VAV TV CANLI YAYIN
Mehmet Emin Ay

Bugün, bundan 1396 yıl önce yaşananlar…

05.01.2026

Bugün 5 Ocak 2026… Yeni bir miladi yılın ilk günleri…

Geliniz bundan tam 1396 yıl öncesine, yine miladi tarihle, 630 yılının Ocak ayının ilk günlerine gidelim…

Medine'ye Hicretin üzerinden tam sekiz yıl geçmişti… Gecelerinin namaz, gündüzlerinin oruçla faziletli ve bereketli kılındığı Kutlu Ay Ramazan-ı Şerif, o yıl Aralık ayının son günlerinde başlamış ve müminler Ocak ayına, Ramazan orucunu tuttukları günlerde girmişlerdi…

Takvimler 630 yılı Ocak ayının 4. Gününü gösterirken, İslam Ordusu, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (sav) komutasında, henüz başladıkları Ramazan ayının 13. Gününde, oruçlu bir şekilde hareket etmişlerdi, Medine-i Münevvere'den…

İşte bugün, İslam Ordusunun, 1396 yıl önce çıktıkları yolculuklarının üzerinden henüz bir gün geçmiş olan 5 Ocak 2026… Bizim için 1396 yıl önce yaşanan o günlerin elbette son derece önemi var. Zira o günler, "Gönüllerin Fethi" olarak kabul edilen Mekke'nin Fethi sürecinde yaşananlara şahitlik eden mâna yüklü günler… Öncesi ve sonrasıyla birlikte kendisinden nice dersler çıkaracağımız günler…

Tarihi olaylar değerlendirilirken, olayın sebep ve sonuçlarını da göz önüne almak son derece önem arz ettiği ve öncelikle Mekke'nin Fethi'ne giden süreçte yaşananlara değinmek icab ettiği için biz de bunun gereğini yapacak ve konuya bir mukaddime ile devam edeceğiz.

Mekke'ye doğru çıkılan yolculuk öncesinde neler yaşandı?

Medîneli Müslümanlarla Mekkeli müşrikler arasında miladi 628 yılında yapılan Hudeybiye Andlaşması, on yıl sürecek bir barışı kayıt altına almışken, sözlerinde durmayan müşrikler, sulh maddelerini ara ara ihlâl etmeye başlamışlardı. Son olarak, andlaşmanın daha 18. ayında, kendilerine bağlı bulunan Benî Bekir kabîlesini kışkırtarak, Müslüman olan Huzâalıların üzerine saldırttılar. Mekkeli müşriklerden bir kısmının da iştirak ettiği bu saldırıda, Huzâa kabilesinin başkanı olmak üzere birkaç ferdini namaz kılarken şehit ettiler. Dahası, Harem-i Şerif'e sığınan mazlumları burada da kılıçtan geçirerek Harem'in kutsallığını ve dokunulmazlığını hiçe saydılar…

Bu cani katliam haberini getiren Amr bin Sâlim'i dinlerken, Peygamberimizin (sav) gözlerinden dökülen gözyaşlarının, sakalını ıslattığını yazar tarihler…

Resul-i Ekrem (sav) Efendimiz hemen Mekke'ye haber göndererek, öldürülenlerin kan bedellerinin (diyet) ödenmesini veya Benî Bekr kabilesiyle olan ittifaklarının sona erdirilmesini, aksi halde Hudeybiye Andlaşması'nın bozulmuş sayılacağını ve savaşa mecbur kalacaklarını bildirdi. Mekkeliler, bu teklifleri reddettikleri gibi onlar da savaşa hazırlanacakları haberini gönderdiler.

Kısa bir süre sonra Mekkeli müşrikler fikir değiştirip Ebu Süfyan'ı, Müslümanları yeniden barışa iknâ etmesi için Medine'ye gönderdiler. Ancak güven telkin etmeyen tavır ve davranışlarıyla Ebu Süfyan görüşmelerden bir netice elde edemeden Mekke'ye döndü.

Gizlilik içinde yapılan sefer hazırlıkları…

Resul-i Ekrem (sav) Mekkeli müşriklerin verdikleri sözleri yerine getirmeyeceklerini ve yaptıkları zulümlerden vazgeçmeyeceklerinden emin olduğu için Allah'ın kendisine yardımını umarak, oradaki bir avuç müslümanı zalimlerin elinden kurtarmak, Kâbe-i Muazzama'yı müşriklerden ve putlardan arındırmak için artık Mekke'ye bir sefer düzenlemenin vakti geldiğine inanmaktaydı…

Adeti üzere herhangi bir sefere çıkarken gidilecek yer hakkında genellikle bilgi verirdi. Ancak bu defa sefer hazırlığında bulunulmasını emretti, fakat hiçbir surette Mekke'den bahsetmedi. Yakındaki kabîleleri Medîne'ye çağırdı, uzaktakileri ise yerlerinde bekleyip onların orduya yolda iştirâk etmelerini emretti. Müşriklerin, Medîne'deki hazırlık faaliyetlerinden, kendileri adına bir şüphe duymamaları için Ebu Katade komutasındaki bir birliği Batn-ı İdam denilen yere gönderen Peygamberimiz, Medine'ye giriş çıkışları da sıkı bir kontrol altına almıştı. Zira O, bu büyük fethi kansız bir şekilde netîcelendirmek istiyordu. Bunun için baştan beri tedbir almış, en yakın dostu ve sırdaşı Hazret-i Ebûbekir (ra) bile Mekke'ye gidileceğini anlamamıştı. Eşi Hazret-i Âişe (ra) dahi bu seferin nereye olacağını bilmiyordu.

Resul-i Ekrem (sav), Mekkelilerin herhangi bir savaş hazırlığı yapmamaları ve sulh yoluyla fethin gerçekleşebilmesi için Mekke'ye hiçbir habercinin ve câsusun gitme imkânını ortadan kaldırmaya çalışmıştı. Bu günlerdeki duası şöyleydi:

"Allâh'ım! Bizi birdenbire karşılarında buluncaya ve biz onların yurtlarına ansızın varıncaya kadar, Kureyşlilerin câsus ve habercilerini tut, Kureyşlilerin gözlerini bağla, onları görmez ve işitmez kıl."

Peygamber Efendimiz (sav) Medîne'den hareket ettiğinde, düşmanı şaşırtmak için aksi istikâmetteki bazı müttefik kabîlelere uğramıştı. Dâire biçiminde bir yol tâkip ederek hedefinin ne olduğuna dâir belirsizliği iyice arttırmıştı. Yine aynı maksatla, mîkat yeri olan Zülhuleyfe'de ihrâma girmeyerek seferin yönü hususundaki gizliliği devâm ettirmişti…

Ne var ki, Ashab-ı Kiram'ın da özenle dikkat ettiği bu gizlilik esasına uymayan bir sahabi, Bedir gazisi Hâtib bin Ebî Beltaa, Mekke'ye durumu bildiren bir mektup yazmış ve bir kadınla bu mektubu göndermek istemişti. Allah Teâlâ, kendisine sığınan Peygamberini bu husustan haberdar kıldı. Kadının yerini söyleyerek Hazret-i Ali, Zübeyr ve Mikdâd'ı, o kadını yakalayıp getirmekle vazîfelendirdi. Kadın, Resûlullâh'ın işâret buyurduğu yerde yakalandı. Üzerindeki mektup alınıp Peygamberimize getirildi. Mektupta şunlar yazılıydı:

"Ey Kureyş! Allah'ın Resûlü, sizin üzerinize öyle muazzam bir kuvvetle geliyor ki, gece karanlığı gibi korkunç olan bu ordu sel gibi akacaktır. Allah'a yemin ederim ki, Resûlullah üzerinize tek başına da gelse Allah, O'nu size gâlip kılacak, vaadini yerine getirecektir. Şimdiden başınızın çâresine bakın!" Doğrusu bu ifadelerde gerçeğe aykırılık ve ihanet yoktu. Ama gizli kalması istenen bir önemli bilgi düşmana ifşâ ediliyordu. Bu yüzden Peygamberimiz (sav), Hâtib isimli sahabiyi yanına çağırtıp bunu neden yaptığını sordu.

Dilerseniz, Hâtib b. Ebî Beltaa'nın verdiği cevabı, bundan sonra yaşananları ve alınacak dersleri gelecek yazımızda ele alalım.

Sağlıcakla kalınız…

Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.