Rasûlullah’ın (sav) Zeyneb Bintu Cahş İle Evliliği
Rasûlullah'ın (sav) Zeyneb bint Cahş ile evliliği, diğer bütün evliliklerden farklı olarak doğrudan Kur'ân-ı Kerîm'de zikredilen ve belirli bir toplumsal hükmün yerleşmesine vesile olan bir evliliktir. Bu nedenle onun nikâhını yalnızca özel bir aile hadisesi olarak değerlendirmek mümkün değildir.
Hz. Peygamber (sav) Zeyd'in Zeyneb'i boşamasından sonra iki zor hadiseyle karşı karşıya kaldı. Bunlardan biri; arzu edilmeyen bir şekilde sonuçlanan bu evliliğin sona ermesiyle halasının kızının dul kalması; ikincisi ise cahiliye düşüncesine göre, Zeyneb ancak bir köle ile evlenebilirdi. Bu da ayrı bir cahiliye geleneği idi. Bunu da yıkmak gerekiyordu. İslâm insanların hayatında büyük bir değişim yapmış ve cahiliyenin birçok geleneğini toplumdan uzak tutmuştur.
Dolayısıyla Rasûlullah (sav), kendisini, akrabalarına karşı bu yarayı sarma zorunluluğunda hissediyordu. Çünkü Allah Rasûlü, Cenâb-ı Hakk'ın kendisine bildirmesiyle bir gün Zeyneb'in kendi hanımı olacağını biliyordu. Ancak Zeyd evlatlığı olduğu için ortaya çıkacak fitne ve dedikodular onu korkutuyordu. Zira yukarıda ifade ettiğimiz gibi o günkü cahiliye geleneğine göre bir kimsenin kendi evlatlığının boşadığı kadınla evlenmesi uygun değildi.
Lâkin İslâm'ın getirdiği bu prensip, kesinlikle kendisi üzerinde uygulanacaktı. Nitekim bu husus Kur'ân'da şöyle ifade edilmektedir: "Hani sen, Allah'ın da kendisine nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye "Hanımını nikâhında tut (sakın onu terk etme) ve Allah'tan kork" diyordun. Allah'ın açığa çıkaracağı şeyi (Zeyneb'in senin hanımın olacağı bilgisini) ise içinde gizliyor, insanlardan (dedikodularından ve olayı nasıl karşılayacaklarından) korkuyordun. Hâlbuki sadece Allah'tan korkman daha uygundu. Nihayet Zeyd'in o kadın ile bir nikâh bağı kalmayınca Biz onu (Zeyneb'i) seninle evlendirdik. Böylelikle evlatlıklarının eşleri ile herhangi bir nikâh bağı kalmayınca bu durumda olan kadınlarla evlenmek hususunda mü'minlere bir sorumluluk olmadığı anlaşılsın istedik. Allah'ın emri elbette yerini bulur," (el-Ahzâb, 33/37).
Ayet-i kerimede "onu kalbinde gizliyordun" kısmının anlamı, yukarıda ifade ettiğimiz gibi istenmeyen bir sonuçla biten bu evlilikten sonra halasının kızının dul kalması; bir diğer husus ise, cahiliye geleneğine göre, Zeyneb artık ancak bir köle ile evlenebileceği hususundaki üzüntüsünün kalbinde oluşturduğu sıkıntı idi. Bunun için artık bunu telafi etmenin tek yolu Zeyneb'le kendisinin evlenmesiydi. Rasûlullah'ın içinde sakladığı bilginin bu evliliğin meydana geleceğini Allah'ın kendisine verdiği bilgi idi. Yoksa burada "Kalbinde gizlediğin, içinde sakladığın şey" Hz. Peygamber'in hâşâ Zeyneb'e tutkunluğu meselesi olsaydı, Allah bunu açığa vururdu. Hz. Peygamber ise böyle bir duygudan ziyade Zeyneb'in bir köle ile evlenmek zorunda kalmasına olan üzüntüsünü içinde sakladığı hususlardan birisi idi. Ayetteki kasıt budur.
Rasûlullah'a Zeyneb'le evlenme hükmü çok ağır gelmesine rağmen, artık Allah'ın emrini yerine getirmek için bunu reddetmek mümkün değildi. Çünkü bu evliliğin nikâhı, bizzat yüce yaratıcı tarafından kıyılmış, buna melekler de şahitlik yapmışlardı. Rasûlullah'ın Hz. Zeyneb ile nikâhlandığını bildiren âyetler inince Rasûlullah Efendimiz:
"Kim gidip Zeyneb'e Allah'ın onu, gökte bana nikâhladığını müjdeleyecek", buyurdu ve gelen âyetleri okudu. Hz. Aişe validemiz, bu âyetleri Efendimiz'den duyduğu zaman: "İşlerin en büyüğü ve en faziletlisi Zeyneb'e nasip oldu ve Allah onu gökte Rasûlü'ne nikâhladı. Zeyneb, bize karşı bununla övünecektir," dedi.
Enes'in (r.anh) bizlere bildirdiğine göre Zeyneb boşanıp iddeti bitince Rasûlulullah Zeyd İbn Hârise'ye gidip Zeyneb'i kendisi için istemesini söylemiş, başlangıçta Zeyd'e zor ve ağır gelen bu vazife, Zeyd tarafından yerine getirilmesi de birçok yanlış anlaşılmayı ve kötü niyetleri yok etmiş olacaktı. Rasûlullah'ın onun için bu işe Zeyd'i görevlendirmesinde de ayrı bir toplumsal değişim ve bir hikmet vardı. Zeyneb'e Rasûlullah'ın evlenme teklifi ulaştırılınca, Zeyneb, istihâre yapmadan cevap veremeyeceğini belirtti. Sonra secdeye kapandı ve iki rekât namaz kılarak şöyle dua etti: "Ey Rabbim eğer ben O'na layık isem, beni O'nunla evlendir." Daha sonra yukarıdaki âyetin indirildiği ve Rasulullah'ın Zeyneb'e Rabb'i tarafından kendisi ile evlendirildiğine dair haber gönderdiği bildirildi. Zeyneb bu haberi duyunca, bütün mücevherlerini çıkarıp müjdeyi getiren câriye Seleme'ye verdi, secdeye kapandı ve iki ay oruç tutmayı adadı.
Sırf Allah ve Rasûlünün emrini yerine getirmek için Zeyd ile evlenmiş olan mü'minlerin annesi Zeyneb binti Cahş, bu itaatinin mükâfatı olarak, Zeyd'in onu boşamasından sonra, Yüce Allah tarafından Hz. Peygamber ile evlendirilmesiyle cahiliye geleneğinin birçok yanlış anlayışı ve geleneğinin sona ermesine vesile olmuştu. Rasûlullah ve Zeyneb'in bu nikahı, insanlar arasında yapılmış ve yapılacak nikahların en güzeli idi. Çünkü yüce Allah tarafından ve Cebrâil'in elçiliği ile yapılmıştı. Bu sebeple Hz. Zeyneb, Rasulullah'ın diğer hanımlarına karşı kendi durumuyla iftihar eder ve "Sizi Allah'ın Rasûlü ile aileleriniz evlendirdi. Hâlbuki beni yedi kat göklerin üstünden yüce Allah evlendirdi," diyerek övünürdü. Ayrıca Hz. Peygamber'in diğer eşlerine karşı üç şeyle iftihar eder ve kendisini onlardan farklı görürdü: Hz. Peygamber'in yakın akrabası olması, nikâhının Cenâb-ı Allah tarafından kıyılmış olması ve bu nikâhta aradaki elçinin Cebrail olması hususları idi. (Buhârî, "Tevhid", 22)
Gerçekten de Hz. Zeyneb güzelliği, asaleti ve diğer özellikleri sebebiyle diğer hanımları kıskandırıyordu. Başlangıçta Hz. Aişe bu kıskançlığını gizlemeden söylüyordu. O şöyle diyordu: "Öyle zannediyorum ki benden sonra hanımlarının en sevgilisi Zeyneb'le, Ummu Seleme idi. Daha sonra Zeyneb tek başına bu kıskançlığa hedef oldu. Rasûlullah (sav) Zeyneb'in yanında biraz fazlaca durmasından dolayı Hz. Aişe sıkıntı duymuş ve kıskançlık belirtileri göstermiştir. Kıskançlıklarının sebep olduğu bu mücadele bir defasında Rasûlullah'ın huzurunda devam etmişti. Hz. Peygamber de onların bu şekildeki hareketlerine müdahale de bulunmazdı. Hanımlar arasındaki bu çekişme onların doğruluktan ayrılmalarına veya İslâmî olmayan bir amellerine asla sebep olmamıştır. Sadece insani bir duygu olarak kumaların birbirini kıskanmalarının dışında yanlış sayılacak bir davranışa şahid olunmamıştır.
Kur'ân-ı Kerim'de Zeyneb'in Hz. Peygamber'le evlendirilmesi hususunda birçok âyet inmişti. Bu onun ve Zeyd'in hikayelerinin sonsuza de unutulmaması demekti. Çünkü mü'minler kıyamete kadar onlarla ilgili âyetleri okuyacak ve o âyetlerle ibadet edeceklerdi. İşte en çok övünülecek taraf burasıydı ve en büyük şeref de buydu. Hz. Aişe bu sebeple Zeyneb'i kıskanmaktan kendini alamamıştır.
Hz. Peygamber'in Zeyneb'le evliliği meselesinde dikkati çeken diğer bir konu da Küfüv/denklik meselesidir. Yani evlenen hanımla erkek arasında, bir takım eşitlik veya eşitliğe yakın özelliklerin olmasıdır ki-bunlar; dindarlık, güzel ahlâk, asâlet, zenginlik, güzellik, nesep yönü vs. olup bunlar gözetilmeden yapılan evlilikten, güzel bir netice beklemenin mümkün olmadığı görülmüştü. Bunda da ayrı bir hikmet beklendiği için başka faydalar sağlamıştır.
Zeyneb'in Hz. Peygamber'le olan evliliğinde Zeyd ile olan evliliğinde yaşadıklarından dolayı kırılan gönlü alınmış oluyordu. Zira Rasûlullah, daha önce azatlı bir köle ile evlenmiş olmanın Zeyneb'te oluşturduğu ezikliği biliyordu. Onunla evlenmek sûretiyle, Kureyşli ailelerin en şereflilerinden birinin kızı olan Zeyneb'in bir azadlı ile evlenmekle oluşan bu gönül kırıklığı da giderilmiş oldu. Zeyneb binti Cahş'ın Zeyd İbn Hârise ile olan evliliği hicretin birinci yılının sonunda veya ikinci yılın Rabiu'lahir ayında/Ağustos 624 tarihinde olduğu tahmin edilir.
Rasulullah'ın Zeyneb'le olan evliliği ile ilgili nâzil olan âyetler İslâm Hukuku'na şu hükümleri kazandırmıştır:
- Hz. Peygamber'in, hangi akrabalarının kızları ile evlenebileceği,
- Müslüman erkeklerin o tarihten sonra ancak dört kadınla evlenebilecekleri hükme bağlanmış, fakat bu sınırın o gün için de Hz. Peygamber'in daha çok kadınla evlenebileceği hükmü bir müddet daha devam etmiştir. Daha sonra onun da evliliği sınırlandırılmıştır.
- İslâm'dan önceki cahiliye dönemimde Hicaz bölgesinde haram sayılan, evlatlıklarının dul kalan eşleri ile evlat edinen kişinin gerekirse evlenebileceği,
- Peygamberlerin evlerine ancak davetli iken ve çağırıldıkları zamanlarda gidilebileceği ve uzun süre oturulamayacağı,
- Erkeklerin Mü'min hanımlarla ile ancak perde arkasından konuşulup görüşülebileceği,
- Evlat edinilen kişilerin evlat edinenin adıyla değil, öz babalarının adları ile anılmaları gibi hususlar hükme bağlanmış ve İslâm toplumunu yeni hayat tarzından bazı hususlar belirlenmişti.
Bütün bu sebepleri göz önünde bulundurduğumuzda Rasûlullah'ın Zeyneb ile evlenmesi kendi arzusu ile değil, ilahi vahiyden kaynaklanmakta ve insani olmayan hukuk dışı bir geleneğin ortadan kaldırılmasına sebep kılınmaktadır. Bu âyet, Rasûlullah'ı ithama mahal bırakmayacak şekilde olayı açıkça ifade etmekle beraber, Allah'ın insanlar tarafından başka türlü kabullenilmesi çok zor olan bir sosyal reformu Peygamber'i aracılığıyla gerçekleştirdiğini de ayrıca göstermektedir. Cahiliye geleneğinde evlatlık ilişkileriyle ilgili uygulamada olan yanlış ve makbul olmayan adetlere son vermenin başka yolu yoktu. Sadece Allah'ın Rasûlü bu adetleri ortadan kaldırmak için bir önlem alabilirdi. Bu evlilik bunun için en uygun örnekti. Bu evlilik vesilesiyle, topluma yeni birtakım prensipler getirilmiş, öteden beri süregelen bazı cahili anlayışlar sonlandırılmıştı.
İslâm'ın yaptığı bu muazzam değişim İslâm tarihine bile zaman zaman yön vermiştir. Zeyneb'le Zeyd'in evliliği çok kısa sürmesine rağmen Müslümanlar üzerinde çok büyük etki yapmıştır. Kölelik zaman içerisinde tedricen kalkmış, azad edilen köleler hiçbir zaman toplumda hor görülmemiş, hatta İslâm tarihinde kaç devlet ve hanedan kölelikten gelme kimseler tarafından kurulmuş veya yönetilmiştir." Mesela İhşidoğulları, Kölemenler ve Memluklular'ın kurduğu veya yönettiği devletler böyle devletlerdir.
Görüldüğü üzere Zeyd ile Zeyneb'in evliliği üstünlüğün takvada aranması gerektiğini, kimsenin soyundan dolayı başka kimselerden üstün olamayacağını, eşler arasında denklikte aranması gerekenin öncelikle İslâm inancı olduğu ortaya konulmuştur. Kureyş'ten soylu bir kadını azatlı bir köle ile evlendirmek suretiyle Müslümanlar arasında eşitlik ve kardeşliğin önemli bir başlangıcı olmuş ve İslâm'ın sınıfsız bir toplum oluşturduğu görülmüştür.
Şunu belirtmek gerekir ki, Hz. Zeyneb'in Rasûlullah ile olan evliliğini anlayabilmek için tarihî, sosyolojik ve psikolojik bazı gerçekleri çok iyi bilmek gerekir. Aksi takdirde yanlış bir değerlendirme yapılmış olur. Gerçi bu anlayış, bütün tarihi olaylar için geçerlidir. Fakat burada konu daha bir önem kazanmaktadır. Cahili bir geleneğin kökünden sökülüp atılmasına yönelik olan Rasulullah'ın Zeyneb binti Cahş'la evlenmesi olayını müsteşriklerin yaptığı gibi saptırarak anlamaya, bu konuda bazı kaynaklardaki asılsız rivâyetlere güvenmeye imkân yoktur. Bu konuda gelen rivâyetler Hz. Peygamber'in ismet sıfatı göz önüne alınarak değerlendirilmelidir.
Mü'minlerin annesi Zeyneb validemiz, hayırlı bir kadındır. Bol bol nafile oruç tutar, teheccüd namazını ihmal etmez ve bütün servetini muhtaç ve fakirlere infak ederdi. Hz. Aişe de "Yüce Allah, Zeyneb binti Cahş'ı esirgesin. O, şu dünyada kimsenin erişemeyeceği bir şerefe ulaştı. Allah, onu Peygamberi'ne zevce yaptı ve bu evliliği Kur'ân'da anıldı. Ben, Zeyneb'ten daha hayırlı ve daha çok Allah korkusuna sahip, ondan daha doğru sözlü, akraba hakkını daha fazla gözeten, Allah'ın rızasına yaklaştıracak sadakayı ondan daha çok dağıtan bir kadın görmedim," demektedir.
Rasûlullah vefatına yakın günlerin birinde: "Bana en çabuk ve erken kavuşacak olanınız, kolu en uzun olanınızdır" buyurmuştu. Hz. Aişe bu hususta şöyle anlatıyor: "Biz Peygamber'den sonra herhangi birimizin evinde toplandığımız zaman, kollarımızın uzunluğunu duvarda ölçerdik. Bu uygulama, Zeyneb binti Cahş'ın ölümüne kadar devam etti. Zeyneb kısa boylu bir kadındı. Allah kendisine rahmet eylesin, o bizim en uzunumuz değildi. Onun ölümü ile Peygamber'in 'kolu uzun' ifadesiyle 'en çok sadaka veren' demek istediğini anlamış olduk."
Yine İbn Sa'd Tabakâtında Hz. Aişe'den Zeyneb ile ilgili olarak şunları nakleder: "Zeyneb vefat ettiği zaman Medine'nin fakir ve yetimleri, çok üzülmüş ve endişelenmişlerdi. Medine halkının O'nun ölümü üzerine 'övülmeye layık öksüz ve dulların koruyucusu hanım gitti' dediklerini duydum". "O, fitrî yapısı itibariyle çok kanaatkâr aynı zamanda o kadar cömertti. Kendi elleriyle kazandı ve hepsini Allah yolunda harcadı" ifadesi de Hz. Aişe'nin O'nun hakkındaki sözleridir.
Nikâh Merasimi
Bu evlilikte klasik anlamda bir velînin gerçekleştirdiği nikâh merasimi konusunda farklı tarihî rivayetler bulunmaktadır. Kur'ân'ın açık ifadesi sebebiyle Hz. Zeyneb'in evliliği "Allah tarafından nikâhlanmış olma" şerefine nispet edilmiştir. Bu sebeple en sağlam ifade şudur: Hz. Zeyneb'in Rasûlullah (sav) ile evliliğinin meşruiyeti ve hükmü doğrudan Kur'ân ile sabit olmuş, tarihî kaynaklarda ayrıca nikâh işlemlerine ilişkin bazı ayrıntılar nakledilmiştir.
Mehir
Hz. Zeyneb'in mehri hakkında siyer ve biyografi kaynaklarında 400 dirhem rakamı zikredilir. Ancak bu rakam, velîme hakkındaki rivayetler kadar güçlü bir sahih hadis isnadıyla sabit değildir. Bu nedenle "siyer kaynaklarında 400 dirhem olarak kaydedilmektedir" şeklinde ifade edilmesi daha uygundur.
Düğün Ziyafeti ve Bir Mucize
Evliliklerinde ashâbına düğün ziyafeti tertiplemek, Rasûl-i Ekrem efendimizin bir âdeti idi. Bu âdet, Müslümanlar arasında da günümüze kadar sünnet olarak devam edegelmiştir. Hz. Peygamber, Zeyneb'in düğününde, başka hiçbir hanımı için vermemiş olduğu bir velime/düğün ziyafeti verdiği bilinmektedir. Bir keçi kesilmiş ashâb davet edilip düğün yemeği verilmişti. Bu ziyafete ashaptan yaklaşık 300 kişi katılmıştı. O güne kadar kadının örtüsü ile ilgili bir hüküm yoktu, tesettür âyetleri düğün gününde inmiş değildi. Bu düğün ziyafetinde yaşanan bir olay da vesile olarak yaratılmış ve tesettür hükmü nazil olmuştu. O gün bazı kimseler gereksiz yere Hz. Peygamber'in evinde geç vakte kadar kaldılar. Bu, sadece bir odaları olması sebebiyle Peygamber'in ve Ehl-i beytinin büyük rahatsızlık duymasına sebep oldu.
Rasûlullah, Hz. Zeyneb'le evlendiği gün, Enes İbn Mâlik'in annesi Ummu Süleym, kendilerine yağda kavrulmuş biraz hurma gönderdi. Gönderilen hurma küçük bir kap içinde ancak Peygamber Efendimiz ve Hz. Zeyneb'e kâfi gelebilecek kadardı. Hadiseyi, bu bir avuç hurmayı getiren Hz. Enes İbn Mâlik şöyle anlatır: "Rasûlullah (sav) götürdüğüm o hurmayı kabul etti ve 'Bana, Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali'yi (r.anhum) çağır' diye emretti; bu arada daha birçok kimsenin ismini zikretti. Rasûlullah'ın azıcık bir yiyecek için birçok kimseyi çağırmayı bana emretmesine şaştım. Ama emrine aykırı hareket edemezdim. Onların hepsini çağırdım. Bu sefer bana, 'Bak, mescitte kim varsa, onları da çağır' dedi. Öyle yaptım. Mescide gidip, orada namaz kılan kimi buldumsa onlara, 'Rasûlullah'ın düğün yemeğine buyurunuz!' dedim, hepsi çıkıp geldiler. Nihayet sofra doldu. Bana, 'Mescitte kimse kalmadı mı?' diye sordu. 'Hayır Ya Rasûlallah' dedim. Bu sefer, 'Bak, yolda kim varsa, onları da çağır' dedi. Yolda bulduklarımın hepsini çağırdım. Odalar da doldu. 'Gelmeyen kimse kaldı mı?' diye sordular. 'Hayır, Ya Rasûlallah!' dedim. 'Haydi, çanağı getir' buyurdu, o küçücük kabı Enes (r.anh) getirip Rasûlullah'ın önüne koydu.
Elini çanağın üzerine koyup bereket duasında bulundu. Bundan sonra, 'Onar onar halkalansınlar ve herkes kendi önünden yesin' buyurdu. Davetliler, emredilen şekil üzere oturarak doyuncaya kadar yediler. Böylece bütün davetliler düğün ziyafetine onar kişilik gruplar halinde gelip sofranın etrafında oturup doyuncaya kadar yedikten sonra kalkıp gittiler. Ben çanaktaki hurmaya ve yağa bakıyordum. Sofraya oturup kalkanlar ve odalarda bulunanların hepsi sırayla ondan doyuncaya kadar yediler. Çanakta kalan ise getirdiğim kadardı! Rasûlullah bana, 'Enes, kaldır!' diye emretti. Ben de çanağı kaldırdım. Sonra da annemin yanına vardım. Hadiseyi olduğu gibi anlattım. Annem de bana, 'Hiç hayret etmene gerek yok! Eğer Allah, ondan bütün Medinelilerin yemesini dilemiş olsaydı, hepsi de yer ve doyarlardı' dedi." (Buhârî, "Nikah" 65; Müslim, "Nikah" 94).
Rasûlullah Muhammed'in (sav) hayatı, daveti ve risâleti vahyin son halkası ve hakkın son tebliği olduğu için, hemen hemen her türden mucizelerle doludur. Onun duasıyla yemeklerin bereketlenmesi hususunda da birçok mucize biliyoruz. Burada da konuyla ilgisi bakımından bu mucizeyi naklettik. Dua ediyoruz: "Yâ Rab! Rasûlullah'ın bereketi hürmetine bize ikram ettiğin bütün maddî ve mânevî rızkımıza bereket ihsan eyle!"
Ahmet Ağırakça
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- Rasûlullah’ın (sav) Hz. Ümmü Seleme İle Evliliği (21.09.2026)
- Rasûlullah’ın (sav) Zeyneb Bintu Huzeyme ile Evliliği (14.09.2026)
- Hz. Hafsa’nın Rasûlullah (sav) ile Evliliği (07.09.2026)
- Resulullah (SAV) ile Hz. Aişe'nin Evliliği (31.08.2026)
- Rasulullah’ın İlk Evliliği (25.08.2026)
- Hz. Peygamber’in Son Günleri ve Ahirete İrtihali (19.08.2026)
- Veda Hutbelerindeki son Mesajlar ve Hükümler (10.08.2026)
- Tebliğin Son Safhaları (04.08.2026)