Şiirin zirvesindeki şair: Arif Nihat Asya

Bu milletin “bayrak şairi”ydi o. “Dua”sıyla hiçbir zaman dillerden düşmedi. Onun hayatında "Yolum cebimdedir benim; çıkarır, önüme serer, yürürüm..." deyişiyle yeterlik ve kararlılık, “Senin ayaklar altına serpilmiş paralarını eğilmesini bilenler toplayabilir” sözüyle haysiyetine düşkünlük, “Senin gibi üç sıfır daha bulsam arabama tekerlek yapardım” deyişindeki sert bir üslupla ortaya konulmuş gururu vardı.  Şiir yazmaya erken yaşta başlamıştı, iyi ki de yapmıştı bunu. Bugün Arif Nihat Asya’nın ölüm yıl dönümü. Kelimelerle ifade edemesek de saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz…

Yayınlanma Tarihi: 05.01.2018 00:00 Güncelleme Tarihi: 05.01.2018 14:04

Arif Nihat'ın dili; dosta, insana, güzele bal şerbet; ama kötüye, çirkine, bağnazlığa zehir zemberek olmuştur…

Şairin asıl adı Mehmed Arif. 7 Şubat 1904'te Çatalca'nın İnceğiz köyünde doğdu. Babası Zîver Efendi aslen Tokatlı, annesi Zehra Hanım ise Tırnovalıdır. Henüz yedi günlükken babasını kaybetmesi, annesinin de başka biriyle evlenmesi üzerine çocukluğunu akrabalarının yanında geçirmek zorunda kaldı. Balkan Savaşı sonunda İstanbul'a geldi. İlk tahsilini Kocamustafapaşa ve Haseki mahalle mekteplerinde tamamladıktan sonra Gülşen-i Maârif Rüşdiyesi'ne girdi. Buradan Bolu Sultânîsi'ne, oradan da Kastamonu Sultânîsi'ne geçti. Lise yıllarında Kastamonu'nun İstiklâl Savaşı'nı destekleyen heyecanlı havasını yaşadı. Bir süre sonra İstanbul Dârülmuallimîn-i Âliyyesi'ne girdi, bir yandan da İstanbul Postahanesi'yle Anadolu Ajansı'nda çalıştı. 1928'de okulun edebiyat bölümünü bitirdi ve öğretmen olarak Adana'ya tayin edildi. Adana Lisesi ile kız ve erkek öğretmen okullarında on dört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. 1950-1954 yılları arasında Adana milletvekili oldu, 1954'te tekrar öğretmenliğe döndü. 1959-1961 yıllarında Kıbrıs'ta çalıştı. 1962'de emekli oldu; 5 Ocak 1975'te Ankara'da öldü.

"Nerde kaldı o çağlar ki
Analar kurt doğururdu,
Hilkat insan çamurunu
Destanlarla yoğururdu?
Nerde o yiğitler ki gür
Sesleri ülkeyi bürür,
"Yürü" dese dağlar yürür,
"Dur" dese kalpler dururdu
Yurda, baş dedikleri bir
Ağır adakla geldiler
Ve şu bayraksız dünyaya
Bayrakla geldiler

Şiir yazmaya erken yaşta başlayan Arif Nihat'ı şiirle ilgilenmeye yönelten ilk örnekler, I. Dünya Savaşı yıllarında bazı destancıların Haseki'de okuyarak sattıkları harp destanları oldu. Daha çok şiir, mensur şiir, fıkra, deneme ve vecizeleriyle şöhret kazanan Arif Nihat edebiyat hayatına şiirle başladı. Şiir ve mensur şiirlerini Hayat, Çağlayan, Türk Yurdu, Hisar, Elif, Defne, Türk Sanatı ve Devlet gibi dergilerde yayımladı. Görüşler ve Başak adıyla iki de dergi çıkardı. Bazı fıkra, deneme ve vecizelerini ise Türk Sözü, Demokrat, Yeni İstanbul ve Memleket gazetelerinde neşretti.

Biz, kısık sesleriz... minareleri,
Sen, ezansız bırakma Allahım!
Ya çağır şurda bal yapanlarını,
Ya kovansız bırakma Allahım!

EBCED HESABIYLA TARİH DÜŞÜRDÜĞÜ MANZUMELER

Arif Nihat 1933 yılından itibaren Üsküdar Mevlevîhanesi'nin son şeyhi Ahmed Remzi Akyürek'le sıkı bir münasebet kurdu ve onun teşvikleriyle, şiirinde geniş bir akis bulacak olan Mevlevî kültürünü yakından tanıma imkânı buldu. Kubbe-i Hadrâ adlı kitabındaki şiirleri bütünüyle Mevlânâ ve Mevlevîlik'le ilgilidir.

Aruz, hece ve serbest vezni başarıyla kullanan Arif Nihat'ın şiirine uyguladığı vezinlerde görülen bu çeşitlilik nazım şekillerinde de kendini gösterir. Onun şiirinde halk ve divan edebiyatı nazım şekilleri yanında modern edebiyatın nazım şekilleri de yer alır. En çok kullandığı nazım şekli ise rubâîdir. İşlemiş olduğu başlıca temalar arasında kahramanlık ve tarih duygusu, din, aşk, tabiat ve memleket güzellikleri önde gelir. Şiirleri arasında, ebced hesabıyla tarih düşürdüğü manzumeler de önemli bir yer tutar.

Arif Nihat'ın millî değer ve şahsiyetleri konu alan şiirleriyle dinî iman ve heyecanı işleyen şiirleri, 1950'den sonra yetişen yeni nesillerde tarih şuurunun ve dinî duyguların uyanmasında ve gelişmesinde önemli rol oynar. "Bayrak", "Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor", "Fetih Davulları", "Selimler", "Kubbeler", "Süleymaniye" gibi şiirleri bu konuda yazılmış olanların en tanınmışları.

"Naat"ı ise duygu ve estetik bakımından son devirlerde bu vadide kaleme alınmış en mükemmel örnekler arasında yer alır. Şiirlerinde günlük Türkçe'yi bir sanat dili haline getirerek kullanan Arif Nihat'ın rahat, özentisiz ve sade bir üslûbu vardır. Dilin âhengine önem vermiş, vezinsiz şiirlerinde bile bir iç âhenk kurmayı başarır. Şiiri üzerinde Yahya Kemal'in açık tesiri görülür.

ARAYIŞ İÇERİSİNDEKİ ARİF NİHAT

Kendisini hayata bağlayan tek şey, yıllardır özlemini çektiği annesi

1936 yılına kadar devam eden ve şairin edebi hayatından çıkarılmasını istediği ilk yetişkinlik döneminin aslî unsurları hüzün, ruhî sıkıntı ve fikrî huzursuzluktu. 1924'te yayınlanan Heykeltıraş ve 1930'da yayınlanan Yastığımın Rüyası adlı şiir kitaplarını, bu iki eserinde imza olarak 'Asya' soyadını kullanmadığı gerekçesiyle reddetmesinin ve bunların kendi eseri olarak bilinmesini istememesinin sebebi, gençlik yıllarında düşüncedeki arayışlarıyla ilgiliydi

Bazen ölmeyi bile istediği, hatta bunun intihar arzusuna da dönüştüğü görülebilir. "O kadar yorgunum ki bari Azrail olsun / Gelip koluma girse / Olmasaydı uzakta beni düşünen bir kız / Ve siz olmasaydınız / Varlığımı toprağa sererdim anneciğim" diyerek hiç görmediği ve yaşayıp yaşamadığını dahi bilmediği annesine seslenen şairin, gençlik yıllarında bazı ruhi çalkantılar içinde olduğu sezilebilmektedir.

"Kalbimi ölümün önüne serdim / Hayatım bir avuç toprak olsaydı / Onu bir hamlede kendim çiğnerdim…"

"İSTİKAMET KARARDAN TEREDDÜDE DEĞİL, TEREDDÜTTEN KARARA"

Şair, otuz yıllık bir ömrü geride bırakmış ve kendisini, hayatı ve insanı daha iyi tanıma imkânına kavuşmuş bir yetişkindi. Arif Nihat Asya'nın 1933'lerden sonraki şiirlerine baktığımızda şairde dinî- tasavvufî duyuş ve düşünüşün verdiği haz ve heyecana, kendine duyduğu güvene, çevreye uyum ve tabiat sevgisine rastlamak mümkün. Örneğin ilk olarak "Kur'an" başlığıyla yazdığı, daha sonra "Şüphe" başlığı ile değiştirdiği bir rubaisinin eleştirilmesi üzerine şunları söyler:

"Burada iman buhranı geçirmiş kimselerin (şek)ten (yakin)e gidişleri dile getirilmiştir. Böyle insanlar vardır; bizde de en meşhuru (Tazarru'name) sahibi Sinan Paşa'dır. Ben de böyle bir şüphe devresi geçirmiş; hem kendimin, hem benzerlerimin, geçit yerlerindeki ruh halini terennüm etmiş olabilirim. İstikamet karardan tereddüde değil, tereddütten karara olduğuna göre, bir yanılma da, yanıltma da söz konusu değildir"

"Daldan oku, bülbül, yine Kuran'ı bana / Aç, sevgili ay, sihirli dünyanı bana / Gelsin bu ilahi geceden beklediğim / Al şüphemi, rüzgâr, getir imanı bana."

"BEN HAYATIMDA BU KADAR ÇOK İNSANI YÜREĞİNE SIĞDIRABİLEN BAŞKA BİR KİŞİ GÖRMEDİM"

Arif Nihat Asya, şair, dost çevresi son derece geniş olan bir insandı. Kızı Fırat Asya, 6 Aralık 1988 tarihli bir televizyon programında şunları söyler:

"…insanlara olan sevgisi… Ben hayatımda bu kadar çok insanı yüreğine sığdırabilen başka bir kişi görmedim. Öyle bir yürek ki bu kadar sevgiyi nasıl alabiliyor?(…) Gönül zenginliği diyebileceğim tarafı bence çok önemliydi."

Kızı Fırat Asya, bir dergide yaptığı röportajda babası ile ilgili hatıralarını şöyle anlatır:

"…Çepeçevre şahsi prensiplerle örtülmüş bir dünyadır bu. Öyle prensipler ki babam hayatı boyunca onlar için fedakârlık ve mücadele etmiş, bu prensiplerin dışına asla çıkmamış, çıkmayı düşünmemiştir. İşte, dışardan sert görünen bu dünyanın içi alabildiğine yumuşak, sıcak, derin ve romantiktir: sevgi, şefkat doludur. Bu aşk Allah'a ve O'nun yarattığı canlı cansız her şeydi" (Öner, 1979: 69).

Arif Nihat'ın; "Yolum cebimdedir benim; çıkarır, önüme serer, yürürüm..." deyişinde kendi kendine yeterlik ve kararlılık, "Senin ayaklar altına serpilmiş paralarını eğilmesini bilenler toplayabilir" sözünde haysiyetine düşkünlük, "Senin gibi üç sıfır daha bulsam arabama tekerlek yapardım" deyişinde ise çok sert bir üslupla ortaya konulmuş bir gurur vardır.

TÜRK'ÜN TARİH İÇİNDEKİ BÜYÜKLÜĞÜNÜ VE YÜCELİĞİNİ ANLATTI

Şairin şiirlerine, yazılarına yansıyan ve düşünce dünyasının temelini oluşturan esaslar, millî değerler, Türklük şuuru ve millî kültürdür. Geniş olarak milliyetçilik sözüyle anlatılabilecek olan fikirleri, 1925'ten bu yana birçok doruklardan geçerek duygu zenginliği, kültür artımı ve yaşama çeşitleri ölçüsünde gelişmiş, daha da olgunlaşmıştı.

Türk'ün tarih içindeki büyüklüğünü ve yüceliğini, İslam'ın ruhlarda meydana getirdiği ürpertiyi, töre ve geleneklerin insan hayatına verdiği disiplini ve bütün yaratılmışları yaratandan ötürü aynı sıcaklıkla kucaklatan ilahi sevgiyi, bağlanılacak yüce değerler olarak gösterdi. Türk milletinin değerlerine bağlılık, İslami inançlar, gelenekler, vatana karşı derin bir sevgi onun dünya görüşünü oluşturdu. Tarihi ve mistik yönleri ağır basan bir milliyetçilik anlayışını sanatına rehber yapan şair, milli edebiyatın ilk şartının, milleti ve milliyeti kabul etmek ve bunlara karşı olmamak olduğunu belirtti.

MİLLÎ MESELELERE OLAN İLGİSİ, ÖLECEĞİ ANA KADAR DEVAM ETTİ

"Kubbe-i Hadra" merhalesinde Mevlana'nın ruhu ile de tanışan Arif Nihat Asya'nın biraz daha derinlik ve sonsuzluk özleyişine geçtiği görülür. Yurdun insanına, diline, Kur'an'ına, nakışına, kilimine, mimari eserlerine yeni bir Yahya Kemal'in bakışlarıyla eğilmiş, bu değerleri yıkmak isteyen ters ideoloji sahiplerine, cahillere ve politikacılara karşı davacı ve yergici de oldu. Millî benlikten kopmamak şartıyla her türlü yeniye açık ve değerli olan her eskiye bağlı olan şair, "Bayrak" şiirini yazdıktan sonra "Bayrak Şairi" olarak ün saldı.

Ölümünden kısa bir süre önce yapılan bir mülakatta şöyle der:

"İngiltere Turancı'dır, Rusya alabildiğine Turancı'dır; İsrailliler de öyle. Bütün bunların içinde ben Turancı olmuşum ne çıkar? Hatay, Hatay dedik Hatay'ı aldık. Hatay demek Turancılık yapmak demekti. Bugün de Kıbrıs Kıbrıs diyoruz ve mis gibi Turancılık yapıyoruz. İnşallah onu da alırız. Benim daha nice Turan'larım var… Saymakla bitmez."

"Yaz bunları, her yerde anlat bunları. Biz Ortadoğu'nun lider devleti olabilirdik. Ortadoğu'yu ihmal eden bizim idarecilerimizdir. Ah nasırlaşmış beyinler! Ah görmeyen gözler! Duymayan kulaklar! Ah haritasını yırttığımın dünyası! Batılı olmak sevdasına tutulduk. Batı bizi bir türlü kabul etmedi. Batının katılığı, taassubu, peşin fikirli oluşu 50 yıl sonra gözlerimizi açar gibi oldu. Geriye dönüp baktığımızda arkamızda Orta Doğu ülkelerini de bulamadık."

ARİF NİHAT ASYA'NIN ŞİİRLERİNDE DIŞ DÜNYA

Arif Nihat Asya'nın şiirinde tematik bir zenginlik söz konusudur. Şiirlerinde dış dünya, ya belirsiz coğrafya yahut da belirli yerler ülke, şehir ve semt olarak kendini gösterir. Belirsiz coğrafya arzın yüzü, belirli coğrafya ise Türklüğün vatan kâinatıdır.

Arif Nihat Asya'nın şiirlerinde dış dünyanın değişik şekillerde yer aldığı görülür. En geniş şekliyle belirsiz coğrafya olarak tezahür eder. Dünya, yani arz, yani yeryüzü, şair için Türk ordularının geçtiği uçsuz bucaksız coğrafyanın geçitleri, köprüleri, yollarıdır:

"Sarsarak köprüleri
Devler geçti bu yollardan
Dudaklarında Hun Türküleri."

Yollar ne yana giderse gitsin, Türk orduları oralardan yürümüş, bir bir ayak izlerini bırakmıştır. Dünya habersiz görünse de o izler hâlâ durmakta, o ruh hâlâ yaşamaktadır.

"Sağa, sola, ileri...
Devler geçti bu yollardan,
Kaldı ayak izleri
Hâlâ nabızlar atıyor:
Şu çamlı meşeli dağların
Altında devler yatıyor."

Üzerinde güneşin batmadığı, gün doğusundan gün batısına kadar tek bayrağın dalgalandığı vatan, zaman ve şartların icabı başka bayrakların gölgesine düşünce şaire ağıt yakmak düşer.

Meraga, öncelikle musıkîmizin kaydını tutan dev Abdulkadir'in doğum yeri oluşu münasebetiyle Asya'nın şiirindeki yerini alır. Fakat bunun da ötesinde, Nasıru'd-dîn Tusî (1201-1274) tarafından Türk ilim hayatının en mühim rasathanesinin burada kurulmuş olduğuna da işaret edilerek tarihî ehemmiyeti de vurgulanır. Bu yüzden, "parmakları nur sularından kınalı kızlar"la birlikte "göklerinden yıldızların" da ağlaması gereken bir vatan kâinatı şeklinde anlatılır.

"Ağlayın parmakları nur
Sularında kınalı kızlarım
Ağlasın Meraga göklerinden
Meraga'ya bakıp yıldızlarım. "

Vatan coğrafyası Arif Nihat Asya'nın şiirinde terennüm edilirken gösterilen sebeplerin şaşırtıcılığı da dikkat çekicidir. İsimlerinin ortaklığı ile bir şiirin konusunu teşkil eden Osmanlı hükümdarları bir bütünün parçası gibi algılanırken, vatan coğrafyası da bütünlüğe giden yolda tezahür eder. Bu hükümdarlar I., II. ve III. Selim'dir. Şair tarih sırasını sondan başa doğru işletir. III. Selim'in musıkîyi fetih mekânı olarak görüşünü, II. Selim'in Kıbrıs fatihliğini, I. Selim'in ise cihangirliğini, Mısır fethini zikreder:

"Dolaştı bir ney perdelerini,
«Makam olsun dedi makam üstüne!»
Birinin Kıbrıs'tan geldi şarabı
Biri dikti Ehram Ehram üstüne..."(BBRB 18)

İstanbul'un tarihte yaşadığı ihtişamlı devirleri özleyen şair, Lâle Devri'nin mâmûr semti Sa'dâbâd'ı bir yer/dünya cenneti olarak kabul eder. Sa'dâbâd'ı yaratan devre adını veren lâlenin güzelliğinin tesirinde iken dinî mimârinin şaheser örneklerinden Süleymaniye Camii'ni, Mimar Sinan'ın "mermerde açan lâlesi" olarak görür. Bâkî ve Nedim ise İstanbul'un billur lisanında açan lâlelerdir.

"Kokunuz nerde siz nerdesiniz / Ey hakikatli vatan lâleleri
Hani yer Cenneti Sa'dâbâd'ın / Ünü bir yurdu tutan lâleleri?
Ben ararken sizi gurbet gurbet, / Açtı mermerde Sinan lâleleri!
.......................
Açtı billûrda Bâkî ve Nedim, / Açtı mermerde Sinan lâleleri!
....................
Uğrayın bir de Süleymaniye'ye / Ki açar orda Sinan lâleleri!"

Ârif Nihat Asya, yüzü dış dünyaya, tabiata, kâinata dönük şairlerden biridir. Şiirleri, insanla mekân arasındaki çok yönlü münasebetin tezahürlerine zemin teşkil eder. Mekân, onun şiirlerinde asıl manasının dışına çıkar, üzerinde meydana gelen insan faaliyeti doğrultusunda yeni manalar kazanır. Hatta kazandığı bu yeni mananın, mekânı başlı başına bir değer hâline yükselttiği görülür.

ESERLERİ

Şiirleri: Heykeltraş (İstanbul 1340 r.), Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor (İstanbul 1945), Rubâiyât-ı Ârif (Ankara 1956), Kökler ve Dallar (İstanbul 1964), Kıbrıs Rubâîleri (Ankara 1964), Nisan (Ankara 1964), Emzikler (1964), Duâlar ve Âminler (İstanbul 1967), Kova Burcu (1967), Kubbe-i Hadrâ (1967), Yürek (1968), Avrupa'dan Rubâîler (1969), Köprü (1969), Aynalarda Kalan (1969), Basamaklar (1971), Divançe-i Ârif (1971), Şiirler (seçmeler 1971). Mensur Şiirleri: Yastığımın Rüyası (Adana 1930), Âyetler (Adana 1936). Nesirleri: Kanatlar ve Gagalar (vecizeler 1945), Enikli Kapı (1964), Terazi Kendini Tartmaz (1967), Tehdit Mektupları (1967), Onlar Bu Dilden Anlar (Ankara 1970), Aramak ve Söyleyememek (1976), Kanatlarını Arayanlar (1976).

Arif Nihat Asya'nın, daha önce yayımlanmamış yazılarıyla beraber bütün eserleri 1975-1977 yılları arasında yedisi şiir, beşi nesir olmak üzere on iki kitaplık bir külliyat halinde Ötüken Neşriyat tarafından basılmıştır.

FİKRİYAT
Derlenmiştir.
TDV, ASYA, Arif Nihat - Necat Birinci
Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Ersin Özarslan
Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Süleyman Doğanay

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.