15 Temmuz’un 10. yıl dönümünde…
"Haberiniz olsun! Onlar, yeryüzünde fesat çıkaranların ta kendileridir. Ama farkında değiller!.."
Bugün 15 Temmuz 2026… Hain darbe kalkışmasının üzerinden tam on yıl geçmiş. 253 şehidimizin can verdiği, yüzlerce canımızın yaralanıp sakat kaldığı, milyarlarca liralık maddi kayba sebep olan o meş'um geceyi, dönen zaman çarkında 10. kez bu akşam yeniden idrak edeceğimiz gündür bugün.
Devletimizin ve milletimizin hayatında son derece önemli bir dönüm noktası olan bu tarihi unutana da unutturana da veyl olsun. Sadece şehitlerimizin her birinin aziz şehadet hatıraları bile, böyle bir nisyan ve gafletin önünde en önemli engeldir ve böyle kalmalıdır.
Aradan geçen on yılın sonunda, "düştüğü yeri yakan" hasret ateşinin, şehit yakınlarının yüreğinde hala küllenmiş kor halinde durduğu acı bir hakikat. Ancak, ecdadımızın "Hafıza-i beşer, nisyan ile malûldür" özdeyişlerinde ifade ettikleri üzere, insan hafızası unutmaya meyyal ve unutkanlık ile malûl. Hikmetini en iyi bilen, insanı yaratan ve yaşatan Rabbü'l-Alemin'dir, elbette. Ama eğer insanoğluna, acıları hafifleten ve unutturan "zaman"ı ihsan etmemiş olsaydı, gam ve keder, kısa sürede kişinin yaşama arzusunu yitirmesine ve hayattan kopmasına sebep olabilirdi. Fıtratımızda yerleşik halde bulunan bu "unutma" halinin, insan için kontrol altında tutulması gereken bir nâkısa ve bir eksiklik olduğunu hiç tereddütsüz ifade edebiliriz. Allah Teâlâ, gönderdiği kutlu elçilerini insanoğluna birtakım uyarılarla, unutmaya meyyal olduğu hususları onlara hatırlatmak ve uyarılarda bulunmak suretiyle görevlendirmiştir. Nitekim Son Nebi Hz. Muhammed (sav) de zaman zaman, "Hatırlat Ey Resûlüm! Çünkü bu hatırlatışın müminlerin menfaatinedir, onların yararınadır." emr-i ilâhisine muhatap ve mazhar olmuştu. (Bkz. Zâriyat, 55; Gâşiye, 21; A'lâ, 9)
Bugünkü yazımız, unutan insanoğluna, yeni yetişen nesillere ve insanın başkalarını aldattığını zannederken, kendi kendini aldattığının farkında olamayışını bizlere son derece manidar cümlelerle anlatan ayetleri nazara vermek maksadıyla kaleme alındı. Zira, hala o meş'um gecede yaşananları gereği gibi anlamayan ve hala yaşananları hafızasında tutmayı beceremeyen ya da yaşananların bir "kurgu" ve "tiyatro" olduğunu düşünenler ve dillendirenler var. Kur'an-ı Kerim, 14 asır önce, ayetlerin nazil olduğu o zaman diliminde yaşananlara, tespit ve teşhislerle birtakım hakikatleri ortaya koyduğu gibi, 10 yıl öncesiyle birlikte bugün yaşadıklarımıza dair teşhislere ve anlamamıza da yardımcı oluyor. Geliniz birlikte ilgili ayetlere bakalım.
Kur'an-ı Kerim'den ilk ayetler ve münafıklara ait ilk tespitler…
Bakara suresi, ilk olarak müminlerden ve özelliklerinden bahseder. Ardından inkarcıları ve münafıkları tanıtır bizlere. Sekiz-on ikinci ayetlerde bahsedilenler, Asr-ı Saadet'teki münafıkların özelliklerini anlatırken, adeta günümüzdeki münafıkları tarif eder bizlere. Geliniz, 1446 yıl önce indirilen ayetlerde mukaddes kitabımız, Kur'an-ı Kerim'in ilahi beyanına kulak verelim.
"İnsanlardan, inanmadıkları halde, 'Allah'a ve ahiret gününe inandık' diyenler de vardır. Bunlar, Allah'ı ve mü'minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir. Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır."
"Bunlara, 'Yeryüzünde fesat çıkarmayın' denildiğinde, 'Biz ancak ıslah edicileriz!' derler. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir." (Bakara, 8-12)
Bu ayetlerde Allah Teâlâ, 9. ve 12.ayetlerde iki kez "Onlar bunun farkında değillerdir." buyurmaktadır. Böylece, kalplerinde "nifak" bulunan kimselerin, Allah'ı ve müminleri aldatmaya ve kandırmaya çalıştıklarını ama aslında sadece kendilerini kandırdıklarını; yine "Biz ıslah edicileriz" dedikleri halde aslında gerçek bozguncular olduklarını, fakat onların, bunun farkında olmadıklarını ifade buyurmaktadır Yüce Mevlâ.
İki ayette de aynı şekilde geçen "şuur" kelimesiyle münafıkların bir özelliğine dikkat çekilmektedir. Peki nedir şuur? Şuur için sözlükler, "duymak, hissetmek" karşılığını vermektedirler. Bu bağlamda onu rahatlıkla "farkında olmak" şeklinde de düşünebiliriz. Böylece münafıkların, içinde bulundukları gaflet ve dalâlet (sapkınlık hali) sebebiyle, kendilerinin ne halde olduklarının "farkında olamayan" ve bunu da "sorgulayamayan" kimseler haline geldiklerine dikkat çekilmektedir.
Ayetleri aktardıktan ve konuyla ilgili temel bilgileri zikrettikten sonra gelelim günümüze...
Kendilerini bir "cemaat", toplanan yardımları "himmet", yaptıkları işi "hizmet", başlarındaki kişiyi "hocaefendi", gibi vasıflarla tanımlayan ve kendi isimleri yerine başka isimlerle tesmiye edilen kişilerin oluşturduğu bir şer şebekesi, yıllarca çok ustalıkla ve dikkatle gerçekleştirdikleri faaliyetlerle tüm dünyada eğitim kurumları ihdas etmeye muvaffak oldular. Mensup oldukları dinin temel sabitelerinden olan, zekat, fitre ve kurban gibi ibadetler; tesettür, içki ve faiz gibi yasakların "haramlık" hükümleri onlar nazarında "zamanın şartlarına göre" dizayn edilen, aşındırılan ve terk edilebilen hususlar haline getirildi… En sonunda vatanın istiklaline ve bütünlüğüne kast eden bu hain darbe girişimine dönüştü ve zaman, 15 Temmuz 2016 gecesinde, milletin parasıyla alınan uçakların vatan evlatlarının üzerine attıkları bombalara, tankların, ezdikleri bedenlere, silahlardan çıkan kurşunlara hedef olan göğüslere şahitlik etti… İşte bütün bunlara şahit olan ve bayrağının altında, vatanında hür ve huzur içinde yaşayanlar olarak bizlerin unutmamamız gereken hususlardır bunlar…
Sözlerimizi son derece manidar iki ayetle tamamlamak isteriz. Kehf suresinin 103-104. ayetlerinde Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
"Ey Resulüm de ki: Size amelleri (iş ve davranışları) bakımından en çok ziyana uğrayanları haber vereyim mi? Onlar, dünya hayatında tüm çabaları boşa giden kimselerdir. Halbuki onlar, yaptıklarının iyi olduğunu sanıyorlardı."
Cenâb-ı Hak'dan, aziz şehitlerimize ve ahirete irtihal eden kahraman gazilerimize gani gani rahmetler dileriz. Geride kalan yakınlarına sabr-ı cemiller; ve mahşer gününde şehit yakınlarının şefaatlerine mazhariyet niyaz ederiz.
Yüce Rabbimiz hem o günleri ve o "unutulmaz" geceyi yaşayanlar olarak bizleri hem de yeni yetişen neslimizi, şehitlerinin hatırasına sahip çıkanlardan eylesin; ve bizleri, "unutan" gafillerden değil, unutmayan ve unutturmayan vafâkâr kimselerden eylesin. Amin…
Mehmet Emin Ay
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- İsraftan sakınmanın “sağlıklı bir hayat” için taşıdığı önem (10.07.2026)
- Gıdanız “Helal ve Temiz” olursa israfa düşmezsiniz (02.07.2026)
- Yediklerimizde israf etmeme bilincinin oluşmasında Sünnet-i Seniyye’nin önemi (29.06.2026)
- İsraf etmeme bilincinin oluşmasında Hz. Peygamber örnekliği (25.06.2026)
- Din eğitiminin “israf etmeme” bilincinin oluşmasındaki önemi (18.06.2026)
- İsraf etmeme bilincinin oluşmasında hangi faktörler rol oynar? (12.06.2026)
- Yediklerimiz “helal” ve “tayyib” olsa da günaha girer miyiz? (04.06.2026)
- Yediklerimiz “helal” ve “tayyib” olsa da günaha girer miyiz? (04.06.2026)