Rasulullah’ın Elçi ve Heyetleri Ağırlaması
Rasulullah'ın (sa) siyasî sofralarına gelince o, Nadiroğulları ve Hayber arazilerinden payına düşen yerlerden sağladığı gelirlerden elçileri ve siyasî heyetleri ağırlıyor ve onlara sofra çıkarıyordu. Heyetler yılı (senetu'l-vufûd) olarak anılan hicretin 9. yılından itibaren Medine'ye Arap Yarımadası'nın her tarafından çok sayıda heyet gelmeye başlamıştı. Rasûlullah bunları misafirhanelerde barındırıyor ve onlara yemekler çıkartıyor, sofralar kuruyordu. Rasûlullah (sa) gelen elçileri ve siyasî heyetleri genellikle Remle binti'l-Hâris'in evinde ikamet ettirir ve orada ağarlardı ki bu evin adı İbn Sa'd'ın Tabakat'ında ve diğer bazı kaynak eserlerde, heyetlerin kabul ve ağırlanması münasebetiyle sık sık geçer. İçinde temel azık olarak sürekli hurma bulundurulmaya çalışılan bu yerde bazen aynı zamanda 200 kadar kişinin barındığı olurdu ki bu da orasının çok geniş bir misafirhane olduğunu gösterir. Remle (r.) adındaki bu kadın, evini şüphesiz Hz. Rasûlullah'ın (sa) yönetimine bağışlamış bulunuyordu. Ondan ayrı olarak daha başka misafirhaneler de göze çarpar. Abdurrahman İbn Avf (r.) Rasûlullah'a (sa) gelen misafirler için "darul Kübra" ve gene konuklar evi anlamına gelen "darud dîfan" adları ile anılan bir misafirhane yaptırıp vakfetmiştir ki hatta Rasûlullah'ın de bunun inşasında bizzat çalıştığı söylenir. Buhari'nin kaydına göre ashaptan Enes, Abdullah İbn Ömer ve Zubeyr (ra) evlerini bu maksatlar için vakıf yapmışlardır.
Ayrıca Rasûlullah (sa), Mescid-i Nebi yanında, gelen heyetleri barındırmak için bir çadırı bulunuyor ve bazen ihtiyaca göre çadırların sayısı çoğaltılıyordu. Tebuk seferini müteakip günlerde gelen Tâif'deki Sakif kabilesi heyeti böyle bir çadırda barındırılmıştı. Rasûlullah (sa) İslam'a girmemekte ısrar eden ve inatlık gösteren bu kabile temsilcilerinin Kur'an-ı Kerim'i ve kendi konuşmalarını dinlemelerini ve İslâm ibadetlerini; namazı izlemelerini istemekteydi. Onlar bunları dinleyip izleyebilecekleri Mescid-i Nebi'nin yanında misafir edildiler. Bu yolla onların kalpleri gerçeklere açılabilecekti.
Adiy İbn Hatem gibi önemli bir konuğu ise. Rasûlullah (sa) doğrudan kendi evinde misafir etmiş bulunuyordu. Adiy, kabilesi içinde çok saygın ve cömert tabiatlı birisi olarak tanınır. Rasûlullah (sa) böyle kişilere onlara uygun bir izzet-u ikram gerektiğini belirterek; "Size kavminin kerim ve cömerdi geldiğinde siz de ona öylesi izzet ve ikramda bulunun" demişlerdir. (İbn Mâce, Edeb, 19).
Din gerçeğini kavrayamamış olan Sakif (Tâif) heyeti İslam'a teslim olma şartları olarak Namaz, zekat ve cihada katılmaktan muaf tutulmalarını istiyorlardı. Rasûlullah (sa); "içinde namaz olmayan dinde hayır yoktur" diyerek onların bu birinci şartını kesin olarak reddederken diğer iki şartı kabul edildi ve fakat Rasûlullah (sa) bu arada yanındaki arkadaşlarına; onların İslam'a girdiklerinde çok geçmeden bu iki şarttan da kendiliklerinden vazgeçeceklerini, söyledi. Namazdan muafiyet istekleri reddedilen Tâif heyeti, ilk siret yazarlarından İbn Şebbe'nin kaydettiklerine göre oradaki bu ilk ibadetlerinde mesela namazı abdestsiz kılma gibi eksiklikler yapıyorlardı. Hz. Ömer (r.) her defasında, gözlediği bu tür eksiklikleri bir tepkiyle Rasûlullah'a (sa) iletiyor ve O da onlara dokunmamasını tembihliyordu. Şüphesiz Rasûlullah (sa) bunu bir öğrenme ve ısınma dönemi olarak görüyordu. Aynı kaynakta onların öşür ve diğer tür vergi ve mükellefiyetlerden muaf olma isteklerine yer vermekte ve namazın dışında ötekilerin kabul gördüğünü kaydetmektedir. (İbn Şebbe, 11/500, 510, 511)
Rasûlullah (as) Sakife içlerinde en genç ve heveslisi olan Osman İbn Ebi'l-'Ass'ı (r.) emir ve imam tayin etmişti. Bu kişi onlara İslam'ın temel esaslarını öğretecek ve de imamlık yapacaktı. Burada ona verilen talimat; cemaatle namazı en güçsüze göre ayarlayacak ve ayrıca da ücret istemeyen bir müezzin tayin edecekti.
Sakif ehline özellikle; zina, faiz, içki, kumar, falcılık ve kehanetlerde bulunma yasakları ile ilgili ayetler okunarak onlardan bunlara mutlak uymaları isteniliyordu. Bu arada da elbette herkesten olduğu gibi onlardan da putlarını yıkıp ortadan kaldırmaları istenmişti. Söz konusu bu haramlar ve özellikle de faiz olmadan bir hayatı düşünemeyen Sakiflilere bunları kabul etmek zor geliyordu. Fakat bunların Yüce Rabb'in buyrukları olarak taviz konusu olamayacağı onlara ihsas ettiriliyor; anlatılmaya çalışılıyordu. Rasûlullah (sa), onları, yaptıkları harpler dolayısıyla iktisadî-malî bakımdan zayıf düşmeleri sebebiyle geçici olarak zekât, diğer vergiler ve cihattan muaf tutmayı uygun bulmuş ve bu mükellefiyetleri onların imanlarındaki güçlenmeye havale etmiş görünüyor.
Sakif ehli, kendi putları biçiminde inşa etmiş oldukları ve bir puthane hâline getirdikleri mabedlerini ve bu arada ellerinde bulunan diğer putlarını bir süre de olsa kendi elleriyle yıkıp kıramayacaklarını, söylüyordu. Sakifliler, gerek müzakereler sırasındaki sözlerinden ve gerek Taife döndüklerinde orada merakla bekleyen halka şartlar konusunda yaptıkları konuşmalara bakılırsa onların mabedi yıkmaları halinde ondan gelecek kötülükten korku içinde oldukları görülür. Heyet bu mabedlerine üç seneden başlayarak gittikçe aşağıya doğru indirmek zorunda kaldıkları belli bir süre dokunulmamasını istediyse de Rasûlullah (sa) bunun için en kısa bir süre tanımaya dahi yanaşmadı ve o, göndereceği adamlarla onu hemen yıkacağını heyete bildirdi. Rasûlullah'ın (sa) şirke hiç mühlet vermek istemediği ortadır. Bu iş için Rasûlullah (sa) Mekke'den Ebu Sufyan ile aslen Tâif'li ve oranın önde gelenlerinden Muğire İbn Şube (r) gibi iki önemli ismi görevlendirdi. Muhtemelen Rasûlullah (sa) yıkım sırasında halkın karşı tepkisini ortaya koymaması için bu iki şahsın bölgedeki nüfuzlarından faydalanmak istiyordu. Belki de Rasûlullah (sa) bu arada, Ebu Sufyan'ın içinde eğer hâla şirk artıkları bulunuyorsa onları da bizzat ona kendi elleriyle söktürüp attırmayı da hedefliyordu. Onun tevhidi yerleştirmek için çok yönlü siyasetleri olduğu açıktır.
Muğire'nin "lat" denilen putun üstüne çıkıp onu yıkmaya başladığında orada cereyan eden bizim açımızdan gülünç tepkileri kaydederler. İbn Şebbe bu yıkım heyetinin başkanı olarak Halid İbn Velid (r.) gibi ünlü askerin adını verir ki bu da inançları yıkmanın büyük bir harp olduğunun bir ifadesi olmalıdır. Burada anlatılanlara göre yıkım işi başladığında, henüz İslam'ı kabullenmemiş oradaki halkın korku ve öfkesi çok şiddetli olmuştu. Ancak ne var ki bu halkın ve onların küfrü sömüren önderlerinin artık güçleri kalmamıştır. Muğire bir yandan bu tanrının enkaz ve cüruftan ibaret mahiyetini onlara gösteriyor ve öte yandan da alaylı bir tarzda yukardan tanrılarının üstünden ve tepesinden onlara bağırıp söylenerek onun gerçeğini dile getirmeğe çalışıyordu.
Rasûlullah'ın (s) özellikle yıkılan puthane ve mabedlerin yerine mescitler yapılmasından yana tavır koyduğu görülür. O, Taifliler'e başkan ve imam tayin ettiği Osman İbn Ebi'l Ass'a da; yıkılan mabedleri yerine bir mescid yapılması talimatını vermişti Onun böyle yerlerde tek ve yüce Rabbe yönelen secde mekanları mescidleri özellikle de put mabedin yerinde yapıp yükseltmeyi tercih ettiği görülür. Bu elbet onun belli bir amaca yönelik siyasetinden kaynaklanır.
Rasûlullah (sa) sadece Harem ve Kâbe içindeki putları kırmakla kalmayıp, o fetihle beraber hakimiyet kurduğu bu bölgedeki putların kırılması için de görevliler göndermiştir.
Rasûlullah bazen put mabedlerin yıkımını bizzat heyeti istemekteydi. İnançları gereği hayvan yüreği yemeyen bir heyete de Rasûlullah (sa) yürek kızartıp yedirme yoluna gitmiş ve böylece onların bu inançlarını terk edip etmediklerini denemek istemişti. (Bütün bunlar için bak. İbn Sa'd, et-Tabakât, 11/86-90, 97, 110-111). Rasûlullah (sa) heyetlerle görüşme sırasında onlar İslam'a meyledince üyelerden İslam inancına ve güzel ahlaka zıd isimleri olanların bu adlarını ve hatta bu heyetlerin geldiği bölgelerdeki İslam inancına zıt yer adlarını da bu görüşmeler sırasında değiştirme yoluna gidiyordu. Böylece Rasûlullah (sa) her alanda Tevhid İnancını yerleştirmeye ve her şey ve her yerden şirk ve küfrün izlerini temizlemeye çalışıyordu.
Ahmet Ağırakça
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- Rasulullah’ın Askeri Dehası, Cihad Meydanlarındaki Taktikleri (04.07.2026)
- Hz. Peygamber'in Giyim Tarzı Bölgenin Genel Giyim ve Kuşam Tarzı İdi (29.06.2026)
- Rasulullah’ın Ümmetine Mükemmel Ahlaki Öğretileri (22.06.2026)
- Rasulullah son derece mütevazı idi (14.06.2026)
- Rasûlullah hep sabrı tavsiye ederdi (07.06.2026)
- Efendimiz (sav) Hediyeleşirdi (30.05.2026)
- Rasulullah’ın şirke ve müşriklere karşı mücadelesi ve duruşu (25.05.2026)
- Vahiy, Cahiliye Toplumunu İslam Toplumuna Dönüştürmüştür (18.05.2026)