“Mübarek Geceler” Müslüman için neler ifade eder?
Üç gün önce bir mübarek geceyi; Üç Aylar'ımızı ışıtan bir kandilimizi, yine mübarek bir geceye denk gelen Cuma gecesinde; 15 Ocak 2026 Perşembe gününün akşamında idrak ettik, Mevlâ'ya şükürler olsun… O gece ki, İsrâ ve Mirâc mucizelerinin yaşandığı Receb-i Şerif'in 27. Gecesiydi…
Yine camilerimiz dolup taştı hamdolsun… Müminler, camilerde yapılan vaazları dinleyerek, kılınan namazlara ve yapılan dualara iştirak ederek bu geceyi ihya etmeye çalıştılar. Evlerinde Kur'an-ı Kerim okuyarak, Mevlid-i Şerif yayınlarını izleyerek/dinleyerek, zikirler ve tesbihat ile meşgul olarak bu kıymetli geceden istifade etmeye çalıştılar…
Bu geceden yapılan ibadetlerimizi, eksiği ve kusuruyla birlikte kabul buyurmasını; dualarımızı da makbul ve müstecâb kılmasını Allah Teâlâ'dan niyaz eyledik… Peki hiç şunu düşündük ve sorguladık mı? Bir mübarek gecenin sabahında, gönül dünyamızda ve ruhumuzda, yaşadığımız o huzurlu ve feyizli zaman diliminin herhangi bir izi ve devam eden bir etkisi söz konusu mu? Yoksa toplumun genelinde hâkim olan duygu bizi de mi kuşattı? Biz de mi toplumun bir ferdi olarak bu mübarek geceyi de diğer geceler gibi yaşadık ve bitirdik, sonra da yeni bir güne, yine aynı, o her zamanki uyanışla "sermayeyi tüketmiş bir halde" uyandık!..
Kanaatimizce, özellikle seküler bir hayat anlayışını benimsediğimiz şu çağda artık toplum olarak mübarek gün ve gecelerimizin kadrini ve kıymetini bilmeyi de, onlardan gereğince istifade etmeyi de başaramıyoruz. Görünen o ki, böylesine "mübarek" zaman dilimleri artık memleketimize ve takvimlerimize "bir geceliğine" uğramakta ve hakkını vererek ağırlayamadığımız bu değerli misafir, ertesi sabah erkenden veda etmektedir bizlere…
Peki bu hale gelişimizin sebebi hangi faktörler olabilir? Doğrusu, böylesi sosyal olaylarda bir değil pek çok sebepten bahsedilebilirse de "dünyevileşme" belâsıyla birlikte, mübarek gün ve gecelerin, böylesine kadri ve kıymeti bilinmez bir hale gelmesinde, son yıllarda sosyal medyadaki olumsuz paylaşımların da önemli bir rol oynadığını düşünüyoruz. Şöyle ki birtakım kimseler, "bu gecelerin, dinî açıdan farklı bir anlam taşımadığını", "Asr-ı Saadette Peygamberimiz ve ashabı tarafından bu gecelere özel bir anlam yüklenmediğini", "dinin özünde olmayan bu uygulamaların, bid'at olarak kabul edilmesi gerektiğini" iddia etmektedirler. Dahası, bugüne kadar dinî ve kültürel bir gelenek olarak gelen bu uygulamaların, dinin özüne ters düştüğünü de ısrarla ifade etmektedirler. Bu kişilerin, toplumdan kaldırılmasını istedikleri "mübarek gün ve gecelerin bilinmesi/kutlanması" geleneğinin ve uygulamalarının oluşturacağı boşluğu doldurma adına hiçbir teklif ve önerilerinin bulunmaması dikkat çekicidir… Öte yandan -onlar tarafından iddia edildiği gibi- böylesi günler ve geceler, dinî birtakım temel ve gerekçelerden "yoksun" da değillerdir. Bu günler ve geceler, ya Allah'ın indirdiği vahye ya da Peygamberin irad ettiği hadislere dayanmaktadır. Dolayısıyla, asıl bu düşüncede olanların görüşleri temelsizdir ve asıldan yoksun iddialardır…
Bu bağlamda, Kadir Gecesi başta olmak üzere, Regâib, Mirâc, Berât geceleri, sabahında bayram günlerine ve Cuma gününe ulaştıran geceler, Peygamberimizin dünyamızı teşrif ettiği Mevlid-i Nebi Gecesi; Arefe, Aşûre, Cuma ve bayram günleri, müminler için özel bir değere sahiptir. Mekke, Medine ve Kudüs şehirleri ve bu mübarek beldelerdeki Kabe-i Muazzama, Ravza-i Mutahhara ve Mescid-i Aksâ da özel bir rüçhaniyete sahiptirler. Yine vahy-i ilahiye mazhar olan Cebel-i Nûr ve Tûr Dağları; ilk ayetlerin nazil olduğu Hira ve Sevr mağaraları yanında, diğer peygamberlerin pek çoğunun doğduğu/yaşadığı veya vefat ettiği coğrafya olan Filistin toprakları da müminler için önem taşıyan, mübarek mekânlar ve yerlerdir. Özetleyerek sıralamaya çalıştığımız müstesna değeri haiz bütün bu "vakitler" ve "mekânlar", onların içinde yapılacak ibadetlerin faziletlerine dair ayetler ve hadislere sahip oldukları için, mübarek ve mukaddestirler vesselâm…
"Pireye kızarak yorganı yakmak" nasıl akıl kârı değilse bu mübarek gün ve gecelerle ilgili bazı haddini aşan "hatalı tercih ve düşünceler" sahibi birtakım kişilerin söylemleri ve uygulatmaya çalıştıkları/tavsiye ettikleri görüşlerini bahane ederek, mübarek gün ve geceler hakkında değersizleştirme çabaları ve söylemleri de akıl, vicdan ve insaf sahibi kimselerin işi olamaz… Her hususta olduğu gibi, dini kişisel ve toplumsal hayatta yaşama konularında aşırılığı yasaklayan bir dinin mensupları olarak, bize ayet ve hadislerle çizilen çerçeve içinde yapılacak ibadetler, Allah'ın rızasını kazanmak için yeterlidir. Yeter ki kişi O'nun rızasını kazanma niyetiyle işe başlasın; yeter ki, O'nun gönderdiği Kutlu Elçisi'nin tavsiye ve uygulamalarına uysun… Hasılı, mübarek gün ve gecelerin ihyasında da ölçümüzün bu olması gerektiğini ve Müslümanların bu hususta hemfikir olacağını düşünüyoruz…
Konuyla ilgili olarak bir başka hususun daha konuşulması ve değerlendirilmesinin gereğine inanıyoruz. Bu ise mübarek gecelerin nasıl idrak ve nasıl ihya edilmesi meselesidir. Zira, "ulaşmak" anlamında bu geceleri "idrak" ediyoruz ancak, hakkını vererek ihya etme ve aldığımız manevi enerjiyi sonraki zamanlara da taşıyabilme noktasında başarılı olamıyorsak, "idrak edemediğimiz şey" nedir?
Gelecek yazıda buluşmak dileğiyle sağlıcakla kalınız.
Mehmet Emin Ay
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- Kâbe’de okunan ilk hutbede verilen mesajlar (14.01.2026)
- Kabe’nin izzet ve şeref elbisesi giydiği gün: 11 Ocak 630… (12.01.2026)
- Mekke’nin Fethi’ne giden yolda yaşananlar (08.01.2026)
- Bugün, bundan 1396 yıl önce yaşananlar… (05.01.2026)
- “Zalimlere meyletmeyin!..” (31.12.2025)
- Rabbine yönelenlerin eli boş dönmeyeceği gecedir bu gece (25.12.2025)
- İslam âleminin önemli derdi: Kimlik Problemi (07.07.2025)
- Hadislerde geçen Vehn nedir? (03.07.2025)