VAV TV CANLI YAYIN
Mehmet Emin Ay

Kabe’nin izzet ve şeref elbisesi giydiği gün: 11 Ocak 630…

12.01.2026

Mekke'nin Fethi için çıkılan seferde, yolda amcası Hz. Abbas ile karşılaşan Şanlı Nebî'nin (sav) onlarla beraber devam ettikleri yolculukları esnasında şahit oldukları bir olay, bize O'nun engin şefkatine dair başka bir örnek sunmaktadır.

"Âlemlere rahmet" Peygamberimizden, yaratılmışlara şefkat örneği…

10.000 kişilik muhteşem İslam ordusu Talub'a doğru yol alırken, güzergâh üzerinde bir şey Şefkat Peygamberi (sav) Efendimiz'in dikkatini çekmişti. Bu bir dişi köpekti ve yol üzerine serilmiş, yavrularını emzirmekteydi... Peygamberimiz hemen Cuayl b. Sürâka isimli sahabiyi yanına çağırarak, onu bu hayvancağız ve yavrularının başına nöbetçi dikti. Ona, anneleriyle yavrularını ürkütmemek ve incitmemek için şanlı ordunun güzergâhını değiştirmesini tembihledi…

Tarihte son derece önemli bir dönüm noktası olan Mekke'nin Fethi'nin aynı zamanda bir "Gönüller Fethi"ne dönüşmesinde ve bu fethin kan dökülmeden gerçekleşmesinde, Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz'in bir şefkat ve merhamet pınarı olup tüm varlıklara âb-ı hayat sunmasının önemli bir rolü vardı… Mekke'nin Fethi'ne katılanlar, işte bu hususta nice olaylara şahit olmuşlardı…

İslam ordusu Mekke'nin yakınlarında…

Peygamberimiz, ordusunu Mekke'ye bir konaklık mesafedeki Merru'z-Zahrân Vadisi'ne yerleştirdi. Allah Teâlâ, Habîbi'nin duasını kabul buyurmuş ve Mekkeliler, onların buraya gelip yerleşmelerine kadar geçen sürede bu sefere dair herhangi bir bilgiye sahip olmamışlardı. Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz burada, ordusuna her birliğin ayrı ayrı ateş yakmasını emretti… Yakılan ateşler Mekke'den görülmeye başlayınca, 10.000 kişilik orduyu oluşturan birliklerin yaktıkları ateşin oluşturduğu ihtişam Mekkelilerin aklını başından almış ve onları dehşete düşürmüştü… Aynı zamanda bu taktik, karşılarında hiç beklemedikleri devasa bir gücün varlığını düşünmek zorunda bırakmıştı Mekkelileri…

Şehrin ileri gelenlerinden biri olan Ebû Süfyan, beraberindeki Hâkim b. Hizam ve Büdeyl isimli kişilerle neler olup bittiğini öğrenmek için ateş yakılan yerin yakınlarına geldiklerinde, askerler tarafından yakalanarak Peygamberimizin huzuruna getirildiler. O sırada Efendimiz'in yanında bulunan amcası Hz. Abbas'ın aracılığı ve telkinleriyle onlar İslam diniyle şereflendiler… Peygamberimiz (sav) amcasına, İslam ordusunun büyüklüğü ve haşmeti hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlamak amacıyla onlara orduyu bir geçitten geçerken seyrettirmesini tembihledi. Gördükleri manzara karşısında Ebû Süfyan ve beraberindekiler büyük bir hayret ve şaşkınlık içinde kalarak yeniden Peygamberimizin yanına döndüler…

Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olan bu kişileri Peygamberimiz (sav) uğurlarken, onlara şu mesajı da Mekkelilere iletmelerini istedi: "Kim Mescid-i Harâm'a girerse emniyettedir. Kim evinden dışarı çıkmazsa emniyettedir. Yine kim Ebû Süfyan'ın evine sığınırsa o da emniyettedir!"

Ebû Süfyan Mekke'ye varır varmaz halkı toplayarak gördüklerini bir bir anlattı ve böyle bir orduya asla karşı konulamayacağını ifade etti. Peygamber Efendimiz'in (sav) onlara şefkatle davranması ve Ebû Süfyan'a prestij kazandıracak bir şekilde "onun evine sığınacak olanların da can emniyetinin sağlanacağını" ifade buyurması ve gönlünü kazanması, Mekke'nin kan dökülmeden fethedilmesinde önemli bir rol oynamıştı…

Resûl-i Ekrem (sav), Mekke seferinin 11. gününde önce tüm orduya şu uyarıda bulundu: "Size karşı herhangi bir saldırı vaki olmadıkça, hiç kimseye kılıç çekmeyiniz!" Ardından, dört kola ayırdığı İslâm ordusuna hareket emrini verdi. Artık dört bir taraftan yankılanan tekbir sesleri Mekke'den duyulur oldu.

Sekiz yıl evvel yanında sadık dostu Hz. Ebû Bekir ile birlikte yaşlı gözlerle bir tepeden şehre bakarak, "Ey Mekke! Vallahi sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı yerisin ve bana da en sevimli beldesin. Eğer senden çıkarılmasaydım, senden ayrılmazdım." sözleriyle mahzun bir şekilde ayrıldığı beldesine, bugün Allah'ın lütfuyla on bin kişilik muhteşem bir orduyla dönmüştü Şanlı Nebî... O gün yurdunu terk etmek zorunda kalan bir mazlum iken, bugün yurdunu fetheden muzaffer bir komutandı... Ama tarih O'nu aynı zamanda, "Zafer Ahlâkı"nın en müstesna örneği olarak da anacaktı... Zira O'nu bu konuda da eğiten Rabbi, indirdiği ayetlerle, fetihlere mazhar olduğunda nasıl davranması gerektiği hususunda da bilgilendirecek ve donatacaktı… İşte bu eğitimle yetiştirilen Şanlı Nebî (sav) o gün, başında siyah bir sarık, sakalı neredeyse devesinin semerine değecek şekilde başı önünde ve secde eder gibi, bu fethi lütfeden Allah'a şükür hâlinde Mekke'ye giriyordu… Dilinde ise tekraren okuduğu "Allah'ım! Hayat, ancak âhiret hayatıdır!" cümlesi vardı o gün…

Kâbe'nin izzet ve şerefine kavuştuğu gün…

İslâm ordusu o gün neredeyse hiçbir direniş ve mukavemetle karşılaşmadı. Bu konuda gönlü kazanılan Ebû Süfyan'ın telkinleri sonuç vermişti. Kimse muhteşem İslâm ordusuna karşı çıkmaya cesaret edememiş, sadece Hâlid bin Velîd'in komutasındaki askerlere saldırıldığı için bir çatışma çıkmış, bu da kısa sürede yatıştırılmıştı.

Resûl-i Ekrem (sav), Fetih Sûresi'ni okuyarak ashâb-ı kirâmla birlikte Kâbe-i Muazzama'ya yöneldi. Kâbe'yi tavaf ettikten sonra: "Hak geldi, bâtıl yok oldu!" (İsrâ, 81) âyet-i kerîmesini okuyarak elindeki değnekle Kâbe'nin dışındaki putları bizzat devirmeye başladı. Ancak Beytullah olarak kabul edilen Kâbe'nin içindeki tasvirleri görünce içeri girmedi ve önce onların imha edilmesini emretti. Sahabilerin bu emri yerine getirdikleri esnada, Hz. İbrâhim ve Hz. İsmâil'i (asm) ellerinde fal oklarıyla tasvir eden resimlerini görünce Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdu:

"Allah'ın laneti, bu suretleri yapan müşriklerin üzerine olsun. Vallahi bu peygamberler, rızıklarını asla bu oklarla arayan kimseler değildi." Putlardan tamamen temizlenen Kâbe'nin içine giren Peygamberimiz, burada namaz kılarak Allah'a şükretti.

"Muzaffer Komutan" geceyi nerede geçirdi?

Akşam olunca Peygamberimize, nerede gecelemek istediği sorulunca, kendisi için Hacûn mevkiinde bir çadır kurulmasını emretti. Hacûn, Mekke'deki "Cennetü'l-Muallâ" isimli kabristanın bulunduğu mevkiydi ve Peygamberimizin vefalı eşi Hz. Hatice (r.a.) burada medfundu… Mekke'nin Fatihi ve Muzaffer Komutan Şanlı Nebî'nin (sav), şehirde kaldığı süre içinde bütün gecelerini bu çadırda geçirmesi de hayatı boyunca kendisini hep hayırla yâd ettiği Hz. Hatice (r.a.) validemize olan vefasının, hafızalarda yer eden çok manidar bir örneğiydi…

Dilerseniz, Kâbe-i Muazzama'daki ilk hutbeyi ve o esnada yaşananları bundan sonraki yazımızda ele alalım. Görüşmek dileğiyle sağlıcakla kalınız…

Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.