Pir-i Türkistan Hâce Ahmed Yesevî
TRT'nin Orta Asya'daki Türk Cumhuriyetlerini ve aynı zamanda tüm insanlığı muhatap alarak -isminden de anlaşılacağı üzere- "seslendiği" kanalı TRT Avaz'ın, Ramazan ayında yayınlanan "Sözün Özü" programının davetlisi olarak Kazakistan'ın Türkistan isimli şehrinde girdik mübarek aya… İlk sahurumuz da ilk niyetimiz de ilk iftarımız da bu şehirde, bu beldede nasip oldu bu yıl…
35 yıl önce, 1992 yılında ilk kez geldiğimiz Yesi şehri, bu defa büyük bir heyecan ve hayranlık uyandıran güzelliğiyle karşıladı bizi…
31 Mart 2021 tarihinde gerçekleşen Türk Konseyi zirvesi sonrasında "Türk Dünyasının Manevi Başkenti" sıfatına kavuşan ve artık bu şehrin adı olarak tescillenen "Türkistan" kelimesi, sanki kendisiyle özdeşleşen Hâce Ahmet Yesevî'ye duyulan saygı ve vefanın, bariz bir ifadesine dönüşmüştü. Evet, Pîr-i Türkistan Ahmed Yesevî'nin şehri, artık dünyada sadece bir bölge adı olarak değil, Kazakistan ülkesinin kadim şehri "Türkistan" olarak anılacak ve böyle tanınacaktı.
THY ile birlikte diğer Kazak havayolu şirketlerinin uçtuğu Hazret Sultan isimli mütevazı bir havaalanına da sahip olan şehre, Türkiye'den beş saatlik bir uçuşla Orta Asya'nın kalbine yolculuk yapabilir ve bu kadim şehrin tarihinden günümüze ulaşan güzelliklerine şahit olabilirsiniz. Asıl kazancınızın ise burada medfun sevgili ve aziz bir kulun; Ahmed Yesevî Hazretlerinin kabrini ziyaret edip, onun bıraktığı esintiden ruhunuzu ferahlatacak manevi nasipler olacağını özellikle zikretmek isteriz. Çünkü hayatı, yaşantı tarzı ve sözleriyle gönüllerde saltanat kuran ilim, irfan ve hikmet madeni Hz. Ahmed Yesevî, sadece döneminin değil, sonraki asırların da bir Mürşid-i Kâmil'i olmuştur diyebiliriz, Tasavvuf Tarihi'nin bize verdiği bilgiler doğrultusunda…
Ahmed Yesevî Hazretlerine dair kısa bir malumat
Ahmed Yesevi Hazretlerinin, Batı Türkistan'daki Çimkent şehrinin doğusunda bulunan ve Tarım adlı ırmağa dökülen Şâhyâr nehrinin, küçük bir kolu olan Karasu üzerindeki Sayram kasabasında doğduğu kabul edilir. Yesi'de doğduğu da söylenmektedir. Ancak doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Bununla birlikte Nakşibendiyye ulularından biri olan Yûsuf el-Hemedânî'ye (v.1140) intisabı ve onun halifelerinden biri oluşu dikkate alınırsa, Ahmed Yesevî'nin, 11. yüzyılın ikinci yarısında dünyaya geldiği düşünülebilir.
Sayram kasabasının ileri gelenlerinden biri olan babası, kerametleriyle tanınan ve Hz. Ali'nin neslinden geldiği kabul edilen Şeyh İbrâhim; annesi ise Mûsâ Şeyh isimli zâtın kızı Ayşe Hatun'dur. Şeyh İbrâhim'in Gevher Şehnaz isimli kızından sonra ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Ahmed Yesevî önce annesini, ardından da babasını kaybetti. Kısa bir müddet sonra ablası Gevher Şehnaz, kardeşini de yanına alarak Yesi şehrine gitti ve oraya yerleştiler.
Tahsiline Yesi'de başlayan Ahmed Yesevî, küçük yaşına rağmen birtakım tecellilere mazhar olmasıyla çevresinin dikkatini çekmişti. Onunla ilgili anlatılan pek çok menkıbeden birisi de Hz. Hızır'ın (as) ona rehberlik etmesi ve o zamanlar Yesi'de yaşayan Arslan Baba'ya intisabına vesile olmasıyla ilgilidir. Bu intisabın yedi yaşında olduğunu şu beyitle anlatır Yesevî Hazretleri…
"Yedi yaşda Arslan Baba'ya kıldım selam
Hak Mustafa emanetin kılın en'âm"
(Eski Eserler müzesinde yer alan bu resim ve üzerindeki yazılar, Ahmed Yesevî'nin Arslan Baba'ya intisabını temsil etmektedir.)
Arslan Baba'nın manevi terbiyesiyle kısa zamanda üstün mertebeler elde eder. Ancak Arslan Baba'nın vefatı Ahmed Yesevi'nin Buhara'ya gitmesine vesile olur. Bu şehirde devrin önde gelen âlim ve mutasavvıflarından Şeyh Yûsuf el-Hemedânî'ye intisab eder ve onun terbiyesi altına girer. Şeyhinin vefatından bir süre sonra irşad görevini üstlense de bu vazifeyi Şeyh Abdülhâliḳ Gocdevânî'ye bırakarak Yesi'ye döner ve vefat tarihi olan 1166 yılına kadar bu şehirde irşad faaliyetlerine devam eder.
Ahmed Yesevî altmış üç yaşına geldiğinde tekkesinin avlusunda kendisine bir çilehâne hazırlatır. Artık vefatına kadar burada kalacak, ibadet ve riyâzetle meşgul olacaktır. Bu çilehânede ne kadar kaldığı belli değildir. Bazı tarihçiler on yıl, bazıları da altmış yıla yakın bir süre burada yaşadığını ifade etmektedirler. Ancak kesin olarak bilinen şudur: Altmış üç yaşından sonra artık vefat ettiği vakte kadar çilehanesinde yaşamış ve hücresinde vefat etmiştir.
Doğum yeri olan Sayram'da Hz. Ali'nin soyundan İmam Muhammed b. Ali neslinden gelenlere hâce denildiği gibi onlara bağlı olanlara da aynı isim veriliyordu. Ahmed Yesevî de bu silsileye bağlı olduğu için Hâce Ahmed, Hâce Ahmed Yesevî, Kul Hâce Ahmed ifadeleriyle anıldığı gibi Özbekler ona Hoca Ahmed Yesevi demişlerdir. Müzedeki mühründe ise "Hazret-i Sultan Hâce Ahmed Yesevî" yazıldığı görülmektedir.
Rivayete göre Ahmed Yesevî'nin İbrâhim adında bir oğlu olmuşsa da kendisi hayatta iken vefat etmiştir. Ayrıca ablasının ismini verdiği Gevher Şehnaz ve Gevher Hoşnaz adlarında iki kızı dünyaya gelmiş, soyu Gevher Şehnaz vasıtasıyla devam etmiştir. Yesi (Türkistan) şehrinde damadı Ali Ata'ya ait kabrin olduğu bir türbe ve yanında bir mescid bulunmaktadır. Seyahatimizin son günü teravih namazını burada kıldırmak nasibimiz oldu. Cemaatin içindeki yaşlılardan aldığımız bilgilerle de hem Mâverâünnehir bölgesinde hem Orta Asya'nın diğer bölgelerinde hem de Anadolu'da Ahmed Yesevî'nin neslinden kişilerin bulunduğunu ve Evliya Çelebi'nin de onlardan biri olduğunu öğrendik.
(Ahmed Yesevî'nin damadı Ali Ata'nın kabri ve Mescidi)
Ahmed Yesevî'nin kerametlerinin vefatından sonra da devam ettiğine inanılmaktadır. Bu konuda anlatılanlardan biri de şöyledir: Kendisinden iki yüz yıl sonra yaşayan Timur (1336-1405), rüyasında Yesevî Hazretlerini görür ve ondan bir zafer müjdesi alır. Zaferi kazandıktan sonra Ahmed Yesevî'nin kabrini ziyaret etmek için Yesi şehrine gelir. Ona olan şükran borcunu ödemek için kabrin üzerine devrin mimarî şaheserlerinden olacak bir türbe yaptırır. Binanın üstünde çapı 18,2 m. olan bir kubbe bulunmaktadır ki, bu kubbe, Orta Asya'daki en büyük tuğla kubbedir.
Türbenin dört bir tarafı mesaj yüklü ayetler ve tesbihat sözleriyle bezelidir… Bunları diğer bir yazımızda ele alacağımızı belirterek sözlerimize son vermek istiyoruz. Ramazan-ı Şerif'in bereketi her daim üzerinizde olsun. Sağlıcakla kalınız efendim…
Mehmet Emin Ay
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- Bangkok’ta Müslümanlara Ait Külliye ve Okul (16.02.2026)
- Tayland Şeyhülislamlık Makamı (12.02.2026)
- Artık “Tayland-Türkiye İşbirliği Merkezi” adında bir merkezimiz var (09.02.2026)
- Rabbe yöneliş, günahlardan arınma ve Yüce Makam’a Arz-ı Hâl gecesidir, bu gece (02.02.2026)
- İdrak ettiğimiz, “Mübarek Geceler” Nasıl ihyâ edilmeli? (23.01.2026)
- “Mübarek Geceler” Müslüman için neler ifade eder? (19.01.2026)
- Kâbe’de okunan ilk hutbede verilen mesajlar (14.01.2026)
- Kabe’nin izzet ve şeref elbisesi giydiği gün: 11 Ocak 630… (12.01.2026)