Malumattan marifete yolculuk
İnsan, geçmişten geleceğe doğru ilerleyen bir yolculuğun içinde. Kendince iyi, güzel, doğru, faydalı saydığı şeyleri elde etmenin peşinde.
Ancak, aradığını bulmak; nerede ve nasıl olduğunu bilmeyi gerektiriyor. O da yetmiyor; arkasından yolunda olmayı, zahmetini göze almayı getiriyor.
Bir kimsenin, maksadına ulaşıp muradına erebilmesi için; ihtiyaç duyduğu alanlarda ve konularda, yeteri kadar "bilgi" sahibi olması zaruridir. Bilinen şeylerin toplamına ise, "malumat" denir.
Ayrıca, doğru bilgi doğru yola götürür. Yanlış malumat, sahibini yoldan çıkarıp bataklığa batırır.
Bilinen şeyler, kavanozun içindeki bala benzerler. Ne kadar kaliteli olurlarsa olsunlar; ancak çıkarılıp yendiği zaman besleyici bir gıda haline gelirler.
Bilgi, uygulandığı yahut yaşandığı zaman anlam ve değer kazanır. Ona da "marifet" denir ve "hüner, beceri, ustalık" diye tanımlanır.
Marifete dönüştürülmeyen malumat; varlığı bakımından yük, değeri bakımından çöp hükmündedir. İnsan, elde ettiği bilgiyi kendisi ve çevresi için faydalı hale getirme niyeti, gayreti içine girmeli; amel ve ahlak haline getirmelidir.
Yazılı vahiy Kur'an; okuyup anlamamız, anladığımızı yaşamamız, yaşadığımızı başkalarına da anlatmamız-aktarmamız için gönderilmiştir. Ayetler; yolumuzu aydınlatan ışıklar, istikametimizi gösteren işaretler gibidir.
Yaşanmış vahiy Sünnet; ilahi mesajı en iyi anlayan Resulullah'ın, bizim için örnek ve öncü olma özelliği taşıyan uygulamalarıdır. Bir hayat nizamı oluşturmanın sözlü ve fiili açıklamalarıdır.
Yaratılmış vahiy alem; muazzam bir dengenin ve düzenin sırlarıyla, şifreleriyle, formülleriyle doludur. İlmini ve hikmetini keşfedip icada dönüştürenler; sağlık, huzur, güven içinde yaşamanın yolunu bulmuş olur.
Var olduğunu bildiğimiz yahut bilmediğimiz herkes ve her şey, bir amaç için yaratılmıştır. O amacı gerçekleştirmek için gereken kabiliyet, kapasite ve özelliklerle donatılmıştır.
Her biri; çıkarılmayı, işlenip işe yarar hale getirilmeyi bekleyen madenler gibidir. Bu da yaratılmışların en üstünü olan insanın işidir.
Bilmek, bulmak, uygulamaya koymak, yaşanılır kılmak; hem hakkımız, hem görevimiz. Yeryüzü serüvenimiz içindeki en temel ödevimiz.
Allah(cc), Cuma suresi ayet 5'te; ilmi ile amel etmeyenleri "sırtında kitap yüklü eşekler"e benzetiyor. Saf suresi ayet 2 ve 3'te ise; "yapmayacağımız şeyleri söylemenin büyük bir kötülük olduğunu" belirtiyor.
Yazılı kaynaklarda yer alan bir rivayete göre, Hz.İsa da bu noktaya dikkati çekmiş. "Böyle kimselerin dediğini tutun ama yaptıklarını yapmayın. Çünkü, ağızlarından güzel söz çıkar fakat onlara ilk uymayanlar kendileri olurlar" demiş.
Asr-ı Saadet'te, Ashab-ı Kiram, bilmek ile yaşamayı "bölünmez bir bütün" olarak görüyordu. Öğrendiği ayetlerin anlamlarını ve hükümlerini hayata geçirmeden, diğer ayetleri öğrenmeye yönelmiyordu.
Resulullah(sav), bu süreci özetleyen zincirleme bir formül oluşturmuştu. "İnsanlar helak olur, ancak bilenler kurtulur. Bilenler de helak olur, ancak bildiklerini yaşayanlar kurtulur. Bildiklerini yaşayanlar da helak olur, ancak ihlaslı olanlar kurtulur" diyerek; ilmi imana, imanı amele, ameli tavra dönüştürmenin denklemini kurmuştu.
Hz.Ali'nin de konuyla ilgili bir beyanının olduğu rivayet edilir. Asırlar önce söylenmiştir ama asırlar sonrasını da tarif ediyor, tanımlıyor gibidir:
"Ey ilim sahipleri! Bildiklerinizle amel ediniz. Çünkü, alim; öğrenip amel eden, ameli ilmîne uygun olan kimsedir. Yakında bazı topluluklar belirecek; ilimleri boğazlarından aşağıya inmeyecek, içleri dışlarına uymayacak, yaptıkları bildiklerine uygun olmayacak. Halka halka oturup, birbirlerine karşı övünecekler. Kişi, kendi halkasında oturan birinin başka bir halkaya gidip oturduğunu gördüğünde, ona kızacak. İşte böyle kimselerin, o meclislerinde yaptıkları Allah'ın katına ulaşmaz".
Sonuç olarak; hayat oyunu içindeki konumumuz, durumumuz, görevimiz, rolümüz her ne ise onun ilmîne vakıf olup uygulamamız gerekiyor. Din, devlet, vatan, millet, kültür, medeniyet dilinde buna; "anın vacibi" deniyor.
Cinsiyet açısından, kadın ya da erkek; aile hayatı bakımından, anne-baba ve eş; toplum hayatı içinde işçi, işveren, memur, amir, asker, güvenlik görevlisi, doktor, avukat, mimar, mühendis, öğretmen, akademisyen, esnaf, tüccar, aydın, sanatçı, bürokrat, siyasetçi yahut yetki-sorumluluk sahibi herhangi bir kişi olabiliriz. Her ne isek onun malumatına sahip olup, marifete dönüştürmeliyiz.
Bu, uzun mesafeli bir yolculuktur. Yolu ve yolculuğu bilen, usulünce yürüme iradesini gösteren herkes; menziline varmış olur.
Allah(cc) bize; sıhhatli ilim, sahih iman, salih amel, sağlam duruş sahibi olmayı nasip etsin. Yaratılış amacımıza uygun yaşamanın yolunu, yöntemini göstersin.
Zekeriya Erdim
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- Azim sahipleri (21.12.2025)
- Hayatın ana unsuru sosyal sermaye (02.12.2025)
- Sermaye yahut servet algısı ve yanılgısı (22.11.2025)
- Dinler, izmler, çözümler (17.11.2025)
- İşlerimiz âsan, ahsen, ihsan olsun (27.10.2025)
- Dinlerde ve toplumlarda aile (21.10.2025)
- Unuttuğumuz değerlerin ihyası (09.10.2025)
- Dilde ve düşüncede algı, anlam, alan daralması (21.09.2025)