VAV TV CANLI YAYIN

Fatma Bayram: Her anne-baba dijital okuryazar olmak zorunda!

Yayınlanma Tarihi: 18.04.2026 11:48 Güncelleme Tarihi: 18.04.2026 12:06

Yazar Fatma Bayram, son dönemde yaşadığımız üzücü toplumsal hadiselerin ardından hepimizin yüzleşmesi gereken o acı gerçeği dile getirdi: “Çocuğunuz dışarıda mahallenin serserisiyle gezse panik olursunuz; peki odasının güvenliğinde, ekran başında hangi sosyopatlarla, hangi tehlikeli gruplarla muhatap olduğunu biliyor musunuz?”

Fatma Bayram konuşmasında, günümüz toplumunda dijital okuryazarlığın ve ebeveyn sorumluluğunun hayati önemini anlattı. Çocukların internet ortamındaki tehlikeli gruplarla etkileşimine dikkat çeken yazar, ailelerin bu konuda daha bilinçli ve takipçi olmaları gerektiğini ifade etti. Çocuk merkezli aile yapısının otorite eksikliğine yol açtığı ve sınırsız özgürlüğün kaosu beraberinde getirdiği vurguladı. Manevi değerlerin ve sorumluluk bilincinin eğitimdeki yerinin altını çizdi, yetişkinlerin kendi ekran bağımlılıklarıyla yüzleşmeleri gerektiğini söyledi. Ayrıca, akademik başarı baskısı yerine her çocuğun kendine has yeteneklerinin ve sosyal uyumunun önemsenmesi gerektiğini ifade etti. Nihayetinde, toplumsal sorunların çözümünde kurumların birbirini suçlamayı bırakıp her bireyin kendi sorumluluğunu üstlenmesi çağrısında bulundu.

Daha çok dijital dünyanın çocuklar üzerindeki etkisine değinmek istediğini vurgulayan Bayram, bir yönetici, karar mercii, okul idarecisi veya psikolog olmadığını hatırlatarak şu değerlendirmelerde bulundu:

"Beni en çok ilgilendiren veyahut da üzerinde en çok söz söyleyebileceğim kısımla ilgili bir kardeşiniz olarak tavsiyelerde bulunmak istiyorum. Artık hepimiz biliyoruz, bırakın konuşmayı, zihninizden geçirdiğiniz, 'bir çanta alsam mı' diye düşündüğünüzde sosyal medyayı açtığınızda karşınıza hemen çanta reklamları çıkıyor. Zihnimizi mi okuyorlar? Hayır, bizim profilimizi çıkarıyorlar. Harcamalarımıza, neleri beğendiğimize bakıyorlar. Binlerce, yüz binlerce veriyi değerlendirerek bir profilimizi çıkarıyorlar ve bundan sonra ne yapacağımızı, neyle ilgilenebileceğimizi tahmin ediyorlar. Tabii bunlar sadece ticari kazançlar için kullanılmıyor, bu veriler bambaşka amaçlar için de kullanılıyor.

Peki biz bu konuda ne yapabiliriz? Kabahat samur kürk olmuş kimse üstüne almamış. Aileler okulları suçluyor, okullar aileleri suçluyor. Katıldığım çalışma gruplarında herkes diğer kurumu suçluyor. Üniversiteler, 'liseler bize kalifiye öğrenci göndermiyor' diye liseleri suçluyor; liseler de 'üniversiteler bize nitelikli öğretmen göndermiyor' diyerek üniversiteleri suçluyor. Hiç kimse kabahatin veya o toplumsal problemin kendisiyle ilgili kısmına odaklanmak, sorumluluğu kabul etmek istemiyor.

Sorumluluğun kabul edilmesi gerektiğinin altını çizen Fatma Bayram, ailelerin çocuklarına konduramadığı problemlere şu sözlerle işaret etti:

"Fakat sorumluluğu kabul etmeliyiz. Bizim çocuğumuzun otoriteyle, toplumla bir problemi varsa; mutsuz, rahatsız, her şeye karşı, her şeyden nefret eden veya her şeyde problem gören bir yaklaşımı varsa, biz bunun farkında olmalıyız. 'Gençtir geçer, ergenlik böyle olur' deniyor. Çocuklarımızla ilgili öğretmenlerden, okuldan, götürdüğümüz bir doktordan bir uyarı aldığımızda çocuğumuza kondurmuyoruz. Kendi hayatımda da bunun örnekleri var. Diyelim ki çocuğunuz bir kaza geçiriyor. Doktor kim bilir kaç tane böyle örnek görmüş, kazadaki süreçlerden o çocukta bir kontrol, bir öfke problemi olduğunu anlıyor ve size 'biraz psikolojik destek alması lazım' diyor. 'Yok canım, ne alakası var' diyoruz, kondurmuyoruz."

Günümüzdeki eğitim sistemini ve çocuk merkezli aile yapısını "veletşahi" kavramıyla eleştiren yazar, durumu şu ifadelerle özetledi:

"Öğretmenlerle konuşuyorum, yanlışım varsa lütfen hemen tashih edin. Hiç kimsenin çocuğuna en ufak bir eksik ve kusur söylenemediğini, velilerin uyarılamadığını, tam tersine öğretmenlerin 'aman şikayet edilir miyiz, hakkımızda bir şeyler yazılır mı' diye korku içinde olduğunu görüyorum. Böyle çocuk merkezli yapıya 'veletşahi' deniyor. Çocuğun yönettiği bir dünya var şu anda. Aileyi de okulu da çocuk yönetiyor. Herkes, 'çocuk ne diyecek, aman rahatsız olmasın' diye düşünüyor."

İnsanın otorite ve sınır ihtiyacını Abraham Maslow'dan alıntı yaparak açıklayan Bayram, sınırsız özgürlüğün oluşturacağı tahribatı şöyle anlattı:

"Maslow, insanın temel ihtiyaçları içerisinde 15 temel ihtiyaç sayıyor, bunlardan bir tanesi de otorite ihtiyacıdır. Her yaşta insanın otoriteye, sınırlara, yapamayacağı şeylere ihtiyacı vardır. Özgür olabilmeniz için bile sınırlara ihtiyacınız vardır. Çünkü sınırı olmayan özgürlük, özgürlük değildir; anlamsızlıktır. Oradan kaos doğar. Her şeyi yapabilirsiniz, maddi gücünüz yetiyor, vaktiniz var, kimse size karışmıyor. Birdenbire yapabileceğiniz her şey anlamını yitirir, hiçbir şey size mutluluk vermemeye başlar. Güzel örnekler vereyim. 'Lale mevsimi geçmeden gideyim' diyorum ama zaman yok, imkân yok. Onu ayarlayabilirsem o laleleri görmek bana ne kadar mutluluk verecek. Ama her gün lalelerin içindeysem, her istediğimde bütün vazolara lale doldurabiliyorsam, o zaman bana pek de anlamlı gelmeyecek. Özgürlüğümüzü anlamlı kılan şey sınırlardır. İnsanın yaşı, eğitimi, statüsü ne olursa olsun otoriteye ihtiyacı vardır. Bu otoritenin en üst mercii alemlerin Rabbi olan Allah'tır. Allah Teala sınırlar koyar, vahiy insana nerede durması gerektiğini öğretmek için indirilmiştir. Çünkü insanın bunu kendi kendine bulması ancak deneme yanılma yoluyla mümkün olacaktır ki, denemelerin geri dönülemez sonuçlarını hep beraber görüyoruz. O sınırlara riayet etmediğinde ne olacağını da bildirir Allah. Yüzlerce ayette, Kur'an-ı Kerim'de binden fazla ayette cennet, cehennem, hesap, mizan, ahiret, sorgu ve sorumluluk anlatılır. Bugün karşı çıkılan 'dini korkutmadan anlatın', 'neden Allah yakıyor', 'biz ceza görünce Allah'a ne olacak' gibi sorular var ya; o soruların cevabı şudur: Çünkü insanın kural konmasına, denetlenmeye ve o yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşmeye ihtiyacı var."

Çocukların sınırları aştığında erken dönemde eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşmesinin önemine değinen Bayram, tespitlerini şöyle sürdürdü:

"Hayatın çeşitli aşamalarında bunlar o vahim seviyelere gelmeden önce sinyaller verir. Çocuklar sınırları aştığında, saygısızlık yaptığında, öğretmeni dinlemediğinde daha ilk yapmaya başladığında gereken sonuçlarla yüzleşse ve bir bedel ödese, ihtimal ki bu aşamalara kadar gelmeyecek bu meseleler. Her zaman ceza olmak zorunda değil bu. Tabii ki tekrar ediyorum, böyle çok yönlü, çok kapsamlı ve derinliği olan problemlerde çözüm hiçbir zaman tek bir öneriyle sağlanamaz. Herkes suçu birbirine atıyor; kimisi anasına babasına, kimisi öğretmenlere, kimisi 'zorunlu eğitim böyle yaptı' diyerek sisteme yükleniyor. Tek sebeple açıklanamayacağı gibi tek bir tedbirle de önlenemez, çok boyutlu olması lazım."

İşin kendisini ilgilendiren manevi ve ahlaki boyutuna vurgu yapan yazar, değer yargılarından yoksunluğun doğurduğu sonuçları çarpıcı örneklerle dile getirdi:

"Benim ilgilendiğim kısımda, bir insan Allah'a iman, peygambere saygı, ahiretten endişe makul miktarda taşımıyorsa, bu eğitim ona hayata başladığı yaştan itibaren pedagojik ilkelere uyarak verilmiyorsa ve imkanlar önüne seriliyorsa sorunlar büyüyor. Fakat imkanlar önüne serilmiş, Allah korkusu yok, vicdan yok, değer yargıları yok, başkasına saygı yok. Bir öğretmen arkadaşım kendi gözlemini şöyle anlatıyor: 'Önceden önden giden bir arkadaşı montunu yere düşürmüşse, arkadan gelen çocuk montunu düşürdün diye koştururdu. Şimdi kendi arkadaşının düşürdüğü montun üstüne basıp geçiyor.' İş yerlerinden hikayeler dinliyorsunuz; birbirinin kuyusunu kazan, birbirinin projesini arkasından baltalayan ya da kendi projesiymiş gibi sahiplenen hain iş arkadaşları..."

Modern psikolojinin bireyselleştirici etkilerini de eleştiren Bayram, aile bağlarının zayıflamasına dair şu tespitte bulundu:

"Psikoloji de bu gidişatın ekmeğine çok yağ sürdü acizane kanaatim. Ama hangi psikoloji? Bizim değer yargılarımızla örtüşmeyen, bireyselci, ben merkezli psikolojiden bahsediyorum. 'Aileler toksik, akrabalar toksik, hiç kimse için fedakârlık yapmanıza gerek yok, sınırlarınızı korumanız lazım' diyerek insanın kendi benliğini yücelten psikoloji bir taraftan; hayatın hiçbir aşamasında bir otorite tanımayan, saygı duymayan, kendini sınırlama ihtiyacı hissetmeyen davranış biçimleri bir taraftan... Hep beraber bu sonuçlara geldik."

Dijital okuryazarlığın günümüz ebeveynleri için zorunluluk olduğunu belirten konuşmacı, ailelere şu uyarıları yaptı:

"Bir başka görevden bahsedeceğim: Dijital okuryazarlık. Ben de bu konuda çok iyi değilim ama çok şükrediyorum ki çocuklarımı ergenlik çağını atlattıkları bir dönemde büyüttüm. Cep telefonları o zaman çıktı, internet kafeler vardı ama kişisel bilgisayar her evde yoktu. Dolayısıyla ben biraz direkten dönmüş bir ebeveynim. Fakat bugün için aklı başında, ortaokul-lise eğitimi olan her anne baba dijital okuryazar olmak zorundadır. Dijital okuryazar ne demek? Bilgisayardan hangi sitelere girilmiş, hangi yazışmalar yapılmış, evimde neler izleniyor, bizim ağımız kullanılarak nerelere girilmiş bilmek demek. Ajanlık gibi düşünmeyin bunu, çocuğunuzun özel hayatını takip etmek değil bu. Bakın, çocuğunuz mahallenin en serseri, en berduş kişisiyle oturup kalksaydı, onunla geceleri takılmaya başlasaydı panik olmaz mıydınız? Bir tedbir almak zorunda hissetmez miydiniz? Şu anda çocuğunuz internette ismini bilmediğim sitelerde; sapkınlarla, sosyopatlarla, psikopatlarla, şiddet yanlısı terörize gruplarla görüşüyor, onlarla oyun oynuyor. Her gün birkaç saatini bunlarla geçiriyor. Nasıl bunu takip etme ve ne oluyor burada diye merak etme ihtiyacı duymuyorsunuz? Sadece kendi ilgi alanınıza göre belli markaları veya yemek tariflerini değil, dünyayı takip etmeniz gerekiyor."

Çocuklarda görülen psikolojik sorunların ailelerce örtbas edilmemesi gerektiğini belirten Fatma Bayram, erken önlem almanın faydalarını şu ifadelerle aktardı:

"Çocuğumuzun bir sağlık sorunu, bir psikolojik sorunu varsa inkâr etmeden, üstünü örtmeden, yakıştırmama gibi cahilce davranışlara girmeden, bu sorun çok kökleşip ayağını kaydırmadan önlem almamız gerekiyor. Hatta bazen bu sorunlar çok vahim olaylara yol açmıyor da diyelim ki çocuğumuzun öfke kontrol problemi var; sosyal hayatına engel değil, bağırıp çağırıyor ama hayatını sürdürüyor. Eğer biz 13-14 yaşındayken geç kalmadan önlemini alabilsek, gelecekteki evliliği, iş hayatı ve sosyal başarısı bile daha sağlıklı olacak. O sinyalleri doğru okumak şart. Çocuğunuzun böbreği çalışmıyor olsa 'olsun bir şey olmaz' demiyorsunuz değil mi? Aynı şekilde bir şiddet eğilimi varsa, içe dönüklük aşırı boyuttaysa, hiç kimseyle görüşmemek gibi 'ev genci' denilen problemler varsa, bunları masum göstermeden üstüne gitmek gerekiyor. Tabii yaşanacak bir imtihan varsa ona yapılacak bir şey yok ama 'en azından ben bunu gördüm ve elimden geleni yaptım' deriz. Benim hayattaki pişmanlıklarımdan birisi de bu tip sorunların üstüne gitmeyi biraz geciktirmiş olmaktır. Geç de kalsanız nereden dönseniz kar oluyor ama ne kadar erken fark ederseniz o kadar kolay. Şöyle düşünün; 30 kilo aldıktan sonra mı vermek daha kolay, 5 kilo aldıktan sonra mı? 5 kilo aldığınızda 'buna bir dur demem lazım' derseniz o kiloyu çok daha kolay verir ve hemen eski formunuza kavuşursunuz. Aynı şey psikolojiniz için de geçerli."

Eleştirilerini yetişkinlere de yönelten yazar, asıl ekran bağımlılarının anne-babalar olduğunu katıldığı bir araştırmadan örnek vererek şöyle ifade etti:

"Hep çocukları ve gençleri konuşuyoruz, asıl ekran bağımlısı orta yaş ve üstü yetişkinler. Bugün uzmanlar, ekran bağımlılığının en zor tedavi edilen bağımlılıklardan biri olduğunu söylüyorlar. Bir hafta Instagram yasaklandığında ne yapacağını bilemeyen yetişkinler VPN adreslerinden girdiler. Dün bir araştırma grubuyla görüşmem vardı, orada öğrendiğim taze bir bilgiyi paylaşayım. İlkokul, ortaokul ve liselerdeki binden fazla çocukla 'aile' konulu bir yarışma yapılmış. İlkokuldakilere resim, ortaokuldakilere fotoğraf, lisedekilere kısa film yarışması yaptırmışlar. Binden fazla ilkokul çocuğunun ailesiyle ilgili yaptığı resimlerde ne gözlenmiş biliyor musunuz? Annenin elinde telefon, babanın elinde telefon çizilmiş. Hiç çocukları suçlamayalım, biz önce kendimize bakalım. Evde beraber vakit geçirme, çocuğumuzun problemleriyle ilgilenme, ekransız saatler oluşturma konusunda kendimiz nasıl davranıyoruz? Çocuklar sonuçta bizim eserimiz, bir ölçüde bir yere kadar. Yetişkinler olarak yapmamız gereken konulardan birisi de bu."

Yetişkinlerin kendilerini sorgulaması gereken başlıkları sıralayan Fatma Bayram, konuşmasını şu sorularla derinleştirdi:

"Biz nerede duruyoruz? Dijital okuryazarlık açısından hangi durumdayız? Ailemizde ve yakın çevremizdeki sorunlar karşısında duyarlı mıyız? Bunları kabul ediyor muyuz, yoksa 'bizim çocuğumuz olağanüstü zeki' deyip sorunumuz yokmuş gibi mi davranıyoruz? Uyumsuz davranışları olduğunda 'çok sıra dışı, çok özel olduğu için öyle' mi diyoruz? Okul, sağlıkçılar veya komşular tarafından yapılan bir uyarıyı -ki artık kimse kimseye uyarı da yapamıyor- nasıl karşılıyoruz? Bu konularda kendimizi sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum."

Konunun dini boyutunu ve geçmişteki mahalle kültürünün denetleyici gücünü hatırlatan konuşmacı, o değerlere dönüş çağrısında bulunarak şunları kaydetti:

"Dini açıdan tekrar ediyorum; Allah'a iman, peygambere saygı, ahiretten korku... Bunlar olmadan olmaz. Hastalıklı bir korkudan bahsetmiyorum; ahirette nasıl hesap vereceğiz düşüncesi, sorumluluk bilinci. Ben çocukluğumda güzel davranışları, bazı adab-ı muaşereti mahalledeki komşularımızdan öğrenmiştim. Konu komşu çocuklara sahip çıkardı. Biraz uçarılık yapmak isteseniz 'bir komşu görür' dersiniz. Komşu görürse annenize, babanıza söyler veya sizi çağırıp 'seni böyle gördüm, hiç doğru değil, tekrar edersen annene söyleyeceğim' derdi. Birbirini koruyan, kollayan, gözeten büyük bir aile ve komşuluk ilişkileri içerisinde olmaya, değerlerimize tekrar dönmeye ihtiyacımız var."

Ailelerin akademik başarı konusundaki baskıcı tutumlarını eleştiren Bayram, başarı kriterlerinin daraltılmasının tehlikelerini şu sözlerle anlattı:

"Çocuklarınızı okul başarısı için zorlamayın, baskı yapmayın. Her çocuk illa akademik anlamda çok başarılı olacak diye bir kural yok. Biz sosyal hayatta kabul edilen başarılı kişi tipini o kadar dar bir alana sıkıştırdık ki; piramidin tepesinde fiziksel açıdan çok yakışıklı, fit veya çok güzel olanlar, iyi bir işte çalışıp rahat yaşayanlar, akademik anlamda belirli okulları bitirmiş tipler var. Toplum olarak sadece bunları takdir ederseniz, 'falanın çocuğu şu puanı yapmış' derseniz, geri kalan çocuklar onlardan nefret eder. Onları devamlı kıyaslayan ve eleştiren aile büyüklerinden, öğretmenlerinden ve dahi toplumdan nefret ederler."

Toplumun her türden insana ve mesleğe ihtiyacı olduğunu vurgulayan yazar, şu gerçekçi değerlendirmeyi yaptı:

"Halbuki yeryüzünde ne kadar insan tipine ihtiyaç varsa Allah o kadar insan tipi yaratır. Yapay zekadan sonra bu durum gelecekte değil şu anda bile konuşuluyor. Geçen gün bir tesisatçıya ne kadar kazandığını sormuşlar; 'ekstralar olmazsa 100 bin' diyor. Bu, pek çok üniversite mezunundan daha iyi kazandığı anlamına gelir. Yapay zekanın yapamayacağı işlerin neredeyse tamamı mavi yakalı işlerdir; hasta bakımı, çocuk bakımı gibi. Dahiler çok az sayıdadır, demek ki az sayıda lazımdır. Yüzde 1'e giren yüz kişiden bir kişidir; geri kalanlar başka meslekler için lazımdır."

Konuşmasını eğitim sistemindeki öğretmen otoritesinin sarsılması sorunuyla bitiren Fatma Bayram, sözlerini şöyle tamamladı:

"Güvenlik önlemleri veya cezai yaptırımlar beni aştığı için onlara dair bir şey söylemiyorum. Ama öğretmenin saygı görmemesi, bir otorite kaynağı olarak kabul edilmemesi, velilerin zırt pırt öğretmeni taciz etmesi sonucunda; öğretmenin 'bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler' anlayışıyla sınıfta bulunmasının vahametini yaşıyoruz. Bu konularda acizane bize düşenlere odaklanmak gerektiğini düşünüyorum."

Dinlemek için 👇

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.