VAV TV CANLI YAYIN
İsmail Güleç

Vefa Sultan’ın Şeyhinin Türbesinin Öyküsü

02.05.2026

Birkaç hafta önce sosyal medyada bir video gördüm. Bursa'da bir türbenin restorasyondan sonra yapılan açılışını izleyince ilk fırsatta ziyaret etmek istedim. Bursa'da bir etkinliği bahane ederek gidip ziyaret ettim.

Türbe, Emir Sultan'ın çok yakınında Zeyniler Cami haziresinde olduğu için doğrudan Emir Sultan'a gittim ve imam-hatibi Dr. Mustafa Baki Efe Hoca'dan beni türbeye götürmesini istirham ettim. Türbenin yenilenmesinde büyük emeği olduğunu başkalarından öğrendiğim Mustafa Hoca bana türbenin ihya edilmesinin hikayesini anlattı.

Her şey Bursa müftüsü Yavuz Selim Karabayır'ın Abdüllatif Kudsî Efendi'nin türbesini ziyaret etmek istemesi ile başlıyor. Hoca caminin haziresine gelir ve yolun hemen karşısında kalan türbeye benzeyen yapıyı merak edip içine girer. Girdiğinde ne sanduka ne de türbe olduğuna dair bir işaret vardır. Yerler halı döşenmiştir ve kenarda birkaç rahle bulunmaktadır. Küçük bir Kuran kursuna dönüşmüş halini görünce müftü oranın ne olduğu konusunu Mustafa Baki Hoca'ya açar. Bunun üzerine Mustafa Baki Hoca araştırmalara başlar.

Bursa türbelerinden bahseden ne kadar kitap varsa hepsini gözden geçiren Mustafa Hoca, türbede sadece Abdüllatif Kudsî'nin (ö. 1452) değil onunla birlikte kendisinde sonra postnişîn olan dört şeyhin de orada medfun olduğunu tespit eder. Şeyh Tâcüddin İbrahim Karamanî (ö. 1467) ve Şeyh Hacı Halife b. Vefa Abdullah Kastamonî (ö. 1489), Şeyh Muhyiddin Mehmed Boluvî (ö. 1494) ve Şeyh Mustafa Safiyüddin Mustafa Efendi'nin (ö. 1513) mezarları da buradadır.

Sühreverdiyye'nin bir kolu olan Zeyniyye'yi Anadolu'ya getirmiş olan Abdüllatif Kudsî Efendi'nin tekkesi de Anadolu'daki ilk Zeyniyye tekkesidir. Maalesef bir asır geçmeden Zeyniyye diğer tarikatler içinde erir. Zeynîlerin en meşhur şeyhi bugün İstanbul'da bir semte adını veren Vefâ Sultan'dır.

"Zâhirî ve bâtınî ilimler"i şahsında birleştiren Abdüllatif Kudsî Efendi sadece dervişlerini değil, devrinin ulemasının da takdirini ve muhabbetini kazanmış, Osmanlı Devleti'nin temelini oluşturan fikrî yapının mimarı olacak kadar önemli bir isimdir. 1449 tarihinde inşa ettirdiği Zeyniyye Dergâhı'nda irşad faaliyetini sürdürürken 1452'de vefat etmesi üzerine dergahın haziresine defnedilir ve ondan sonra posta geçen şeyhler de aynı şekilde şeyhlerinin yanına defnedilirler.

Mustafa Hoca'nın öğrendiklerini müftü efendi ile paylaşmadan önce topladığı bilgileri, Prof. Dr. Mustafa Kara ve Prof. Dr. Abdürrezzak Tek hocalarla paylaşır. Onların bilgilerin doğruluğu onaylaması üzerine müftü efendiye gider ve valinin de desteğiyle çalışmalara başlanır.

Türbenin iç tefrişatı için yapılması düşünülen işler ve bilgiler M. Safiyüddin Erhan Efendiye aktarılır ve onun rehberliğinde velî-hasret hayırseverlerin katkıları ile çalışmalar hitâma erer. Planlandığı şekilde türbe temizlenir, sandukalar yaptırılır, puşideler hazırlanır ve tâc-ı şeriflerin konulacağı hâle getirilir.

Türbede medfun zevâtın isimleri Hattat Mahmut Şahin tarafından istifli bir hatla yazılır.

Çerçevelerini yaptırmak ise İstanbul'dan gelen hayırsever bir hanıma nasip olur. Onun da ilginç bir hikâyesi var. Anlatayım.

Mustafa Kara Hoca, misafirlerini Emir Sultan'a getirir. Gelmişken talebesi de olan Mustafa Baki Hoca'yı ziyaret edip çayını içerler. Bu arada misafir hanımlardan biri Mahmut Şahin'in yazdığı hatların çerçevelenmiş hâlini görür ve ne olduklarını sorar. Hoca hikayeyi anlatınca kendisinin de çorbada tuzu olmasını ister, bir miktar parayı çıkarıp bırakır ve kendisini kırmamasını rica eder. Türbenin yeniden ihya edilecek olmasının yanı sıra bir hayra da vesile olmak Mustafa Kara Hoca'yı duygulandırır ve göz yaşlarına hâkim olamaz. O ağlayınca odadakiler de kendilerini tutamaz ve çok hoş bir hava oluşur. Hoca anlatırken âdetâ o anı yeniden yaşadı ve gözleri doldu.

Duvarlar boyanır, yerler güzelce temizlenir, hatlar ve bilgi veren yazılar duvarlara asılır, sikkeler hazırlanır, sandukalar konulur. Mustafa Efe Hoca, türbede medfun zevatın biyografilerini de ziyaretçileri bilgilendirmek üzere bir yazı hazırlat ve çerçeveletip asar. Ahmed Paşa'nın Tâcüddin Karamanî ve Hacı Halife için yazmış olduğu medhiyeleri ve türbenin açılışına düşürdüğü tarihi de çerçeveletip asar. Sıra açılışa gelmiştir.

Açılış 17 Nisan 2026 Cuma günü namazdan sonra gerçekleştirilir. Öncesinde Zeyniler Cami'inde Cerrahî usulünce zikrullah meclisi kurulur. Zikrullahın ardından hep birlikte camiye çok yakın olan türbeye geçilir. Şehir protokolünün de hazır bulunduğu küşât merasiminde sandukaların boş bırakılan sikkelerinin üstüne tâc-ı şerifler dualar, tekbirler, salavatlar eşliğinde konulur. Beş sandukaya beş tac-ı şerif Müftü Yavuz Selim Karabayır, Vali yardımcısı Kürşat Güleryüz, Mehmed Safiyüddin Erhan, Cerrahî şeyhi Mustafa Efendi ve Kübrevî şeyhi Abdullah Efendi tarafından tekbirler eşliğinde konulur.

Zeynî usulünce yapılmaya çalışılan bu merasime Fetih tevhîdi denildiğini de öğrenmiş oldum. Mustafa Bakî Efe Hoca'nın düşürdüğü tarih manzumesinin son beytini aktarıyorum.

Geldi gayret ile âh hem söyledim târihini
Oldu târih türbeye Abdüllatif-i Kudsî (m. 2026)

Bursa'nın ruhu tarihi müesseselerden biri olan ve bu şehri irşad eden nice güzîde sultanımızın sırlandığı bu türbenin açılışının Bursa'nın fethinin 700. yılına denk gelmesi ise emek verenler için ayrı bir iftihar vesilesi olur.

Türbe binası

Erken dönem türbe mimarisine uygun biçimde inşa edilen türbe iki kısımda oluşuyor. Ziyaret edilen sandukaların bulunduğu bölüm ve hemen altında kripta denilen mezarların bulunduğu bölüm. Mezarların bulunduğu bölüme merdiven sahanlığının altındaki kapısından giriliyor.

Sultan II. Murat tarafından yaptırılan, kare planlı ve tek kubbeli bir yapı olan türbenin duvarları, etrafı değişik biçimli zencirek motifi ile çevrili, sivri kemerli ve mermer söveli pencerenin altına kadar moloz taş, üst kısımları iki sıra tuğla, bir sıra moloz taştan yapılmış. Neredeyse bir adam boyu yüksekliğindeki kubbenin üzerine oturtulduğu sekizgen kasnak iki sıra tuğla ve bir sıra kesme taşla örülmüş. Dört cephesine ise sivri kemerli büyük sayılabilecek pencere konulmuş. Duvardan iki sıralı kirpi saçağına tuğladan kuş gagası ve zencirek motifi ile geçilmiş. Pencere alınlıklarında deniz dalgası, zikzak motifi, tuğla malzemeli tezyini ile dönemin Bursa türbe mimarisi için eşsiz bir örnek.

Dışa çıkıntılı kemerin meydana getirdiği küçük bir eyvan görünümlü girişteki mermer söveli bir kapıdan geçilerek girilen türbenin içinde iki pencere arasında mihrap nişi var. Oldukça aydınlık olan türbenin iç duvarları beyaza boyanmış ve nakışsız. Duvarlarında ise yukarıda izah ettiğim çerçeveler asılmış. Depremlerde tahrip olan ve 1958 ve 1965 yıllarında iki kez restore edilen türbe özgün halini koruyor.

Başta Bursa müftüsü Yavuz Selim Karabayır ve Mustafa Baki Efe olmak üzere türbenin yeniden ihyasında emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Bir türbenin nasıl ihya edileceğini göstermesi bakımından da ayrıca önemli bulduğumu ifade etmek isterim.

Emir Sultan'a kadar gitmişken Abdüllatif Kudsî Efendi ve hulefasının türbesini de ziyaret etmeden dönmeyin.

İsmail Güleç

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.