VAV TV CANLI YAYIN
Ahmet Ağırakça

Tebliğin Son Safhaları

04 Ağustos 2026

Rasûlullah (sav), bu dönemde artık, yeni bir dönemi başlatmaktan çok, kurulan sistemi ve toplum yapısını sağlamlaştırmaya, vahyin çerçevesinde gerekli İlkeleri kalıcı kılmaya odaklandı. Çünkü o, emanetin sahibine döneceğini/emr-i hakkın vaki olacağını biliyordu.

Bu dönemdeki uygulama ve stratejiler şunu gösteriyordu: Güç, Allah'a itaat ederek Allah'ın emir ve yasakları doğrultusundan İslam ahlâkını kuşanarak korunur. Zafer, dikkat ister, dünya nimet ve çıkarları davanın önüne geçerse sistem bozulur ümmetin huzuru kaçar. Bütün bunların da ötesinde önemli olan Sünnetullah'ın câri olacağını bilmektir. Rasûlullah (sav), yükselişin de düşüş kadar tehlikeli olduğunu bilen bir önderdi.

Evrensel Beyannamenin Okunması

İnsanlığa bahşedilen son ahlak mirası Veda Haccında zirvesine ulaşmıştır. Veda Haccı Rasûlullah'ın (sav) insanlığa bırakılmış son ilkeleri içeren yüce hükümlerin ilan edildiği ve bildirildiği gündür. Bu hac, bir ibadetten öte yerel ve uluslararası hukuku belirleyen bir manifestonun ilan edildiği bir gündür. Çünkü burada artık İslam'ın dışında yeni bir toplum inşa edilemez, hukuk ve ahlakı en mükemmel bir şekilde inşa edilmiş bir ümmete son ilkeler öğretilir.

İslâm kemâle eriyor, artık din tamamlandı. Bundan dolayı da Risalet görevi sona erecek, yücelerden ve yücelerin yücesinden, ötelerin ötesinden gelen vahiy artık kesilecekti. Bunun haberini veren ayet de bugünlerde inmişti.

"Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim/tamamladım. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ı uygun gördüm, din olarak sadece İslâm'ı kabul ettim, sizin için İslâm'dan başka din geçerli değildir buyuran yüce mevla vahiyle insanlığa bildirdiği ilahî hükümleri yavaş yavaş tamamlamış idi. İbâdât, muamelât ve ahlâkiyât ile ilgili ilahi fermanlar gelmiş, Ashâb bunları "Risalet" mektebinde iyice öğrenmiş ve insanlığa bu emirleri ve yasakları nasıl tebliğ edip taşıyacaklarını da kavramışlardı. Bu davayı Rasûlullah'ın görevi sona erince kıyamete kadar taşıyacak çileli insanlar devreye girecek ve bu sefer bu müminlerin dönemi/dönemleri başlayacaktı. Dört halife ve sahabe devri, tâbiûn, tebe-i tâbiûn, büyük imamlar dönemi, cihâd ve tebliğ ile fetihlerin devam ettiği şanlı dönemler sürüp giderken İslâm medeniyetinin temellerinin atıldığı Medine'den çıkıp Dimeşk'e oradan Bağdad'a, Kahire'ye, Kuzey Afrika'ya Endülüs'te Kurtuba, İşbiliyye, Tuleytula ve Gırnata'ya ulaştırıldı. Diğer taraftan 1071 yılından sonra da Anadolu'da Konya, Sivas ve Alanya'dan İznik ve İstanbul'a oradan da Doğu Avrupa'ya Bosna'ya, Üsküb'e ve Kosova'ya, Kırım'a, Kazan'a, Yakutistan'a, Rusya'nın ortalarına ve Orta Asya'ya bu dini taşıyıp götürecek nesiller devreye girmeliydi ve nihayet öyle oldu. Bu davayı yüklenen müminler canlarını dişlerine takarak İslam'ı buralara taşıdılar.

Medine'den yükselen bu muazzam çağrının Rasûlullah tarafından en son tebliğ mekânı Arafat'ta Cebelu'r-rahme oldu. Veda Haccı ve burada irad edilen Veda Hutbeleri bu dinin bir özeti olarak bütün insanlığa ilan edileceği mekâna doğru kutsal bir yolculuk başlıyordu. Haccın farz kılındığı tarihle ilgili farklı görüşler bulunmakla birlikte 9 (631) yılında farz olduğunu yukarıda kaydettik. Farz kılınmasından sonra Rasululllah'ın o yıl Hacca gitmeyip ilk haccın Hz. Ebu Bekr'in emirliğinde yapılmasının hikmetleri vardı. Çünkü müşriklerin hac ibadetini cahiliyeden kalan bazı uygulamaları sürdürmeleri söz konusu idi. Kâinatın yaratıldığı günden beri güneş ve yer küresinin kendi eksen ve yörüngelerinde dönmeleriyle meydana günler ve günlerin oluşturduğu ayların sayısının on iki olduğunu Cenâb-ı Hakk ilahi kelamında bildirmiştir: "Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı ilk günden beri ayların sayısı Allah'ın kitabında on iki (olarak yazılı)'dır. Onlardan dördü haram aylardır. İşte en doğru din budur. O halde bu aylarla ilgili olarak kendinize zulmetmeyin, (durup dururken savaşa yeltenmeyin); buna rağmen müşrikler sizinle nasıl topluca savaşırlarsa siz de onlarla topluca savaşın (saldırılarına karşılık verin). Bilin ki Allah (kendisine karşı gelmekten) sakınanlarla beraberdir" (et-Tevbe, 9/36).

Fakat cahiliye Arapları vakitleri bile yerinden oynatıp nesî'le ayların yerlerini değiştirmelerine son verip her şeyi yerli yerine koymayı planlayan Rasûlullah Veda Haccı'nı zamanında yapmayı düşündüğünden bu yıl kendisi haccetmeyip ertesi yıla bıraktı. Nesî' uygulamasını yasaklayan âyet (et-Tevbe 9/37) yaygın kanaate göre 10 (632) yılında inmişti.

Hz. Peygamber Vedâ Haccı'nı Zülhicce ayında ifa ederken okuduğu hutbede, "Zaman Allah'ın yerleri ve gökleri yarattığı gündeki şekline döndü" diyerek bu batıl ve yanlış cahiliye geleneğini kaldırdığı gibi haccın kıyamete kadar Zülhicce ayında yapılmasının gereğini ve farziyetini ümmete bildirip zamanını sabitledi. Diğer taraftan Rasûl-i Ekrem'in müşriklerin Harem'e girmeye devam etmeleri, bazı kadın ve erkeklerin Kâbe'yi çıplak tavaf etmeleri sebebiyle 9 (631) yılında hacca gitmedi. Yolculuk boyunca Allah'ın vahdaniyeti dile getirilerek ashabıyla birlikte telbiyede bulundu: Telbiyede şöyle diyordu: "Lebbeyk Allahumme lebbeyk, lebbeyke lê şerike leke lebbeyk inne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'l mülk lâ şerike lek.": Allah'ım! Ben senin emrine boyun eğerim ve emrine hazırım. Senin ortağın yoktur. Senin davetine ihlasla uyarım. Şüphe yok ki hamd da nimet de sana aittir. Mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur."

İnsanlık için bir kurtuluş reçetesi olan veda hutbesini irad etmişti:

(Buhârî, "Hacc", 132; Câhiz, el-Beyân ve't-tebyîn, neşr., Muhammed Mahzûm, Beyrut 1988, II, 31-33).

Rasûlullah (sav) Arafat'ta vadinin ortasına gelip, yüksek bir noktada dursun ve sesi uzaklara ulaşsın diye devesinin sırtından ashâba hitap etmişti. Bu yıl hacca katılan Müslümanların 124.000/yüz yirmi dört bin kişi olduğu kaydedilir. (Diyarbekri, Târihu'l-hamîs, II, 149.)

Yaklaşık on yıl önce bir arkadaşı ile gizlenerek Mekke'den ayrılıp gitti, 8 yıl sonra on bin kişi ile birlikte Mekke'ye geri döndü ve bu kutsal beldeyi İslâm'ın hâkimiyetine aldı. Bir yıl sonra Bizans üzerine otuz bin kişi ile birlikte büyük bir sefer düzenledi. Bunun ardından iki yıl sonra ise 124.000 kişi ile hac etti. Allah böylece İslâm'ı zafere ulaştırdı. 50 yıl sonra ise Fransa sınırından Çin seddi yakınlarına kadar muazzam bir devletin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu zafer samimi bir imanın kalplere yerleşmesinin, imanın gayrete gelmesinin semeresinden başka bir şey değildir.

Rasulullah söz konusu hutbeyi okuduğu sırada Abdullah İbn Abbâs ve kardeşi el-Fadl belli uzaklıklarda durarak Hz. Peygamber'in söylediklerini tekrar etmiş ve kalabalığın bulunduğu en son noktaya kadar bütün insanlığa ulaştırılması gereken mesaj ve ilahi hükümleri tekrarlayarak halka işittirmeye çalışıyorlardı. Abdullah, Rasûlullah'ın sözlerini, el-Fadl da Abdullah'ın aktardığını aynen yüksek sesle tekrarlayarak hutbeyi bütün hacılara iletmişlerdi. Aynı şekilde Rabîa İbn Ümeyye İbn Halef adlı sahâbi de bir başka noktadan Rasûlullah'ın (sav) söylediklerini tekrarlamış ve herkesin bu sözleri duymasını sağlamış adeta bugünkü mikrofon vazifesini görmüşlerdi. Süleyman İbn Amr İbn Ahvas, Ebu Bekre ve Abdullah İbn Abbâs'ın naklettiklerine göre Rasûl-i Ekrem bayramın birinci günü Mina'da da halka hitap etmiştir. Mina'da, Arafat'ta ve diğer yerlerde ümmete yaptığı hitapların hepsinin birleştirilerek bir araya getirildiklerini ifade ettik. Bu hutbelerin bir araya getirilmiş güvenilir kaynaklardaki metinleri göz önünde bulundurursak Hz. Peygamber'in (sav) Allah'a hamd ve senâdan sonra şöyle buyurduklarını tarih kaydetmiştir:

"Eyyuhennâs! Ey İnsanlar! Ey Ashâbım! " Sözümü iyi dinleyiniz! Allah'ın rahmeti bugün sözümü işitip onu iyice kavrayanların üzerine olsun! Bizleri bu haram ayda, bu aziz günde bu mukaddes yerde bir araya toplayan Allah'a hamd ve şükürler olsun. Hepimiz sonunda O'na döneceğiz. Nefislerimizin fenalıklarından ve kötü amellerimizden O'na sığınırız. Allah'ın hidayete erdirdiğini kimse yoldan çıkaramaz. Allah'ın yolundan sapanları da hidayete erdiren kimse olmaz. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed onun kulu ve elçisidir. Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkup sakınmanızı (onun gücendirecek şeylerden uzak durunuz), O'na itaat etmenizi tavsiye ederim. Ben tebliğimi yaptım, bu sözlerimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin. Olabilir ki burada bulunan kimse, bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur. O kişi de daha çok itaatkâr olur."

"Eyyuhennâs! /Ey İnsanlar! Ey Ashâbım! Sözlerimi dikkatle dinleyiniz! Bu günleriniz nasıl mukaddes günler ise, bu ay'ınız nasıl mukaddes bir ay ise, (arefe ve bayram günleri ile zülhicce) bu şehriniz (Mekke) nasıl bir mübarek şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınızda öyle mukaddes ve mübarektir, her türlü tecavüzden korunmuştur. Şüphesiz Rabb'inize kavuşacaksınız. O da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir. Sakın benden sonra eski sapıklıklara (cahiliyenin kötü amel ve inançlarına) dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız!"

"Ashâbım! "Kimin yanında bir emânet varsa, onu hemen sahibine versin. Ödünç alınan şeyler sahibine geri verilmelidir. Yararlanılmak üzere alınan şeyler de sahiplerine iade edilmelidir. Borçlar ödenmelidir. Birinin borcunu üstlenen kefil de o borcu ödemelidir."

"Biliniz ki Cahiliyeye ait olan her şey yok olmuş ve hükmü sona ermiştir. Artık Riba'nın/faizin her çeşidi kaldırılmış olup ayağımın altındadır. Allah'ın faiz ile ilgili hükmü işte budur. Abdulmuttalib'in oğlu Abbâs'ın alacaklısı olduğu faiz kaldırılmıştır. Ancak anaparanız size aittir, ne zulmediniz nede zulme uğrayınız."

"Dikkat ediniz, cahiliyeden kalma bütün kan davaları ile ilgili adet ve gelenekler tümüyle kaldırılmıştır, Cahiliye devrinden kalma olan kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Âmir İbn Rabîa İbnu'l-Hâris'in kan davasıdır." Hz. Peygamber'in amcası Haris'in torunu Âmir, Huzeyl kabilesinde süt çocuğu olarak bulunurken öldürülmüştü. Abdimenafoğulları ile Hüzeyl kabilesi arasındaki bir kan davası vardı. Rasûlullah hem kan davasının kaldırılmasında hem de amcası Abbâs'ın alacaklısı olduğu faizi kaldırdığında dinin hükümlerini önce kendi akrabaları arasında uygulamıştır.

Hutbe şöyle devam etmektedir:

"Ey İnsanlar! "Biliniz ki şeytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan, üzerinize yeniden saltanat ve nüfuz kurma arzularını ebediyen kaybetmiş ve bundan ümidini tamamen kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek görüp önem vermediğiniz amellerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dinimizi korumak için şeytanın aldatmalarından da sakınınız.

Ey İnsanlar biliniz ki nesî' kaldırılmıştır.1 "Nesî', (Haram/Hürmete layık ayların yerlerini değiştirip ertelemekancak) küfürde ileri gitmekten başka bir şey değildir. Kâfirler onunla saptırılır. Onu bir yıl helal, bir yıl haram sayarlar ki Allah'ın haram kıldığına sayıca uysunlar da Allah'ın haram ettiğini helal kılmış olsunlar. Yaptıkları yanlış iş ve davranışların kötülüğü onlara süslenip güzel gösterildi. Allah kâfirler topluluğunu asla hidayete erdirmez, (et-Tevbe, 9/37). Zaman (takvim) Allah'ın göklerle yeri yarattığı günden beri ayların sayısını 12 olarak belirlemiş ve yerlerini tesbit etmiştir. Bu aylar yaratıldıkları şekilde aynen devam eder. Bunlardan üç tanesi (zülka'de, zülhicce ve muharrem) arka arkaya gelir, diğer dördüncü haram ay ise cemaziyelâhir ile şabân ayları arasında gelen Receb ayıdır.

"Ey Ashâbım! "Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emâneti olarak aldınız ve onların namus ve iffetini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evinize almamalarıdır. Eğer evinize girmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırsa Allah size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe ceza ile bu yaptıklarından sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve âdete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir. Bunu da size tebliğ etmiş oldum!

"Ey Müminler! Size iki emânet bırakıyorum, onlara sarılıp hükümlerine uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emânetler Allah'ın Kitab'ı Kur an-ı Kerim ve Peygamber'inin sünnetidir.

Ey Müminler! Benden sonra hiçbir peygamber gelmeyecektir. Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz. Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslümana kardeşinin kanı da malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o ayrı bir durumdur, müstesnadır.

Ahmet Ağırakça


1 Cahiliye devrinde birbirleriyle savaşan ve birbirlerinin mallarını talan etmeye alışmış olanlar ard arda gelen zülka'de, zülhicce ve muharrem aylarında savaşmaktan vaz geçmek istemedikleri zaman hile yoluyla bu ayların yerlerini değiştiriyorlardı. Muharrem ayını erteleyip safer ayını öne çekiyor ve takvimle oynuyorlardı. Ayların yerini değiştirerek haram aylarda savaşma yollarını açmaları işlemine nesî denir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.