Osmanlı hoşgörüsünün yansıdığı Sultânî

Sultan Abdülaziz tarafından kurulan Mekteb-i Sultani, ilk kuruluş sebebine yakın bir sebeple, yine devletin önemli kademelerindeki eğitimli eleman açığını kapamak amacıyla 31 Ağustosta kuruldu.

Yayınlanma Tarihi: 31.08.2018 00:00 Güncelleme Tarihi: 31.08.2018 14:23

Mekteb-i Sultânîsi, Tanzimat devrinde eğitim alanında gerçekleştirilen faaliyetler sonucu kuruldu. 28 Şubat 1856'da yayımlanan Islahat Fermanı uyarınca Avrupa'ya öğrenci gönderildiği gibi Fransız programına göre eğitim yaparak devlete hariciyeci ve yabancı dil bilen subay yetiştirmek üzere Paris'te 1857'de Mekteb-i Osmânî açıldı.

Ancak bu okul beklenen sonucu vermediği için 1864'te kapatıldı. Daha sonra öğrenci gönderilmesinden de vazgeçildi. Onun yerine, daha az masrafla daha çok öğrenci yetiştirmek üzere İstanbul'da Batılı anlamda yeni bir okul açma düşüncesi ortaya çıktı. Maarif Nazırlığında 1864'te kurulan Meclis-i Kebîr-i Maârife Rum, Ermeni, Katolik, Protestan ve Musevî cemaatlerinden seçilmiş eğitimciler de tayin edilerek Osmanlı milliyeti ideolojisini geliştirme yönünde ilk önemli adım atılmış oldu.

Fakat Islahat Fermanı'nın ilân edilmesinin üzerinden on yıl geçmesine rağmen Osmanlı hükümetinin ciddi olarak ıslahata girişmediğini öne süren Avrupa devletleri, 1867'de Osmanlı Devleti'nin mukadderatını yeniden tartışmaya açtılar.

FARKLI MİLLETLERİN TEK BAĞI TÜRKLER

Fransa, Islahat Fermanı'nı yeterli sayarak çeşitli zümrelerin kaynaştırılması fikrinde ısrar ediyordu. Bu kaynaşmayı da ancak Türk unsurunun gerçekleştirebileceğini, zira Osmanlı toplumunu oluşturan on beş yirmi unsuru bir arada tutabilecek tek bağın Türkler olduğunu ve Türk unsuru yok olursa Osmanlı Devleti'nin dağılacağını söylüyordu. Yapılacak işin Müslümanları gayrimüslim tebaaya yaklaştırmak olduğunu belirterek bunun için Babıâli'nin Islahat Fermanı'nı uygulaması konusunda zorlanması gerektiğini ileri sürüyordu.

FRANSA'DAN MUHTIRA

22 Şubat 1867'de Babıâli'ye bir muhtıra veren Fransa, Islahat Fermanı'nın ruhuna uygun hareket edilmesini istedi. Muhtırada daha çok eğitimde yapılması gereken ıslahat üzerinde duruluyor ve lise seviyesinde okulların açılması tavsiye ediliyordu. İstanbul'daki Fransız elçisi De Bourée, Sadrazam Âlî Paşa ve Hariciye Nâzırı Fuad Paşa'ya muhtıra hükümlerinin yerine getirilmesi için ısrarlarda bulunuyordu. Fransız Maarif Nâzırı Victor Durey kurulacak lisenin programını dahi hazırlamış ve İstanbul'a göndermişti.

İstanbul'da Fransız maarif sistemine göre bir lise açılması konusunda ilk resmî görüşmelere 15 Mart 1867'de, Paris sefiri Cemil Paşa ile Fransız Hariciye Nâzırı Le Marquis de Moustier arasında başlandı. Durey'nin tavsiyesiyle, fizik öğretmeni Alfred Levistal beş yıllık mukavele ile yeni okula müdür yardımcısı tayin edildi ve 4 Nisan 1868'de İstanbul'a gelerek kuruluş çalışmalarına katıldı.

Fransızlar, okulun lise seviyesinde olmasını, cins ve din farkı gözetilmeksizin öğrenci alınmasını, öğretimin Fransızca olmasını ve yönetimin de Fransız öğretmenlerinin elinde bulunmasını istiyorlardı. Osmanlı devlet adamları ise öğretimin Türkçe yapılmasında ısrar ediyordu. Sonuçta Babıâli, bazı derslerin Türkçe okutulması şartıyla Fransız teklifini kabul etti.

SULTÂNÎ'YE KAYIT ŞARTLARI

Mekteb-i Sultânî'ye öğrenciler imtihanla alınacak, eğitim süresi beş yıl olacak, imtihanı kazanamayanlar üç yıl idâdî (hazırlık) sınıfında okuduktan sonra normal sınıflara alınacak ve beş yıllık eğitimlerini tamamlayacaklardı.

En erken 9, en geç 12 yaşındaki çocukların kabul edilecekti. Mektepte Türkçe, Fransız dili ve edebiyatı, ahlâk ve âdâb, Latince, Grekçe, Osmanlı tarihi, genel tarih, Osmanlı coğrafyası, genel coğrafya, matematik, kozmografya, mekanik, fizik, kimya, tabiat bilgisi, hukuk, mülkî idare, hitâbet ve edebiyat, hat ve resim, muhasebe, defter tutma gibi dersler okutulacaktı.

Rumca ve Ermenice, genel dersler kapsamına alınmayacak, ancak aileler istediği takdirde bu diller de okutulacaktı. Her öğrenci mensup olduğu din ve mezhebin âyin ve ibadetlerini yerine getirmekle yükümlü olduğundan Müslüman öğrenciler camiye devam edecekler ve kendilerine dinî vazifelerini öğretmek üzere mektepte bir hoca bulunacaktı. Aynı şekilde gayrimüslim öğrenciler de mensup oldukları mâbedlere gönderilecek ve gerekli bilgiler cemaat reisleriyle ailelerin isteği üzerine öğretilecekti.

OKULA KAYIT OLAN ÖĞRENCİ SAYILARI

Mekteb-i Sultânî 1 Eylül 1868'de törenle öğretime başladı. Törene şeyhülislâm başta olmak üzere devlet adamları ve diğer dinlere mensup din adamları da katıldılar. Mektebin programında öğrenci sayısının yarısının Müslüman, yarısının da gayrimüslim olması öngörüldüğü halde 1868-1871 döneminde Müslüman öğrenci sayısı daha az oldu.

Mektebin öğretime başladığı tarihte toplam 409 öğrenciden 172'si Müslüman, 237'si de gayrimüslimdi. Gayrimüslim öğrencilerden elli sekizi Gregoryen Ermeni, otuz biri Katolik Ermeni, yirmi altısı Katolik Latin, kırk biri Rum, kırk yedisi Musevî ve otuz dördü de Bulgar idi.

MEKTEB-İ SULTÂNÎ'YE GİDENLER AFOROZ EDİLECEK!

Beyoğlu semtinde bulunan Galata Sarayı'nda eğitime başladığı için Galatasaray Mekteb-i Sultanîsi adını alan mektebin açılışına çeşitli tepkiler geldi. Daha kuruluş çalışmaları sırasında ikinci müdürlüğe tayin edilen Kaymakam İsmâil Bey, maiyetinde bulunduğu Harbiye Nâzırı Nâmık Paşa'nın muhalefeti yüzünden görevine başlayamadı.

Rusya Türkiye'de Fransız nüfuzunun yayılması endişesiyle, bir yandan Fransa'nın yönetiminde böyle bir okulun açılışına karşı çıkarken öte yandan kendisi de Rusça eğitim yapacak bir okul için Babıâli nezdinde girişimde bulunduysa da sonuç alamadı.

Bu arada Grekçenin okul programından çıkarılması Rumları memnun etmedi. Programda öğrencilere kendi dinlerinde ibadet yapma imkânının verilmesi eleştirilere sebep oldu. Dinî ibadetin milliyetçilik sayıldığı bir ülkede karma lise kurma fikrinin yürümeyeceği ileri sürüldü.

Museviler de Hristiyan müdürün yönetimindeki bir okula çocuklarını göndermekte tereddüt ettiler. Katoliklerin tutumu ise daha sert oldu. Papa, çeşitli milletlere mensup öğrencilerin bir arada bulunmasının Katolik çocuklarının ahlâkını bozacağı gerekçesiyle Mekteb-i Sultânî'ye Katolik öğrencilerin girmesini yasakladı. Hatta Papa IX. Pius Osmanlı uyruğundaki Katoliklerden çocuğunu Mekteb-İ Sultani'ye gönderenleri aforoz edeceğini açıkladı. Ancak Fransa'nın girişiminden sonra papalık bu yasağı kaldırdı.

Bu tepkiye rağmen okul açılır. Böylece Osmanlılık anlayışını yansıtan, herkesin kendi dinini bir başkasına kabul ettirme çabası taşımadan kendi ibadetini özgürce yapabileceği bir kurum oluşturulur.

OSMANLI HOŞGÖRÜSÜNÜN YANSIDIĞI SULTÂNÎ

Dışarıdan ve gayrimüslim çevrelerden gelen bu tepkilere karşılık Osmanlı ulemâsından, Müslüman çocuklarının okula verilmesi konusunda herhangi bir muhalefet olmaması dikkat çekicidir. Batı medeniyetinin dini liderlerinden gelen tepkilerinin aksine, Osmanlı devlet adamları okulun başarıya ulaşması için büyük gayret sarf ettiler. Sadrazam Âlî Paşa, mektebin açılışından üç ay kadar sonra Maarif Nâzırı Saffet Paşa, Ticaret Nâzırı Davud Paşa ve Hariciye nâzırı müsteşarı da yanında olduğu halde mektebi ziyaret etti.

Osmanlı hükümetinin ilgisi sayesinde okulun mevcudu hızla arttı. Öğrenci sayısı 14 Ekim 1868'de 430 iken 4 Kasım'da 450, 30 Kasım'da 480, 17 Şubat 1869'da 496, 10 Martta 502, 7 Nisan'da 515, 5 Mayısta 522, 2 Haziran'da 524 ve nihayet 2 Mart 1870'te 640 oldu.

Bu sayı mektebin o tarihlerde ulaştığı en yüksek rakamdır. Bunun 273'ü (% 43) Müslüman, 367'si (% 57) gayrimüslimdi.

Ne var ki 600 öğrenci ile ilk eğitim yılına başlayan Sultani'de yatılı öğrencilerden yıllık 45 altın, gündüzlülerden ise 10 altın alınıyordu. Fakat ücretlerin bu denli yüksek olması Müslüman aileleri zora soktuğu için devlet 150 öğrenciye burs vermeyi kabul eder.

Okul ilk mezunlarını 1870-1871 öğretim yılı sonunda verdi. Bir Fransız heyeti tarafından imtihan edilen öğrencilerden sekizi "Bachelier es-science" diplomasını almaya hak kazandı. Fransız hükümeti 1 Şubat 1871'de Mekteb-i Sultânî diplomasının Fransız liseleri diplomalarına denk olduğunu kabul etti.

İlk müdür Mösyö De Salve, okula ders araç ve gereçlerinden, karyolalara kadar birçok eşya Fransa'dan getirtti. Ancak 1871 Beyoğlu yangını sonrasında okul başta gördüğü ilgiyi kaybetmişti.

Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi'ni himaye eden Sadrazam Âlî Paşa'nın vefatından (7 Eylül 1871) sonra mektebe yapılan hücumlar arttı. Bunun yanı sıra okulun koruyucularından Ali Paşa ve Fuad Paşa'nın ölümü, Abdülaziz'in Rusya ile yakınlaşmaları da okula olan ilgiyi olumsuz etkiliyordu.

Bu yüzden Fransız müdür Ernest de Salve ülkesine döndü. Onun ayrılmasından sonra öğrenci sayısı bir ay içinde 471'den 362'ye düştü.

SULTÂNÎ'NİN MÜDÜRLERİ

E. de Salve'den sonra 15 Nisan 1872'de Mekteb-i Sultânî müdürlüğüne Osmanlı tebaası Ermeni Vahan Efendi getirildi. Ardından Rum Fotyadi Bey tayin edildi. Her ikisi de bu görevde kayda değer bir hizmet yapamadan ayrıldılar.

Bu sırada Mekteb-i Sultânî binası 1873 yılında Mekteb-i Tıbbiyye'ye tahsis edildiğinden, Sultânî de tıbbiyenin Gülhane'deki binasına taşındı. Üç yıl kadar eğitimini burada sürdüren okulun müdürü Rum Sava Paşa, Maarif Nâzırı Saffet Paşa tarafından Dârülfünun'u kurmakla da görevlendirildi.

Sava Paşa Galatasaray Mekteb-i Sultanîsi bünyesinde Hukuk, Fen ve Edebiyat yüksekokullarından oluşan Dârülfünûn-ı Sultânî'yi 1874-1875 eğitim yılında öğretime başlattı. Bir yıl sonra Galatasaray Mekteb-i Sultanîsi yeni kurulan Dârülfünûn-ı Sultânî ile birlikte tekrar eski binasına taşındı.

Sava Paşa'nın ayrılmasından sonra 13 Şubat 1877'de ilk defa bir Türk müdür olarak Ali Suâvi Efendi tayin edildi.

AJAN-ÖĞRETMENLER VE İSYANCILAR OKULDAN GÖNDERİLDİ

Ali Suâvi, Mekteb-i Sultânî'nin eğitim sistemini beğenmiyordu. Hatta kuruluşundan beri okulda eğitim dilinin Fransızca olmasına Fransız nüfuzunu arttıracağı endişesiyle karşı çıkıyordu. Onun müdürlüğe tayinindeki asıl sebep, padişahı okulun ıslahı konusunda ikna etmiş olmasıydı.

Nitekim göreve başladıktan kısa bir süre sonra gazetelerde onun okulda köklü değişiklikler yapacağı konusunda haberler çıkmaya başladı.

Ali Suâvi, göreve başladığı sırada Mekteb-i Sultânî'de kırk üç öğretmen bulunuyordu. Bunların on ikisi Müslüman, otuz biri gayrimüslimdi. İki Fransız müdür yardımcısı ile birlikte Mekteb-i Sultânî bünyesinde bulunan yüksekokullarda da yirmi yedi öğretmen görev yapıyordu. Diğer hizmetlilerle birlikte toplam seksen personel ve 689 öğrencisi bulunan bir kurumu devralmıştı.

Ali Suâvi Efendi'nin 24 Ağustos 1877 tarihinde padişaha verdiği bir lâyihada kaydettiğine göre sadece Mekteb-i Sultânî'de okuyan öğrenci sayısı, 162'si Müslüman ve 377'si gayrimüslim olmak üzere toplam 539 idi.

Lâyihadan anlaşıldığına göre Müslüman öğrencilerden on altı kişi tam ücret ödediği halde doksan dört Ermeni'nin tamamı, 122 Rum'dan 12l'i ve elli iki Bulgar'dan kırk dokuzu ücret ödemiyordu. Parasız okuma hakkı sadece Osmanlı tâbiiyetinde olanlara tanındığı halde dört Rus, on altı Fransız, sekiz İtalyan, iki İngiliz ve iki Yunan uyruklu da bu haktan faydalandırılmıştı. Okul âdeta, yabancılarla yerli gayrimüslimlerin imtiyazlı olarak faydalandıkları bir kurum haline gelmişti.

Bir yıl önce patlak veren Bulgar isyanında elebaşılık yapanlar ve Müslüman köylerini yakıp yıkanlar Mekteb-i Sultânî'de talebe olan Bulgarlardı. Okulda Rus ve Bulgar asıllı pek çok ajan - öğretmen de bulunuyordu. Bu arada altı yıldan beri hazırlık sınıfını geçemeyen öğrenciler vardı.

Maarif Nâzırı Münif Paşa'nın karşı çıkmasına rağmen Ali Suâvi, okulda birtakım ıslahatı gerçekleştirdi. Bulgarlardan ücret isteyerek onların okuldan uzaklaşmasını sağladı, fakat isyana karışmamış olanlara dokunmadı. Rusları okuldan çıkardı.

Ajanlık yaptıkları tespit edilen Rus ve Bulgar hocaların işine son verdi. Müslüman öğrencilerin sayısı kısa zamanda artarak 220'ye ulaştı. Öğretmen sayısı, on beş Müslüman ve on beş gayrimüslim olmak üzere otuza indirildi. Okulda Arapça, Farsça, akaid, Arap edebiyatı ve Türkçe ön plana çıkartıldı. Buna karşılık Sava Paşa zamanında okutulan esâtîr-i evvelîn (mitoloji), Yunan ve Roma tarihleri, ilm-i âsâr-ı atîka gibi derslerle İngilizce, Rusça, Ermenice ve Bulgarca gibi seçmeli dersleri kaldırdı.

Sava Paşa'nın müfredattan çıkardığı akaid derslerini mecburî hale getirilerek Müslüman öğrencilerin, pek çoğu ateist ve misyoner olan Fransız hocalardan etkilenmesi önlenilmeye çalışıldı. Okulda yapılan bu değişiklikler, Batılı devletler tarafından tepki çekti. Okulun müdürü İngiliz ve Fransız elçilerinin baskıları sonunda görevinden alındı. II. Abdülhamid, Ali Suâvi'nin azil kararını ancak otuz altı gün sonra tasdik etmek suretiyle icraatını onaylamış olduğunu ortaya koydu.

Tevfik Fikret'in Mekteb-i Sultani müdürlüğe ise 6 Ocak 1909'da başladı. Tevfik Fikret müdürlük görevini dönemin Maarif Nazırı Abdurrahman Şeref Bey'den "mektep idaresinin bütün mesuliyeti kendisine bırakılmak ve işine karışılmamak şartıyla" kabul etti.

Dört yıldan beri okulda edebiyat hocalığı yapan şair Tevfik Fikret müdürlüğe getirildiyse de (28 Aralık 1908) Maarif Nâzırı Emrullah Efendi'nin ona karşı cephe alması yüzünden on dört ay sonra ayrılmak zorunda kaldı.

"Mekteb-i Sultânî, Doğu'nun, Batı ufkuna açılan ilk penceresiydi"

Tevfik Fikret

SULTÂNÎ'NİN ZOR GÜNLERİ

II. Meşrutiyet ilan edildiğinde okul bu kez de 1907 yangını sarsıntısını yaşar. Yangının yarıyıl tatili sırasında olması can kaybını önlese de okulun arşiv ve kütüphanesi de dâhil olmak üzere birçok yer yandı.

Piyano ve keman dersleri sanat eğitimi kapsamında seçmeli olarak verilmeye başlar. Bugünkü binada yer alan Büyük Amfi, Tevfik Fikret Salonu, Biyoloji, Fizik ve Kimya laboratuvarları, Resim, Müzik atölyeleri bu dönemde eklenen birimlerdir.

Fakat sonraki yıllarda okulu zorlu günler bekler. Öğrencilerin ve öğretmenlerin Balkan Savaşları'na katılması neticesinde 1917'de sadece 5 öğrencinin mezun oldu.

MEKTEB-İ SULTÂNÎSİ'NİN AMAÇLARI

Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi'nin iki önemli amacı vardı. Bunlardan birincisi devlete liyakatli memur yetiştirmek ve Tanzimat programının uygulanması sırasında ihtiyaç duyulan seçkin zümreyi oluşturmaktı. Bu amaç istendiği gibi gerçekleşti.

Bu okuldan mezun olan pek çok kişi devletin önemli kademelerinde görev aldı. Bilhassa hariciyede ve devletin diğer kademelerinde Galatasaraylılar önemli yekûn tutmaktaydı. Daha ziyade İstanbul'un zengin Müslüman çocuklarının devam ettiği bu okul, öğretim dilinin Fransızca oluşu sebebiyle Fransız kültürünün yayılmasında neden oldu. Başta futbol olmak üzere tiyatro, folklor vb. faaliyetler bu okul kanalıyla Türkiye'ye girdi.

Mektebin ikinci amacı ise Osmanlı toplumunu oluşturan unsurları birbirleriyle kaynaştırmaktı. Fransız devlet adamı ve eğitimcilerine göre okulda uygulanacak eğitim programıyla din ve ırklar arasındaki düşmanlık azalacak, çeşitli din ve ırklara mensup unsurlar, Osmanlı milliyetçiliği etrafında birleşecekti. Fakat bu amaç gerçekleşmedi. Unsurlar arasında uzlaşma sağlanamadığı gibi ayrılıkçı faaliyetler daha da arttı.

Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi'nin yönetimi hep Türk hükümetlerinin elinde bulunmakla birlikte Fransa'nın kontrolü ve müdahalesi hiçbir zaman eksik olmadı. Okul, Fransa'nın kültür politikasını Türkiye'de uygulayan bir kurum gibi çalıştı. Fransa'nın okul üzerindeki nüfuzu zamanımıza kadar devam etti.

Galatasaray'ın adı ve misyonu, 1994'te Fransız Konsolosluğu'nun yazlık yalısında öğretime başlayan ve ardından Ortaköy'deki Fer'iye Sarayı'na taşınan Galatasaray Üniversitesi'nde sürdürülmektedir.

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.