek ve değerlendirmek açısından son derece önemlidir. Çünkü geçmiş dönemlerde dinlerin etkisiyle oluşan geleneksel ahlak anlayışlarında "ölçülü olmak" ve "kanaat etmek" gibi ilkeler ön plandayken, modern tüketim kültürü bu ilkeleri aşındırarak "daha fazla tüketim"i teşvik eden kurallar üretmeye başlamışlardır. Ancak bu durum, kişileri mutlu kılmamış, bilakis onun hem kendisiyle hem de toplumla kurduğu ilişkilerinde gerilimlere sebep olmuştur.
Sözlerimizi şu ifadelerle tamamlamak isteriz. Görünen odur ki, modern tüketim kültürü, kişinin ahlakî değerlerini değiştirmekte ve dönüştürmekte, böylece ferdin kimlik ve anlam arayışında önemli bir rol oynamaktadır. Esasen farkında olsun ya da olmasın, artık insanın, tüketimle kurduğu ilişki, onun yalnız dışını değil, aynı zamanda iç dünyasını da dizayn etmektedir. Muhtelif alanlarda; Ticaret, Sanat, Spor ve Savaş… Ahlâkı'na sahip olması gerektiği gibi, insanın bir "Tüketim Ahlakı"na da sahip olması gerekmektedir vesselam…
Tüketim Ahlâkı üzerinde duracağımız gelecek yazımızda buluşmak dileğiyle…
Mehmet Emin Ay
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- Türkiye’de İlk Kongre: I. Helal Akreditasyon Kongresi (07.04.2026)
- Yesevilik’te Manevi Eğitim Esasları - 2: Allah’ı Zikretmek (02.04.2026)
- Yesevilik’te Manevi Eğitim Esasları - 1: Nefis Terbiyesi (30.03.2026)
- Ahmed Yesevî Hazretlerini, tasavvuf tarihinde farklı kılan özellikleri (26.03.2026)
- Aziz ve Sevgili bir Dost’a Veda ederken (19.03.2026)
- Ahmed Yesevi Türbesinden Mesajlar (09.03.2026)
- Pir-i Türkistan Hâce Ahmed Yesevî (26.02.2026)
- Bangkok’ta Müslümanlara Ait Külliye ve Okul (16.02.2026)