Arama

Zekeriya Erdim
Ekim 28, 2021
Bulanık suyun balıkları
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Hayatın ve içindekilerin oluşmasında, gelişmesinde, varlığını devam ettirmesinde; olmazsa olmaz derecede önemli unsurlardan biri, şüphesiz sudur. Hemen her canlı için; eksikliği krize, yokluğu tükenişe sebep olur.

İçtiğimiz ve içirdiğimiz zaman beslenme, yıkadığımız ve yıkandığımız zaman temizlenme, üstünde yüzdüğümüz ve yüzdürdüğümüz zaman taşıma aracıdır. Taşkın sellere, azgın dalgalara dönüştüğü zaman ise; yıkar, sürükler, boğar, mal ve can alır.

Ayrıca, geçtiği yerlerden bulaşan aykırı maddeler yüzünden; zamanla kirlenir, zehirlenir, "bulanık" hale gelir. Uzmanlar tarafından; temizlik ve kirlilik, yumuşaklık ve sertlik, tatlılık ve tuzluluk gibi özellikleri bakımından tasnif edilir.

Her sıvının içinde, az ya da çok su var. Ancak, bu sular; içlerinde bulunan katkı maddelerinin cinsine ve oranına göre, başka şeylere dönüşüyorlar.

Son yıllarda giderek daha çok; derelerin, ırmakların, göllerin, denizlerin kirlenmesinden söz ediliyor. O kadar ki; içinde yaşayan canlıları, öldürüp kenara atacak hale geliyor.

Aslında, bu durumu; kişisel ve toplumsal hayatımızın her alanında yaşıyoruz. Aklımızı besleyen bilgi kaynakları, ruhumuzu besleyen inanç odakları, bedenimizi besleyen gıda maddeleri kirlendikçe, zehirlendikçe; saflığımızı ve berraklığımızı kaybedip, bulanıyoruz.

Dilimizin kirlenmesi, düşüncelerimize; düşüncelerimizin kirlenmesi, davranışlarımıza; davranışlarımızın kirlenmesi, alışkanlıklarımıza; alışkanlıklarımızın kirlenmesi, karakterimize; karakterimizin kirlenmesi, kaderimize dönüşüyor. Taşıdığımız ve temsil ettiğimiz tüm değerler; çürümüş bitkiler ve ağaçlar gibi, devrilip yere düşüyor.

Bilgimizin kirlenmesi, imanımızı; imanımızın kirlenmesi, amelimizi; amelimizin kirlenmesi, tavrımızı tahrif edip bozuyor. Sevap umduğumuz sevdaların, sahte olması yüzünden; kâtipler, hesabımıza günah yazıyor.

İnsanların toplanma, örgütlenme, barınma, beslenme merkezleri olan sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik yapılar; birilerinin, kendi balıklarını ürettikleri havuzlar gibi. Duvarları çevirenler, yemleri verenler, suları bağlayıp kesenler; havuzların da, balıkların da sahibi.

İstedikleri zaman, istedikleri maddeleri katabiliyorlar. İhtiyaç duyduklarında, balıkları tutup tavaya atabiliyor, bedelini ödeyen müşteriye satabiliyorlar.

Uzun yıllar boyunca, her birimiz; farklı yollardan yürüdük, muhtelif vadilerden geçtik. İçine başka şeyler karıştırılmış, kirli sulardan içtik.

Kanlarımıza karıştı, ruhlarımıza sirayet etti. Gözlerimize ve gönüllerimize gölgeler düştü; görüp anlama yeteneğimizin açısı daraldı, mesafesi kısaldı, netliği gitti.

Nitelik açısından da, nicelik açısından da "görme engelli" gibiyiz. Saflığını, berraklığını kaybetmiş inanışların ve yaşayışların esiriyiz.

Bu halimizle; yan yana dursak bile, birlikte olduğumuz söylenemez. Duygularımızın, düşüncelerimizin, davranışlarımızın; ne zaman, nerede, nasıl ve hangi istikamette şekilleneceği bilinemez.

Sisli ve dumanlı bir ortamda; kaygan ve kaypak bir zeminde duruyoruz. Atılan oltalara kanıyor, açılan kanallara dalıyor; sahte bayramların, kınalı kurbanları oluyoruz.

Yurdunu, yuvasını kaybetmiş kuşlar gibi; rastgele uçmaktayız. Yoldaki işaretler, yanıltıcı olduğu için; yaklaşmak istediğimiz dünyevi ve uhrevi hedeflerden, hızla uzaklaşmaktayız.

Köklü bir değişim, dönüşüm sürecine girip; arınma, durulma safhasına geçmeliyiz. Denizlerden derelere, derelerden gözelere ulaşıp; suyu kaynağından ve kirlenmeden içmeliyiz.

O zaman gözümüz de, gönlümüz de aydınlanacaktır. Aklımız, ruhumuz, bedenimiz temizlenecek; yolunu, yönünü bulup kurtulacaktır.

İnsanlar ve toplumlar için, hayat suyunun ana kaynağı; yaratılmış vahiy âlem, yazılmış vahiy Kur'an ve yaşanmış vahiy Sünnettir. İlkeleri ve işaretleri doğru okunup anlaşılarak; bütün işleri ve işleyişleri kuşatan bir nizam haline getirilmelidir.

Eğip bükmeden söylemek gerekirse; kişisel, kurumsal, toplumsal, evrensel huzurun ve güvenin teminatı budur. Suyu kaynağından içenin; dünyası da, ahireti de aydın olur.

Her birimiz, özgür ve özgün varlıklarız. Hiç kimsenin şefaatinin de vesayetinin de olmadığı, olamayacağı bir günde; teker teker hesaba çekilecek kullarız.

Hilenin, hurdanın içeri girmediği; torpilin, referansın itibar görmediği bir terazi kurulacak. Yaptıklarımızın da yapmadıklarımızın da günahı, sevabı tartılacak.

Bu sınavı, anlımızın akı ile geçmek istiyorsak; "bulanık suyun balıkları" olmaktan kurtulalım. Külli irade ile cüz'i irade arasında; dosdoğru bir denge ve uyum sistematiği kuralım.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN