Vakıf nedir? Vakfetmenin temelinde neler vardır?
Hatırlayacağınız üzere, sizlerle vakıf konusunu ele alacağımızı ifade etmiştik. Bugün konuya başlamak ve İslam dininin vakıf müessesine atfettiği değeri, vakfetmenin önemini, vakıf çeşitlerini ve sosyal hayatımızda vakıfların tarihte ve günümüzdeki misyonlarını birer birer incelemek niyetindeyiz. Umarız ki, İslam dininin, insanlığa ve Müslümanlara hediye ettiği bu kıymetli müessesenin, modern hayat içinde pek çok şeyin unutulduğu günümüzde yaşayanların gözünde ve gönlünde hak ettiği değerin farkında olunmasına bir nebze katkıda bulunmuş oluruz. Önce vakıf kelimesi üzerinde durmak ve onu tanımlayarak sözlerimize devam edelim dilerseniz.
Vakıf Nedir?
Sözlüklerde vakfın birkaç anlamı olduğunu görmekteyiz. Bunlar, "durmak; durdurmak, alıkoymak" kelimeleridir. Bir terim olarak ele aldığımız zaman "vakıf" kelimesi, "bir malın mâliki (elinde bulunduran sahibi) tarafından dinî, içtimaî (toplumsal) ve hayrî (hayır işlerine ait) bir amaçla ebediyen tahsis edilmesidir."
İslam Medeniyeti Tarihi'nin olduğu gibi İslam Hukuku'nun da önemli konularından biri olan vakfı, hukukçular genel olarak şu ifadelerle tanımlamışlardır: "Menfaati, Allah'ın kullarına (insanlara) ait olmak üzere herhangi bir malı-mülkü, "Allah'ın mülkü" olarak kabul ederek; onu başka birisine vermeyi ya da birinin böyle bir malı mülk edinmesini engellemek ve böylece sonsuza dek bu vasfa sahip kalmasını sağlamaktır." Bu tanıma göre, insanların faydalanmaları için bir malı, Allah'ın malı hükmüne dönüştürerek onu alım-satım, rehin, hibe, vasiyet, miras gibi temlik ve temellük ile sonuçlanacak her türlü hukuki tasarrufun dışına çıkararak bir kenara ayırıp tutmak ve onu ebedi olarak Allah'a tahsis etmektir.
Bu tanımlamalardan yola çıkarak denilebilir ki vakıf, Yaratandan ötürü, yaratılmışlara gösterilen merhametin, şefkatin ve sevginin tezahürü olan infak fiilinin devamlılık arz ederek müesseseleşmiş halidir. Zira, sahibi olunan bir malı; veya mâliki olunan bir mülkü vakfetmenin temelinde, Allah'ın rızasını kazanma arzusu ve O'na olan sevgi-saygı vardır…
Son Nebi Hz. Muhammed'in (sav) getirdiği dinin nuruyla aydınlanan Arap Yarımadası, bu dinin mukaddes kitabı Kur'an-ı Kerim; Peygamberinin sözleri ve uygulamalarıyla yeni bir kavram ve yeni bir müessese ile tanışmış oldu… Allah için infak ve bu infakın müesseseleşmiş hali Vakıf… Peki insanları infak etmeye teşvik eden ayetler ve hadisler, vakıf müessesesinin teşekkülünde nasıl bir rol oynamıştır? Geliniz, önce insanların bu husustaki motivasyon kaynaklarına bakalım.
Vakfetmenin temeli olan infakı teşvik eden ayetler ve hadisler
İslam, evrendeki bütün varlıkları yaratan ve yaşatanın Allah olduğunu kabul ve beyan eder. Sadece Allah bâkidir; O'nun dışında, geri kalan her şey fânidir. Hüküm sadece O'na ait olduğu gibi mülk de O'nundur. Allah Teâlâ bütün varlığı kuşattığı için O'nu seven, O'nun tüm yarattıklarını da sever. Böylece o kişinin sevgisi insanlara, hayvanlara, bitkilere ve hatta cansız varlıklara bile ulaşır. İşte Allah'a olan bu sevgiyle sadece O'nun rızasını kazanmak maksadıyla fedakarlıklarda bulunmak ister. Artık elinde olanı da, taşıdığı canı da O'nun için vermek, kişiye kolay gelir. İşte, vakfetmenin temelinde var olan bu anlayıştır ve bu anlayışı insanlığa İslam telkin etmiştir. Bu hususta da İslam'ın temel kaynakları olan Kur'an-ı Kerim ve onu insanlara tebliğ eden Sevgili Peygamberimiz (sav) hadis-i şerifleriyle insanları yönlendirmiş onlara rehberlik etmiştir.
Kur'an'ın indirildiği asırda herhangi bir vakıf müessesesi mevcut değildi ve insanlar bu müessese hakkında herhangi bir bilgiye de sahip değillerdi. Yine Kur'an-ı Kerim'de doğrudan vakıf kelimesine rastlanmadığını ifade etmeliyiz. O halde vakıf müessesesinin sonradan teşekkül ettiğini söylemeliyiz. Vakfın ortaya çıkması ve bir müessese olarak teşekkül etmesi, ayetlerin eğittiği ve terbiye ettiği, bilgilendirdiği ve yönlendirdiği ashab-ı kiramın, Peygamber Efendimizin (sav) hadisleri ve uygulamalarıyla, onlara hedef tayin etmesiyle gerçekleşmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de farklı ayetlerde geçen ve genel anlamda "iyilik" anlamı taşıyan "birr, sadaka, ihsan ve infak" kelimelerinin her biri, Allah için yapılan iyiliklerin ifadesidir. Her birinin geçtiği ayetler, Allah'ın rızası için yapılanların, O'nun katındaki değerini ortaya koymaktadır. İşte onlardan bir kısmı…
Daha Kur'an'ın ilk sure ve ayetlerinde, onun takva sahipleri için bir "hidayet rehberi" olduğunu bildiren ilk ifadelerden sonra bu vasfa sahip olanlar şöyle nitelendirilmektedir: "Onlar, gayb (görünmeyen) âleme iman eden, namazlarını gereği gibi kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak edenlerdir." (Bakara, 3) Aynı surenin bir başka ayetinde ise verilen sadece mal değil, aynı zamanda candır… "İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'ın rızasını kazanma uğrunda canını bile feda eder…" (Bakara, 207)
Belki bu sebepledir ki, malını ve canını, yâni sâhip olduğu her şeyi Allah yolunda cömertçe harcayan insanlara "vakıf insan" denilmiştir. Bu vasfa sahip insanların başında peygamberler, "Allah'ın dostları" olarak bilinen velîler ve onların terbiyesinde yetişen müminlerdir. İslam Tarihi, malını-mülkünü Allah için feda eden nice vâkıf (vakfeden) müminlerin ve bu vakıflarda ifa ettiği görevler vasıtasıyla ömrünü Allah yolunda harcayan, gerektiği zaman da O'nun yolunda canını da feda eden vakıf insanların hayat hikayeleriyle doludur. Çünkü Resul-i Ekrem Efendimiz (sav) Allah için geride bırakılan hayır hasenatın, kişinin amel defterinin kapanmasına engel teşkil eden üç husustan biri olduğunu şu hadis-i şerifiyle ifade buyurmuştu:
"İnsan ölünce, şu üç husus dışında bütün amellerinin sevâbı kesilir: Sadaka-i câriye, kendisinden istifâde edilen ilim, arkasından duâ eden bir hayırlı evlat."
İslâm âlimleri, "sadaka-i câriye" ifadesiyle, iyiliği devam etmekte olan her türlü hayır kurum ve kuruluşu, insanlara ve varlıklara faydası dokunan her şey, kısacası insanların ve canlıların kendisinden istifade ettiği her bir unsurun kastedildiği, böylece bu hadisle vakıf müessesesine işaret edildiği kanaatindedirler.
Şüphesiz konuyla ilgili ayet ve hadisler sadece aktardıklarımızla sınırlı değil. Dilerseniz onlardan birini son sözlerimiz olarak zikredelim, diğerlerini de gelecek yazımızda Asr-ı Saadet hatıralarıyla birlikte vakıf müessesesinin ortaya çıkışını aktaracağımız kısımda ele alarak işleyelim.
"Allah yolunda mallarını infak edenlerin durumu şuna benzer: (Ekilen) bir tohum tanesi, yedi başak bitirmiştir ve her başak yüz tohum tanesi taşımaktadır. İşte Allah, dilediği kimselere (mükafatını böylece) katlayarak verir. Allah (kulları için lütfu ve ihsanı) sınırsız ve geniş olandır. Allah her şeyi en iyi bilendir." (Bakara 261) Toprağa atılan bir tohuma karşılık elde edilen yedi yüz tohum tanesi!..
Hayırlı ve bereketli bir hafta geçirmeniz dileğiyle…
Mehmet Emin Ay
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- Çağdaş Dünyada Asr-ı Saadet'i Hatırlamak (09.09.2026)
- Çağdaş hayat içinde farkında olmadığımız değerimiz: Vakıflar… (07.09.2026)
- Tasavvuf düşüncesinde zaman ve zamanın kadrini bilmek: “Ân bu ândır; dem bu dem” (31.08.2026)
- “Ben ahlâkî güzellikleri tamamlamak için gönderildim” (24.08.2026)
- İslam âlimlerinin “zamanın kadrini bilmek” konusundaki görüşleri - 2 (20.08.2026)
- İslam âlimlerinin “zamanın kadrini bilmek” konusundaki görüşleri-1 (17.08.2026)
- İslam kültüründe “zamanın kadrini bilmek” (10.08.2026)
- Zaman israfı… (30.07.2026)