Nasreddin Hoca ve Tasavvuf
Nasreddin Hoca fıkralarının tasavvufî yorumlarına dair literatür büyümeye devam ediyor. Nuri Emin'in Nasriyye başlıklı kitabı halkaya eklenen son zincir oldu. Yıllardan beri Osman Reşer'in Avrupa'ya sattığı yazma eserlerin izini süren Güler Doğan Averbek Wroclaw Üniversitesi Kütüphanesi'nde bulduğu Nasriyye nüshasını etraflı bir giriş yazısı ile yayınladı.
19. asrın başlarında yaşadığı anlaşılan Nuri Emin'in eserinde 141 fıkra bulunuyor. Kitabın özelliği, fıkraların metni verildikten sonra dört mısralık bir manzume ile şerh edilmesi. Bir nevi fıkrada verilmek istenen mesajın derli toplu özetlenmesi de diyebiliriz.
1907'de 400 Nasreddin Hoca fıkrasını derleyip yayınlayan Bahâî, kitabının sonunda Nasreddin Hoca fıkralarını özetleyen bir manzume yazar. Burada fıkraları tarif için söylenen,
Her sözü şâyeste-i takdîrdir
Her rumuzu kâbil-i tefsîrdir
Sanma kim ebleh idi ol hürde-dân
Her sözü bir nükte eylerdi beyân
dizeleri Nasreddin Hoca fıkralarında bir hikmet olduğunu ve sıradan görülen fıkraların bile sadece gülünmek için anlatılmadığını gösteriyor. Nurî Emin fıkralardan sonra yazdığı manzum şerhle bu nükteleri açıklamaya çalışır.
Kitapta dikkat çeken bir diğer özellik, Nasreddin Hoca fıkralarında görmeye pek alışık olmadığımız şiddette müstehcen fıkraların olmasıdır. Otantik fıkralarda olmayan bu fıkraların şehirlerde tahsil görmüş kimseler tarafından özel sohbetlerde üretildiğini düşünenlerdenim. Böyle düşünmemin sebebi ise müstehcenliğin doğal olmayan boyutlarda olmasıdır.
Mutasavvıf Nasreddin Hoca
Nasreddin Hoca günümüze kadar birçok bakımdan araştırma ve inceleme konusu oldu. Hoca'nın üzerinde durulan özelliklerinden biri de tasavvufî şahsiyeti oldu. Şemseddin Sâmi, kesin bir ifade ile söylemekten kaçınmakla beraber Nasreddin Hoca'nın evliyadan olduğunun zannedildiğini belirtmekle yetinir. Abdülbaki Gölpınarlı, Nasreddin Hoca'nın Seyyid Mahmud Hayrânî'nin (ö. 1268) müntesiplerinden olduğunu söyler. Fevzi, Halıcı, Bayburtlu Osman'ın evliyaların isimlerini listelediği eserinde Nasreddin Hoca'yı da zikrettiğinden bahseder. Abdurrahman Güzel gördüğü kimi yazma eserlerde Hoca'dan evliya olarak bahsedildiğini söyler. Mustafa Tatçı da Nasreddin Hoca'nın halk arasında bir veli olarak bilindiğini, fıkralarının da bu yönüyle anlaşılması gerektiği üzerinde durur. Ali Günvar ise hiç tereddüt etmeden Hoca'nın evliya olduğunu söyler. Selami Şimşek'in Nasreddin Hoca ve Tasavvuf kitabı tamamen bu konuya hasredilmiştir ve Hoca'nın mutasavvıf olduğu izah ve ispat edilir.
Tasavvuf ehli olduğuna inanılan Nasreddin Hoca'nın fıkralarında bir hikmet olduğuna inananlar tasavvufî bir bakış açısıyla yorumlar. Köprülü merhum her ne kadar Hoca'nın fıkralarının tasavvufî yönden yorumlanmasını saçma bulup yorumlayanları tenkit etse de Hoca'nın fıkralarında tasavvufî bir hikmet bulan ve yeri geldikçe eserlerinde mevzuların daha iyi anlaşılması için bu yorumlara sık sık başvuran birçok mutasavvıf olduğunu biliyoruz.
Fıkraların tasavvufî yorumu
Nasriyye yayınlanmadan önce Nasreddin Hoca'nın fıkralarını derli toplu ilk şerhinin Mevlâna'nın torunlarından Seyyid Burhaneddin Çelebi'ye ait olduğunu biliyorduk. Fıkraları yayınlayan Fikret Türkmen Nasriyye'nin kaleme alındığı yıllarda dünyaya gelen Burhaneddin Çelebi'nin Mevlevî terbiyesi içinde yetiştiğini, rindmeşreb olup latife etmekten, nüktelerden ve şiirden pek hoşlandığını söyler. 121 fıkrayı şerh eden Burhaneddin Çelebi kitabına Burhaniyye adını verir. Fikret Türkmen'in kimi fıkralara getirilen yorumları abartılı bulduğu eserin özelliği yorum yapılırken âyet, hadis ve Mesnevî'den örnekler verilmesidir.
Bahaî adında bir müellif, okuduğu kitaplardan, dinlediği sohbetlerden ve kendisine yazılan mektuplardan derlediği fıkraları Letaif-i Hoca Nasreddin rahmetullahi aleyh Nasreddin Hoca adıyla yayınlar. Fıkraları teker teker yorumlamaz ama kitabının en sonunda fıkraların hikmet ve irfan bakımından ne kadar önemli olduğu üzerinde durur.
Tasavvufî yönünden daha çok siyasi ve edebî yönüyle bildiğimiz Necip Fazıl'ın Tercüman gazetesinde ve Büyük Doğu dergisinde yayınladığı fıkraları daha sonra Nasreddin Hoca: [İzahlı fıkralar, Gülebilsek] başlığıyla kitaplaştırıldı (İstanbul: Büyük Doğu Yayınları, 2016). Şaban Abak'ın Tarifi Bende Bir İslam Aydını Olarak Nasreddin Hoca (İstanbul: Vadi Yayınları 2012) kitabı da kısmen tasavvufa değinmekle birlikte bir mutasavvıfın kaleminden çıkmış yorumlar değildir.
Nahit Sertdemir'in Nasreddin Hoca Fıkralarının Zahiri ve Tasavvufi İzahları başlıklı kitabı (İstanbul: Ensar, 2015) fıkraların tasavvufi yorumlarından oluşur. Editörlüğünü Bilge Cengiz'in yaptığı Mutasavvıf ve Halk Filozofu Nasreddin Hoca kitabında da Hoca'nın tasavvuf yönüne değinilir.
Nasreddin Hoca fıkralarının mutasavvıfların sohbetlerinde meseleleri izah sadedinde anlattıklarını da biliyoruz. Bu konuda dikkatimizi çeken iki örnekten birincisi Adanalı İsmail Emre'dir. Emre, sohbetlerinde meseleleri izah ederken Nasreddin Hoca'nın fıkralarından istifade etmekte ve tasavvufî açıdan yorumlamaktadır.
Nasreddin Hoca fıkralarını İsmail Emre gibi yorumlayan bir diğer mutasavvıf, İsmail Emre'nin şeyhi Develioğlu Hafız Halil Efendi'nin (ö. 1933) diğer halifesi Kenzî Aziz Şenol'un (ö. 1981) halifesi olan Tireli Lütfü Filiz Efendi'dir (ö. 2007). Bu iki değerli zât, Nasreddin Hoca'nın büyük bir mutasavvıf olduğunu ve fıkralarının da tasavvufî hakîkat ile tasavvufî ahlâkı telkîn etmek istediğini sohbetlerinde her fırsatta dile getirmişlerdir. Mizahla anlatımın en üst düzey anlatım biçimi olduğu ve bunu herkesin başarmasının mümkün olmadığı, dolayısıyla Nasreddin Hoca'nın mizah yoluyla tasavvufî gerçekleri anlatmasının onun büyüklüğünü gösteren bir kriter olduğunu ifade etmekle yetineyim.
Şüphesiz sohbetlerinde Nasreddin Hoca fıkralarından istifade eden mutasavvıf İsmail Emre ve Lütfi Filiz ile sınırlı değil. Ancak bu iki büyük insanı zikretmemizin nedeni fıkraların üzerinde özel olarak durmalarıdır.
Nasriyye'den bir fıkra ve yorumu
Buraya kadar anlatılanları Hoca'nın çok bilinen fıkrası "Bilenler bilmeyenlere anlatsın" ile daha da somutlaştıralım. Fıkra şöyle:
Nasreddin Hoca bir gün vaaz dinlemek üzere toplananlara:
- Ey Müslümanlar! Ne söyleyeceğimi biliyor musunuz, diye sormuş. "Bilmiyoruz" cevabını alınca:
- Bilmiyorsanız, ben ne diye dil dökeyim, demiş ve kürsüden inmiş. Başka bir gün yine aynı soruyu sorduğunda, cemâat deneyimli ya, bu kez "Biliyoruz" demişler. Hoca yine acele ile toparlanıp:
- Madem biliyorsunuz, ne diye boşuna başınızı ağrıtayım, demiş ve kürsüden inmiş. Başka bir gün yine aynı soruyla karşılaşınca, önceden aralarından sözleşmiş olan cemâatin bir kısmı "Biliyoruz" bir kısmı ise "Bilmiyoruz" diye cevap verince Hoca bu sefer yine acele ile toparlanıp:
- Bilenler, bilmeyenlere anlatsınlar, demiş ve kürsüden inmiş.
Fıkra bu kadar. Fıkraya yapılan muhtelif yorumları aktarıyorum:
Burhaneddin Çelebi: İlk soruda Hoca'nın karşısındaki cemaat imamlardan oluşmaktadır. Vaaz iki türlüdür. Biri sesle verilen, diğeri sessiz yapılan vaaz. Mesela teneşir tahtasındaki mevtâ/ölü lisan-ı hâl ile sessizce nasihat eder. İkinci vaaz ise dinleyicilere "İdrak sahibi kimselersiniz, neden bildiklerinizle amel etmiyorsunuz?" denilerek yapılan bir uyarıdır. Ben ne desem bir işe yaramayacak, diye düşünerek sözü uzatmadan bitirmiştir. Üçüncü vaaz ise âlimlerde amel olmadığı müddetçe vaizin nasihatinin fayda etmeyeceğini göstermek içindir. Hoca, bir kâmil mürşit bulup bilmediğinizi öğrenin, bilmeyenleri de uyarın demek istemektedir.
Lütfi Filiz: Bu fıkra, karşısındakini kendinde toplamanın en güzel ve mizahi olarak ifade edilmiş örneklerinden biridir. Burada Hoca, karşısındakileri kendisi olarak gördüğünden, "Bilmiyoruz" cevabının da "Biliyoruz" cevabının da kendisinden çıktığını ve her iki durumda da konuşmasına gerek olmadığını anlatmak istemiştir. Üçüncü durumda da yine aynı gerekçe ile kendi kendine konuşması gerektiğini düşünerek yüksek sesle bir şey söyleme gereği duymamıştır.
Bir diğer görüş: Cami kürsülerinde anlatılanların bilinen, işitilerek öğrenilen bilgilerden olduğunu belirtmek için Hoca anlatmadan inmiştir. Oysa hâl ilmi, ledün ilmi olan tasavvuf işitilerek değil, taklit ederek, yaparak, yaşayarak öğrenilir. Hoca anlatmadan inerek, cemâate, siz ledün ilmini almaya henüz hazır değilsiniz, demek istemiş olmaktadır.
Nahit Sertdemir: Nasreddin Hoca kâmil mürşidi, cemaat de ihvanları remzeder. Hoca birinci seferde zât makamından sohbet yapmış, kimse Allah'ın zâtını bilmediği için anlatmış olmasına rağmen onlara bir şey söyleyememiş. Çünkü söylediğini anlamamışlar. Allah'ın zâtını kimse bilemez. İkinci sefer Allah'ın sıfat makamından anlatmış. Cemaat Allah'ı sıfatlarıyla bildiği için onlara bildiklerini anlatmak istememiş. Üçüncü seferde ise cemü'l-cem makamından sohbet etmiş. Bu sohbetinde sıfatı zevk edenler bildiklerini, zatını zevk edenler bilmediklerini söylemiş.
Nurî Emin'in Nasriyye'sinde ise fıkranın yorumu şöyle:
Kuş dilin bilmeyen onu bilemez
Remz ile pend eder avâma hâs
Dört kitâbın verir ma'nâsını
Sûretâ ger okursa bir İhlâs
Güler Doğan Averbek'in nesre çevirisi:
Has kimseler sadece İhlas suresini okur görünseler de onunla dört kitabın manasını ifade ederler. Böylece avâma remz ile nasihat etmiş olurlar. Fakat kuş dilini bilmeyen bu sırrı anlayamaz.
Görüldüğü üzere Nuri Emin'in yorumu kısa ve öz. Nuri Emin'e göre Nasreddin Hoca kuş dilini bilen, İhlas gibi herkesin bildiği kısa bir sureyi dört kitaba göre tefsir edebilen, hakikatleri de sıradan insanlara sembollerle nasihat yoluyla aktarabilen kâmil bir insandır. Ancak fıkra diğer eserlerdeki gibi yorumlanmaz. Müellif, yorumlamayı okura bırakmış gibidir. Biz de bir okur olarak müellifin bıraktığı yerden devam edelim.
Hocanın ilk vaazında cemaate bir şey anlatmaması tasavvuf ehli olmayanlar karşısında tecahül gösterilmesine işaret eder. Her şeyi bilenlere anlatmaması ise hâl ilminin başının hiçbir şey bilmemek olduğunu göstermek içindir. Bilenlerin bilmeyenlere anlatması ise bilenleri taklit ederek öğrenmelerini hatırlatmak içindir.
Yorumlarına bakarak Nuri Emin'in fıkraları Burhaneddin, İsmail Emre, Lütfi Filiz ve Nahit Sertdemir gibi mutasavvıfâne şerh ettiğini iddia etmek güç. Ancak ilgisi olmadığını iddia etmek de kolay değil. Nuri Emin, fıkraların derin anlamı üzerinde durup çıkartılacak dersleri hatırlatmakla yetinir. Yazdıkları üzerine düşünmesi için okurun en büyük kazancı. Belki Nurî Emin'in maksadı da buydu: Okuru düşündürmek.
Nurî Emin'i rahmetle anıyoruz, yayınlayanları ve yayına hazırlayanları ise minnetle.
İsmail Güleç
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- Bektaşilikte Kurban (30.05.2026)
- Kudüs’ün Faziletleri (23.05.2026)
- Anneler ve Çocuklar (16.05.2026)
- Kifâyetli Muhteris (09.05.2026)
- Vefa Sultan’ın Şeyhinin Türbesinin Öyküsü (02.05.2026)
- Yağmur Duası üzerine araştırma yapılmaz mı? (25.04.2026)
- Yaşattığımızı eksiltiriz (18.04.2026)
- Sıradışı Bir Naat: Naat-ı Mimî (11.04.2026)