VAV TV CANLI YAYIN
Mehmet Emin Ay

Kalbin manevi hastalıkları

05 Kasım 2026

İnsan; en güzel kıvamda yaratılan, ama aynı zamanda aşağıların aşağısına düşmeye meyyâl ve hazır. İnsan; terbiye edilebilecek, güzelleştirilebilecek bir nefsin sahibi, fakat aynı nefsiyle hep kötülükleri emreden. İnsan; şefkat ve merhamet madeni, lâkin aynı zamanda vahşetin ve câniliğin en önce gideni. Ve el, ayak, göz, kulak ve burnuyla; dokunan ve tutan, yürüyen, gören, işiten, koklayan; ve "kalp" gibi müstesna bir organıyla, "hisseden" insan. Kalp ile kast ettiğimiz, tabii ki gönül ve yürek. İki gözden başka bir "göz"ün sahibi olan kalp!

İlim, irfan ve hikmet hazinesi olan Kur'an-ı Kerim'den, "kalbin de gözü olduğunu" ve sahtelikler arasındaki gerçeklerin ancak onunla görülebileceğini öğreniyoruz. Yine bu mukaddes kitaptan, birtakım kalplerin "mühürlenmiş" olduğunu bir kısmının da bazı hastalıklara yuva olduğunu ve sahiplerinin bunlar sebebiyle hasta ve mâlül hale geldiğini anlıyoruz. İşte bugün, insanın davranışlarına yön veren ve onu yöneten kalbin hastalıklarından bahsetmeyi düşünüyoruz.

"Kalplerinde bir hastalık vardır onların…"

Kur'an-ı Kerim'in ilk sayfalarında; Bakara suresinin 6-7. ayetlerinde,

"İnkâr edenleri uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, onlar asla iman etmezler. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de kalın bir perde bulunmaktadır ve onlar için büyük bir azap vardır." buyrulmaktadır.

Nisâ sûresinin 155. âyetinde ise kâfirlerin (ayetleri inkâr edenler) kalplerinin "kılıflanması" veya "mühürlenmesi", onların irade ve tercihlerini bu yönde kullanmış olmalarına bağlanmıştır. Yûsuf sûresinin 105. âyetinde de kâfirlerin, yer ve göklerde, Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren nice delili (âyet) görmemek için "yüzlerini çevirip geçtikleri" ifade edilmiş, böylece "kalplerin kılıflanması ve mühürlenmesi"nin mânasına, sebebine ve bunda kulun etkisine ve rolüne işaret edilmiştir.

Aşağıda aktaracağımız hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (sav) konuya mümin açısından önemli açıklama getirmektedir: "Mümin, bir günah işlediğinde onun kalbinde bir nokta oluşur. Kul tövbe eder, bu günahı terk eder ve pişmanlık duyarsa kalbinden o lekeyi siler; fakat aksine günaha devam eder ve arttırırsa leke de artar, sonunda bütün kalbini kaplar ve kilitler. Allah'ın "Hayır! Doğrusu şudur ki, yapıp ettikleri, kalplerini kaplayıp karartmıştır" (Mutaffifîn 83/14) buyruğundaki "karartma"dan maksat budur."

Ayetlerden anlaşılan şudur ki, insanların ceza ve azap görmelerine sebep olan birtakım günahları işleten, onları buna mecbur bırakan Allah Teâlâ değildir. Elbette, insanlara akıl, irade, tercih, kuvvet ve kudret gibi imkânlar veren ve yetenekler bahşeden veren de Allah Teâlâ'dır. Ancak bütün bunları O'nun rızâsı yönünde kullanan veya O'nun gazabına sebep olacak şekilde sarf eden de insanın bizzat kendisidir. Dünyadan göçüp giderken, insanın elinde ya cennetin anahtarı ya da cehennemin ateşi vardır. Bu iki anahtarı da yapmış olduğu fiillerle elde eden (kazanan) insandır. Dünya hayatı, sermayesi ömür olan bir ticarettir. Bu ticaretin sonucunda kulun elde ettiği ya kazançtır veya uğradığı zarardır.

Aynı surenin 8-10. ayetlerinde ise şöyle buyrulmaktadır.

"İnsanlardan bazıları da vardır ki inanmadıkları halde "Allah'a ve âhiret gününe inandık" derler. Akıllarınca Allah'ı ve iman edenleri aldatmaya kalkışıyorlar; hâlbuki onlar farkında olmadan yalnızca kendilerini aldatmış oluyorlar. Kalplerinde bir hastalık (bozukluk) vardır, Allah da onlardaki bu hastalığı (bozukluğu) arttırmıştır. Yalan söylemeleri yüzünden, kendilerine acı veren bir azap da vardır."

Bu ayetlerde ise Allah Teâlâ'nın bir başka gruptan bahsettiği gözlenmektedir. Bunlar münafıklardır. Ki onlar, "gönülden inanmadığı halde Allah'ı, Peygamber'i ve onun bildirdiği diğer iman ilkelerini benimsediğini söyleyen, Müslümanmış gibi görünen kimse" demektir. Bu grubun en belirgin özelliği "ikiyüzlü" oluşlarıdır; inanmadıkları halde inanır görünmeleri ve akıllarınca müminleri kandırmalarıdır. Açık inkârcılardan ve bilinen İslâm düşmanlarından, gizli olanlar daha tehlikeli oldukları ve bunların doğru yolu bulma ihtimalleri daha zayıf bulunduğu için kâfirlerin en aşağı tabakada olanları bunlardır. Nitekim Nisa suresinin 145. ayetinde belirtildiği üzere, "Münafıkların ebedî âlemdeki cezaları da diğer inkârcılardan daha ağır olacaktır."

İman yönünden münafıklık yanında bir de ahlâk bakımından münafıklık vardır ve Hz. Peygamber (sav) müminlerin bundan sakınmalarını istemiştir. "Münafığın üç belirtisi vardır: Haber ve bilgi verdiğinde yalan söyler, söz verdiğinde yerine getirmez ve kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder." Bu hadis-i şerif, nifak özelliğinin müminlere de bulaşabileceğine dair önemli bir uyarıdır.

Ayet-i kerimeye dönecek olursak. Burada geçen "maraz" kelimesi, aslında birincil anlamda "hastalık" demektir. Ayetteki bu ifadenin, "kalpte bozukluk" şeklinde anlaşılması da mümkündür. Nitekim kalplerinde böyle bir bozukluk ve hastalık olan münafıklar, Allah Teâlâ'nın Hz. Peygamber'e ve müminlere çeşitli lütuflarını gördükçe, haset ve kinleri artmakta, bu da bozuk kalplerini daha bozuk hale getirmektedir. Gerçekte ruh ve beden sağlığı bakımından kalp çok önemli bir organdır; ve onun sağlıklı olması bütün bedenin ve ruhun sağlıklı olması, hasta ve bozuk olması ise bu ikisinin de halinin kötüleşmesi demektir.

Kur'an-ı Kerim'in ayetlerine bütüncül bir gözle bakıldığında kalbin daha ziyade iman, vicdan ve ahlâkın merkezi mânasında kullanıldığı gözlenmektedir. Münafıklık ise ikiyüzlülük olması hasebiyle bir ahlâksızlıktır. O aynı zamanda vicdanda ve ahlâktaki hastalık ve bozukluğun acı bir meyvesidir. Münafıklık hali devam ettikçe bu bozukluk ve hastalık da hem nicelik, hem de nitelik yönünden artarak devam edecektir. (Geniş bilgi için bkz. Kur'an Yolu Tefsiri, I, 79-80).

Görüldüğü üzere, daha ilk ayetleriyle Kur'an-ı Kerim, inkarcıların ve münafıkların kalplerine ârız olan birtakım hastalıklardan, bozukluk ve olumsuzluklardan bahsetmektedir. Sevgili Peygamberimiz (sav) de kalpleri hasta olarak nitelenen münafıklardan ve onların kötü özelliklerinden bahsetmiş ve müminleri uyarmıştır.

İslâm âlimleri de kalbe ârız olan hastalıklar konusunda son derece hassasiyet gösterilmesi gerektiğine inanarak bu hususta pek çok eser kaleme almış ve ümmet-i Muhammed'in, bu hastalıklara tutulmaktan uzak kalmalarını sağlamaya çalışmışlardır. Biraz önce, kalbin daha ziyade iman, vicdan ve ahlâkın merkezi olarak anlaşıldığından ve kabul edildiğinden söz etmiştik. Nitekim İslam ahlâkı, kalbin sağlığı ve hastalıkları konusunda son derece dikkat çekici çalışmaların yapıldığı ve eserlerin verildiği bir alandır. Denilebilir ki, bilgi edinme adına, kalbin hastalıklarından, bunlardan uzak kalmak, iyileşme ve tedavileri için nelerin yapılması gerektiğinden bahseden zengin bir bilgi birikimine sahibiz. Bütün mesele, konunun önemine dair farkındalık şuuruna sahip olabilmek ve gereğini yapma adına bir adım atabilmek.

Gelecek yazımızda buluşmak dileğiyle…

Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.