VAV TV CANLI YAYIN
Ahmet Ağırakça

Hz. Peygamber'in Giyim Tarzı Bölgenin Genel Giyim ve Kuşam Tarzı İdi

29.06.2026

Hz. Peygamberin (s.a.v.) giyim tarzı bölgenin genel giyim ve kuşam tarzı idi. Rasulullah (s.a.v.) ve arkadaşlarının bütün Mekke halkıyla, bölgenin tüm insanlarının giyimi aynı idi. Daha çok pamuklu, az da olsa yünlü ve keten elbiseler giyerlerdi. Genel olarak Yemen'den gelen kumaşlar kullanılırdı. İpek elbiseler de aynı pazarlardan satın alınırdı. Ancak ipek giysilerin Rasulullah (s.a.v.) tarafından erkeklere haram olduğunun ilan edilmesiyle onun kullanımında ister istemez bir azalma olmuştu.

Kadın ve erkeklerin ayrı ayrı tesettür sınırları belirlenmiştir. Hz. Peygamberin (s.a.v.) giyimine bakacak olursak mekruh gördüğü bir kısım renklerin bazı tonları dışında, o çeşitli renklerde elbiseler giymiştir. Bunlar içinde beyaz, onun en çok hoşlandığı ve tercih ettiği renk idi. Bu da bölgenin iklim şartlarına daha uygun olup sıcak güneş ışınlarını yansıtarak vücudun etkilenmesini azaltır. Kaynaklar Hz. Peygamberin (s.a.v.) giydiği elbise türlerini şöyle kaydederler: Türkçede hırka diyebileceğimiz Bürde giyerdi. Bu hırka Türkiye'de giyilen hırkadan daha uzun olurdu. Cübbe, alt elbise üstüne giyilen kaftana benzer bir elbise, kamis/gömlek, belden aşağı giyilen uzun iç çamaşır olan sirval, yine belden aşağı giyilen izar, palto ve aba türü üst elbiseye benzeyen rida, sarık, mest ve ayakkabı. Hz. Peygamber (s.a.v.) çoğu zaman istediğini değil bulduğunu giymiştir. Onun giydiği çeşitli dış pazarlardan hazır gelen elbiselerinin şekil ve biçimlerine bakarak İslamî elbise şeklinin ve renginin o tarz olacağına hükmetmek doğru bir karar ve hüküm olamaz. Rasulullah'ın (s.a.v.) mutlak surette tercih edilmesini emrettiği bir elbise rengi yoktur. Hz. Peygamber (s.a.v.) herhangi bir rengi değil, beyaz rengi daha çok sevmiş olabilir. Bu, İslamî bir elbisedir ve sünnettir demek doğru olmaz. Bu bir bölge kültürü olup müşriklerin de giydiği elbiselerdir. Fıkhî hüküm olarak bağlayıcı olmaz.

Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ailesinin gıda maddeleri alanında olduğu gibi ev eşyaları ve giyim tedariki alanında da sıkıntılar çektikleri görülür. İçinde bulundukları toplumun iktisadî ve malî seviyesinin genellikle asgari geçim düzeyinin çok altında bulunması onlara da bunun üstünde bir hayat imkânı vermemiştir. Onlar kendilerinde bulunan en küçük bir imkândan hemen başkalarını yararlandırmayı tercih etmişlerdir. Zaman zaman çok fazla gıda sıkıntısı çekildiği gibi zaman zaman ihtiyaçlarının sağlanması ile ilgili sıkıntılar yaşadığı bilinmektedir. Rasulullah (s.a.v.) giyim ihtiyaçlarını genel olarak kendi imkanlarıyla sağladığı gibi kendisine gelen hediyeleri de kabul ederdi.

Hz. Peygamber (s.a.v.), haram edilmeden önce şüphesiz ipek elbise giymiştir. Cebrail'in erkeklere ipeğin haram olduğunu bildirdiği andan itibaren bir daha ipek elbise giymemiştir.

(s.a.v.): Her inanç, her kültür ve medeniyetin, erkek ve kadın için bir başlık türü olduğu bilinen bir husustur. Bunda iklimlerin ve içinde bulunulan ortam ve çevrenin etkisi vardır. Hz. Peygamberin (s.a.v.) bulunduğu bölgede güneşin etkisi fazla olduğundan orada başlıkların buna göre bir şekil ve tarz alması tabidir. O bir nevi kavuk veya fes türü başlığının üzerine bir sargı sarar, sarığın uçlarını sarkıtırdı. Bazen da başlığını tamamen sargısız yani sarık biçimine getirmeden kullanırdı. Kaynaklar onun sarığının genelde siyah olduğunu kaydederler ki Mekke'nin fethi sırasında da O'nun böyle bir başlıkla ve ayrıca başına bir miğfer geçirerek şehre bu şekilde girdiği bilinmektedir.

(s.a.v.): Hz. Peygamberin (s.a.v.) ayakkabı ve mest giydiği bilinmektedir. Kaynakların kaydettiği bilgilere göre yalın ayak dolaşan birisi olarak görünmüyor. Hatta kendisi halkı ayakkabı giyimine teşvik etmiştir. Buhari ve diğer bazı kaynakların kaydettikleri bilgiye göre Hz. Peygamber (s.a.v.), tabaklanmış ve de tüyleri kazınmış sığır derisinden mamul ayakkabılar giyerdi. Ayrıca mest giyerdi.

Güzel Kokuyu Sevmesi: Hz. Peygamber (sav) güzel kokular kullandığı gibi sürme ve kına benzeri boya kullanmaktaydı. O, uygun gördüğü elbise ve başlıklarını da aynı şekilde uygun boyalarla boyattırırdı. Elbisesini ve sarığını boyattığı bilinmektedir. Burada genelde yasaklanan veya mekruh görülen boyalar hakkında da bilgiler verilir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) temelde sarı rengi ve saç boyamada da kına ve sarı bakır renklerini kullanmıştır. Kırmızının belli bir tonunu uygun görmediği kaydedilir. Hz. Peygamber (s.a.v.) sınırlı imkanlarına rağmen elbiselerini uyumlu giyer ve çok temiz tutardı. Güzel kokular kullanmayı ihmal etmezdi.

(s.a.v.) (s.a.v.) Altın ve gümüş kap kacağın Medine döneminde bir süre sonra yasaklanıp artık kullanılmadığını biliyoruz. Rasulullah'ın (s.a.v.) mutfak eşyalarını ve sofra biçimini, O'na küçük yaşlarından itibaren 10 yıl hizmet eden Enes'ten (r.a.) şu bilgiler nakledilmektedir: "(Enes): Ben Rasulullah'ın (s.a.v.) küçük sahanlarda yemek yediğini, Ona ince undan ekmek pişirildiğini ve gene onun yüksek bir sofra kurup yemek yediğini bilmiyorum. (Bu hadisi rivayet eden Katâde'ye);Peki onlar neyin üzerinde yerlerdi, diye soruldu da cevaben; (yer) sofralarında yiyorlardı, dedi". (Buharî, At'ıma, 7).

San'ani'de geçen bir başka hadiste de Peygamberin (s.a.v.) yaşantısı anlatılırken; O'na çanaklarda (sükürrüce) yiyecek ve içecek sunulmadığı, kendisinin yere oturduğu, sofrasının yere serildiği ve yemekten sonra parmaklarındaki yemek artıklarını da ihmal etmeyip yediği, bildirilmektedir.(San'ani, Musannef, X, 458). Kaşık görünürlerde yoktur. Eğer olsaydı Hz. Peygamber (s.a.v.) onu kullanmakta gecikmezdi. Çünkü o hem israfı önlemeye ve hem de temizliğe çok daha elverişlidir.

Hz. Muhammed (s.a.v.) krallar gibi muhteşem bir hayat sürmedi. Onun bu durumu kendisinin şu ifadesinden de anlaşılır: "Kölenin yediği gibi yerim, kölenin oturduğu gibi otururum; Çünkü ben kuldan başka bir şey değilim" (Sa'nani, X, 417)

: Hz. Peygamberin (s.a.v.) mutfak hizmetlerine gelince onun hanımları yemeklerini kendileri pişiriyorlardı veya çoğunlukla böyleydi. Meselâ Safiyye (r.a.) çok güzel yemek yapmayı bilirdi. Hz. Aişe; "Onun gibi yemek pişireni görmedim" diyor. Hatta onun pişirip de hizmetçi ile Hz. Peygambere (s.a.v.) gönderdiği bir yemek Aişe'nin (r.a.) şaşkınlığına yol açmıştı da bunun tesiriyle elindeki bu yemek tabağı düşüp kırılıvermişti. Muhtemelen Hz. Peygamberin (s.a.v.) hanımları ekmeklik unlarını el değirmenlerinde kendileri öğütüyorlardı. Bizi bu kanaate iten şey, kızı Fatıma'nın (r.a.), babasından; ellerinin un değirmeninden nasırlaştığını, kırba ile su taşımaktan boynunda iz olduğunu, ev süpürmekten elbiselerinin tozlanıp durduğunu öne sürerek kendisine bir hizmetçi köle vermesini yahut satın alınmasını istediğinde onun bu talebinin bazı gerekçelerle geri çevrilmesidir. Peygamber (s.a.v.) gerekçe olarak, Bedir yetimlerinin bazı hadislerde de Suffa'daki fakirlerin veya dulların ihtiyaçlarını göstermiş ve ayrıca da; namazlardan sonra Allah'ı 33'er defa tesbihin ardından yatağa yorgun yatmanın, onun bu talebinden çok daha hayırlı olacağını, kızına bildirmiştir.

(s.a.v.) İkramı: Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında onun bulunduğu bölgede en büyük sıkıntı gıda maddeleri ve ondan sonra da giyinme alanında kendini gösteriyordu. Açlık ve çıplaklığın yanı sıra güven ve emniyet de en önde gelen meseleydi. Kur'ân-ı Kerîm'de Mekke döneminden başlayarak, ilk mali mükellefiyetler açların doyurulması üzerine gelmiş ve bu anlamda "ıt'âmu't-ta'âm" ıstılahı ortaya çıkmıştı.

Bu dönemde insanlar olabildiğince gıda maddeleri paylaşmaya davet edildiler. Açların doyurulması, çıplakların giydirilmesi; dinî-içtimaî sorumlulukların başında geliyordu. Peygamber (s.a.v.) ve ailesi de yapabildiklerince bu sorumluluğu eksiksiz yerine getirdiler.

Hz. Peygamber (s.a.v.) gerek Mescid-i Nebevi'nin son mahallinde yer alan Suffa'da barınmakta olan yersiz-yurtsuz fakirleri ve gerek diğer muhtaçları sadaka ve zekât gibi çeşitli imkânlardan faydalandırıyordu. Bazı durumlarda onlardan bir kısmını evine götürür ve imkânı olan Müslümanlara da aynı şeyi yaptırırdı. Bu konuda gelen bir haber şöyledir:

"Bir defasında Rasulullah (s.a.v.) : İki kişilik yiyeceği olan, (suffada barınanlardan) bir üçüncüsünü, dört kişilik yiyeceği olan bir beşincisini yahut da altıncısını birlikte alıp götürsün, buyurdu. Ebu Bekir bunlardan üçünü eve getirdi. Rasulullah (s.a.v.) da onlardan 10 kişiyi alıp evine götürdü" (Müslim, Eşribe, 176 (32); Buharî, Mevâkîtu's-Salat, 41)

Ebu Hureyre: Rasulullah (s.a.v.) aç kalıyordu, diye bahsetti de ben de; bu açlık nasıl oluyordu, diye sordum. Dedi ki; bu, ona akın akın gelenlerin ve misafirlerinin çokluğundan ve ondan hiç ayrılmayan bir zümreden kaynaklanıyordu. Bu yüzdendir ki Rasulullah (s.a.v.), beraberinde arkadaşları ve sürekli mescitte kalan ihtiyaç sahipleri (ehl-i suffa) olmadan asla yemek yemezdi.

Medine'de kalacak yeri olmayan muhacirler Suffa'ya sığınıyor ve onların iaşesiyle Rasulullah (s.a.v.) ilgileniyordu. Ahmed b. Hanbel; Rasulullah'a (s.a.v.) bir ikram geldiğinde eğer evinde ondan bir şey kalırsa onu Suffa'ya gönderdiğini kaydeder. Rasulullah (s.a.v.) burada onları; "İslâm'ın misafirleri" olarak nitelendirmiştir. (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 515).

Hz. Peygamberin (s.a.v.) hanımları için hıcab ayeti gelmeden önceki bir zamanda Rasulullah (s.a.v.) 5 kişiyi evine götürür; burada Hz. Aişe (r.a.) onlara yemekler yapar ve ka'b denilen içecekten sunardı.

Henüz Müslüman olmamış olanlara bile onları misafir edip sofrasına buyur eden Hz. Peygamber (s.a.v.) elbet müminler için öncelikle aynı tutumunu sürdürmüş olacaktır. Hz. Peygamber (s.a.v.) bir tebliğ insanıdır ve bu sebeple o, ihtidalar için eğer tabiri caizse daima fırsatlar oluşturur. Ancak o diğer yandan bir devlet başkanıdır ve idaresi altındaki tüm insanların, ona inanmış olmasalar da hayatlarından açlık ve felâketlere karşı sorumludur. Sıkıntılı dönem sonrasında hicri 7. yılda Hayber'in fethiyle birlikte gıda yönünden kısmen bir rahatlama başlamış olmaktadır.

(s.a.v.) Bilindiği gibi Hz. Ali ve Fatıma (r.a.) evliliklerinin birkaç yıllarını Peygamberin (s.a.v.) tahsis ettiği bir odada geçirmişler ve hatta onların çocukları da burada dünyaya gelmişti. Hem bu dönemde ve hem de onlar buradan taşındıktan sonra Peygamberin (s.a.v.) onlara daima yardımları olmuştur.

Peygamberin kızı Zeyneb'in (r.a.) uzun süre Müslüman olamayan kocasını terk edip Medine'ye babasının yanına gelmiş ve Rasulullah (s.a.v.) ona bakmıştır.

Ahmet Ağırakça

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.