VAV TV CANLI YAYIN

Kimi takip ettiğiniz Peygamber sünnetine tabi olmak kadar önemli (Fetih Suresi Tefsiri 26. Ayet)

Yayınlanma Tarihi: 23.02.2026 16:59 Güncelleme Tarihi: 23.02.2026 17:01

Fatma Bayram rehberliğinde Fetih Suresi okumalarının 26. ayetinde "hamiyet-i cahiliye" ve "sekinet" kavramlarını yeniden tefekkür ettik. Bu dersin kalbimize dokunan en önemli vurgusu; kriz anlarında fevri davranmak yerine "hilm" ve sükunetle hareket etmenin hayati bir gereklilik olduğu gerçeğiydi. Peygamber Efendimizin o gerilimli anlardaki sarsılmaz ve vakur duruşu bize bir kez daha gösterdi ki; aklın ve hilmin rehberliğinde korunan sükunet, en büyük krizleri bile muazzam fetihlerin anahtarına dönüştürebilir.

***Fatma Bayram'ın anlattıkları tümüyle verilmiştir.

22.02.2026
Fetih Suresi Tefsiri
Fatma Bayram

"Elhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn. Ves-salâtü ves-selâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.

💠

Fetih Suresi 26. ayet-i kerime

İz cealellezîne keferû fî kulûbihimul hamiyyete hamiyyetel câhiliyyeti fe enzelallâhu sekînetehu alâ resûlihî ve alel mu'minîne ve elzemehum kelimetet takvâ ve kânû e hakka bihâ ve ehlehâ ve kânallâhu bi kulli şey'in alîmâ(alîmen).

"İz cealellezîne keferû fî kulûbihimul hamiyye"

"O vakit o küfredenler kalplerinde o hamiyyeti kaynatmışlardı." Kalplerinde bir hamiyyet kaynadı. Hamiyyet kelimesi zaten açıklanıyor: Namus gayretiyle kızmak, bir şeyden arlanarak istinkaf etmek, elini çekmektir. Duygusal olarak coşkun olmak, duyguların galeyana gelmesi demektir. Fakat Arapçada olumsuz anlamda kullanılmaktadır. Öfkesini kontrol edemeyen, çok heyecanlı, duygularını kontrol edemeyen kişiler için kullanılır. Arapçadan geçen kelimeler Türkçede çoğu kez anlam kaymasına, daralmasına veya değişmesine uğramışlardır. Türkçede ise hamiyet; vatanperverlik ve merhamet gibi olumlu duyguları ifade etmek için, vatanına ve ailesine düşkün olmak anlamında kullanılır.

Mehmet Akif'in Seyfi Baba şiirini okumanızı tavsiye ederim. Zihnimde çok ezber şiir yok ama çok nefis bir şiirdir. Bugünkü ödeviniz o olsun. Şöyle bir iki sayfa kadar olan Seyfi Baba şiirinde şu anlatılır:

Mehmet Akif bir kış gününde bir dostunu ziyarete gider. Soba yanmıyordur. Ev buz gibidir, yemek yoktur, adam hasta olmuştur ve evde ışık yoktur. Karanlıkta, yemeksiz ve ateşsiz yatmaktadır, Seyfi Baba. Mehmet Akif bir şeyler yapabilmek için hemen elini cebine atar. Cebinden sadece boynu bükük mührü, yani kalemi çıkar. Cebinde beş kuruş parası yoktur. O zaman şöyle der: "Ya hamiyyetsiz olaydım ya param olsaydı." Ya Rabbi diyor ya bana bu merhameti, bu şefkati ve duygusallığı vermeseydin ya da verdin diyelim, para da verseydin. Mehmet Akif'in Safahat'ta bu tür sitemleri vardır. Hamiyeti merhamet ve şefkat gibi olumlu duygular için kullanıyoruz Türkçede.

Fakat Kur'an-ı Kerim'de durum farklıdır. Benim Arap bir arkadaşım vardı. Çocuklara Hamiyet ismini verdiğimizi duyunca çok şaşırmıştı. "Siz Türkler ne biçimsiniz?" demişti. Hamiyet Kur'an'da olumsuz olarak geçiyor. Cahiliye taassubuyla, coşkuyla ve kör taassupla hareket etmek demektir. Ragıp el-İsfahani der ki: "Kuvve-i gazabiye kabarıp çoğaldığı vakit hamiyyet tabir olunur." İnsandaki öfke gücü kabardığı zaman ona hamiyet denir.

Bu küfredenlerin hamiyeti nasıl bir hamiyetmiş? "Hamiyyetel câhiliyyeti…" Cahiliye milletinin hamiyeti yahut cahiliye hamiyeti. Cahilce davranma hamiyetidir. Cahiliye dönemi; okuryazar olmayan, ilmi ve kültürel seviyesi düşük olan bir dönem demek değildir. Klasik metinlerimizde ve o tarihi tasnifte cahillik bilgisizlik için kullanılmaz. Nerede ve nasıl davranacağını bilmemek anlamında kullanılır. Onun için cehlin zıttı ilim değil, hilmdir. Hilm; nerede nasıl davranacağını bilen, akıllı, aklı duygularına hakim kişi demektir. Eski Arapçada halim, akıllı anlamında kullanılıyordu. Akıllı ve kendine hakim, fevri hareket etmeyen kişidir. İlmin zıttı nedir? İlmin zıttı zandır. Bir şeyi bilmenin zıttı zandır. "Zannederim" dediğimizde bilmiyoruz demektir.

📝 "HAMİYET / HAMİYETÜ'L-CAHİLİYE" Metinde Fetih Suresi'nin 26. ayeti bağlamında geçen bu kavram; Arapçada öfkesini kontrol edememe, kör taassup ve cahilce bir gayretle hareket etme anlamlarına gelir. Kur'an'da müşriklerin inat ve taşkınlığını ifade eden olumsuz bir durumu tanımlarken, günümüz Türkçesinde (Mehmet Akif'in şiirlerinde de görüldüğü üzere) merhamet, şefkat ve vatanperverlik gibi olumlu anlamlarda kullanılmaktadır.

O cahiliye hamiyeti veya cahillik hamiyeti veya cahilane hamiyet ki yerinde olmayan manasız hamiyet yahut hakkı kabule mani olan hamiyettir. Hak karşısında duygusal tepkiler verirler. Diyelim ki, "Bizim babalarımız böyle söylemedi, bu nereden çıktı?" derler ve karşılarındakini dinlemezler. Söyleneni ölçüp biçmezler, hakkı dikkate almazlar. Kendi duygularını, kendi aidiyetlerini ve hassasiyetlerini dikkate alarak hakkı değerlendirirler.

Nitekim Fetih Suresi'nde bahsedilen Hudeybiye olayı sırasında anlaşma metninin başına "Bismillahirrahmanirrahim" yazılmasını istememişlerdir. Bunlar çok çocukça ve duygusal tepkilerdir. Bir yetişkinin, etraflı ve derin düşünen olgun bir insanın tepkileri değildir. Bu yüzden dün de belirttiğim gibi Peygamber Efendimiz onların söylediklerine itiraz etmiyor, asıl düşünmeleri gereken yeri düşünmesinler diye hepsini kabul ediyordu. Anlaşma maddelerinde Peygamber Efendimiz adeta satranç oynarken on beş yirmi hamle sonrasını önceden planlamış gibi hareket ediyordu. O hamleyi görmemeleri için onların duygusal tepkilerini dikkate alıp bütün isteklerini kabul etti. Ne dediler? "Bismillahirrahmanirrahim yazılamaz, biz böyle bir Rahman ve Rahim bilmiyoruz, Bismik Allahumme yazılsın, bizim geleneğimizde böyledir." dediler. Resulullah namını kabul etmeyip, "Abdullah'ın oğlu Muhammed yazılsın." dediler. Muhammedün Resulullah yazılmasını istemediler. "Senin Resulullah olduğunu kabul etseydik zaten seninle savaşmazdık." dediler. Kâbe ziyaretini bu sene için durdurup gelecek seneye bırakmak istediler.

💠

"fe enzelallâhu sekînetehu alâ resûlihî ve alel mu'minîn"

Allah, onların bu çocukça ve galeyana gelmiş duygusal tepkilerine karşı gerek Resulünün gerek müminlerin üzerine sekinetini indirdi. Surenin başında beyan olunduğu üzere kalplerine hak itminanı verdi. Hazreti Ebubekir ile Hazreti Ömer arasında geçen bazı konuşmalar, başka kaynaklarda da yer alır. Hazreti Ömer biraz galeyana gelir: "Biz hak değil miyiz? Bunlar batıl değil mi? Niye bunların her söylediğini kabul ediyoruz? Muhammed Allah'ın Resulü değil mi?" der. Hazreti Ebubekir ona daima şöyle cevap verir: "Ya Ömer, Muhammed Allah'ın Resulüdür ve Allah onu haktan ayırmaz. O bunu kabul ettiyse yanlış olamaz."

Her kompleks konuda tarafınızı seçmenize yardım edecek çok basit bir yaklaşım öğreteceğim. Bazen ağır bir hastalığın çok basit ve herkesin bildiği bir ilacı vardır. "Olamaz, doktor bana bunu verip gönderdi." deriz. İlla daha karmaşık bir çözüm olması gerektiğini zannederiz. Belki de bu yüzden doktorlar bazen plasebo yazmaktadırlar. Burada da çözüm basit ancak oldukça köklüdür. Ayağımızın kayacağı karmaşık zamanlarda nerede duracağımızı bilemediğimizde bu çok işimize yarayacaktır.

Allah'ın sözü haktır. Allah'ın peygamberinin davranışı da haktır.

  • Bu söz kimin?

Allah'ın sözü. O halde doğrudur.

  • Kim böyle davranmış?

Peygamber. O halde doğrudur.

Nisa Suresi'nde de geçtiği üzere:

"Felâ verabbike lâ yu/minûne hattâ yuhakkimûke fîmâ şecera beyne"

"Hayır. Rabbine yemin olsun ki onlar aralarında çıkan meselelerde seni hakem tayin etmedikçe iman etmiş değillerdir."

💠

İkinci şart ise,

"śümme lâ yecidû fî enfusihim haracen mimmâ kadayte"

"Seni hakem tayin ettiler diyelim ama verdiğin hükmü içleri kabul etmedi, zor geldi, bu da olmayacak. Verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı da duymayacaklar."

"veyusellimû teslîmâ"

"Ve tam bir teslimiyetle teslim olacaklar. İşte o zaman onlar iman etmişlerdir."

Allah ne diyorsa haktır. Peygamberden bize gelen, kati ve güvenilir uygulamalar haktır. Beş vakit namazı peygamber böyle kılmıştır. Kadınlara hayızlı oldukları zaman oruç tutmamalarını, namaz kılmamalarını; namazı kaza etmemelerini ancak tutmadıkları orucu kaza etmelerini söylemiştir. Bütün sahabe hanımları böyle davranmış, dört mezhep de buna göre fetva vermiştir. Bu kadar sağlam bir yolu bırakıp da arkasından gidilen kişilerin durumuna bakmak gerekir.

Allah onlara bir sekinet ve itminan verdi. Kalplerindeki heyecanı ve öfkeyi yatıştırdı. Bir defa hayal kırıklığı yaşamışlardı; umre yapacaklarına çok emindiler çünkü peygamber rüyasında görmüştü. O olmadı. "Hadi savaşıyoruz" dediler, savaş da olmadı. Sonra bir anlaşma imzalanıyor ki bu o dönemin Arapları için bir zillettir. Araplar gururlarına, izzetlerine çok düşkündürler (O dönemin Arapları). Bütün o izzet onlara göre ayaklar altına alınmaktadır. Üstelik kafilenin başkanının oğlu Ebu Cendel zincirlerini sürükleye sürükleye gelip Peygamberimize sığınmış, ancak anlaşma gereği Peygamberimiz onu geri vermek zorunda kalmıştır. "Az önce bunlarla bir anlaşma imzaladık, seni kabul edemem." demiştir. "Ya Resulallah, beni verme, işkence ediyorlar." diye yalvarmaktadır. Peygamberimizin yanındaki sahabeler o anda nasıl ağır bir imtihandan geçmektedir.

📝 "HİLM" Yaygın bilinenin aksine "cehl" (cahillik) kavramının asıl zıttı olarak tanımlanır. Klasik metinlerde cahilliğin bilgisizlikten ziyade "nerede nasıl davranacağını bilmemek" olduğu belirtilerek; hilmin nerede nasıl davranacağını bilen, aklıyla duygularına hakim olan, fevri hareket etmeyen kişi (halim) anlamına geldiği vurgulanmıştır. Kriz anlarında sükuneti bozmadan, akılla ve vakarla hareket etme erdemidir.

Cenab-ı Hak onların heyecanını teskin edip kalplerine hilm ve vakar verdi. Rivayet olunduğuna göre, Kureyş; Süheyl bin Amr, Huveytıb bin Abdüluzza ve Mikrez bin Hafs'ı, gelecek sene üç gün tahliye edilmek üzere bu senelik geri dönülmesini Resulullah'a arz etmek için göndermişti. Resulullah da bunu kabul etti. Aralarında bir barış anlaşması yazdılar. Resul-i Ekrem Hazreti Ali'ye "Yaz, Bismillahirrahmanirrahim" buyurdu. Süheyl ve yanındakiler, "Biz o sözü tanımıyoruz, Bismik Allahumme yaz." dediler. Sonra Peygamberimiz, "Yaz, bu Resulullah'ın ehli Mekke'ye yaptığı anlaşmanın şartlarıdır." dedi. Buna da, "Biz senin Resulullah olduğunu bilsek seni Beyt'ten men etmez, harbe kalkışmazdık. Velakin Abdullah'ın oğlu Muhammed ile Mekke arasındaki anlaşmadır diye yaz." diyerek itiraz ettiler. Aleyhissalatu vesselam, "Ben şehadet ederim ki ben Resulullah'ım ve ben Muhammed bin Abdullah'ım. Yalan değil. İstedikleri gibi yaz." buyurdu. Müslümanlar o sırada bundan son derece müteessir oldular ve bu teklifleri kabul etmek istemediler. Hazır gelmişken bu küçük heyeti hemen orada tutuklamayı düşündüler. Derken Allah Teala üzerlerine sekinetini indirdi de hilm ve vakar ile yumuşadılar, yatıştılar.

İşte böyle kriz anlarında Hazreti Ebubekir karakterinde, sükunetini bozmayan, hilm ahlakıyla aklını kullanarak hareket eden insanlara ihtiyaç vardır. Onun için danışma meclislerinizde ve çalışma gruplarınızda heyecanlı, aktif insanlar mutlaka lazımdır. Birçok şeyin altına ellerini koyacak ve gece gündüz durmayacaklardır. Ancak heyecana kapılmayan, galeyana gelmeyen, sakin ve vakur düşünerek hareket eden insanlara da grubun büyüklüğüne göre ihtiyaç vardır.

İbn Cerir'in naklettiğine göre Resulullah, tavaf etmek için Beyt'in tahliye edilmesi şartını teklif etmişti. "Bizimle temas etmekten çekiniyorsanız siz Mekke'yi boşaltın, biz bir tavaf edip gideceğiz." demişti. (Umre dediğiniz ne kadar sürer ki?) Süheyl bin Amr ise, "Sıkışmışlar diye Arap kabilelerine söz ettirmeyiz. Medineliler, 'Muhammed bunları sıkıştırmış, dediğini kabul ettirmiş.' dedirtmeyiz." diye karşılık verdi. Bakın neye göre hareket ediyorlar: "Bizim için ne derler?" düşüncesiyle... "Bu sene olmaz lakin gelecek sene." dedi ve böyle yazıldı. Sonra Süheyl şu şartı koştu: "Bizden sana bir adam gelirse, senin dininde dahi olsa bize iade edersin." Müslümanlar, "Sübhanallah, müslim olarak gelen bir adam müşriklere nasıl iade olunur, reddolunur?" dediler.

Konunun müzakeresi esnasında Süheyl'in oğlu Ebu Cendel ayağındaki zincirlerle sekerek Mekke'nin altından çıkıp kendisini Müslümanların içine attı. Babası Süheyl, "Ya Muhammed, ilk evvel ben bunun bize iadesini talep ederim." dedi. Resulullah, "Buna benim hatırım için bir istisna yap." diyerek bir ricada bulundu. Süheyl kabul etmedi. Mikrez, "Biz senin için müsaade ederiz." dedi. Ebu Cendel ise öteden, "Ey Müslümanlar, ben size müslim olarak gelmişken müşriklere iade mi olunacağım? Görmüyor musunuz ne haldeyim?" dedi. Allah yolunda çok işkence edilmişti. Bu noktada Hazreti Ömer dayanamamış ve Hazreti Peygambere gelerek, "Biz hak üzere değil miyiz?" diye sormuştu. Yoksa biz yanlış yolda mıyız? Resulullah "Evet" buyurdu. "O halde niçin dinimizde bu zillete izin veriliyor?" diye sordu Hazreti Ömer. Dinimiz bizden zillet yapmamızı mı istiyor? Peygamber Efendimiz, "Ben Allah'ın Resulüyüm. Ona asi olmam. O benim nasırımdır." buyurdu. Hazreti Ömer, "Sen bize Beyt'e varacağız, onu tavaf edeceğiz demiyor muydun? Sana güvendik, geldik." deyince, Peygamberimiz, "Evet, ama sana bu sene varacağız dedim mi?" buyurdu. Hazreti Ömer "Hayır" deyince, "Öyleyse yine varacaksın ve tavaf edeceksin." buyurdu.

Sonra Hazreti Ömer sakinleşemeyip Hazreti Ebubekir'e gitti. "Bu, Allah'ın peygamberi değil mi?" diye sordu. Hazreti Ebubekir "Evet" dedi. "Biz hak üzere değil miyiz?" dedi. "Hak üzereyiz" yanıtını aldı. "O halde dinimizde bu zillete niçin söz veriyoruz?" deyince, Hazreti Ebubekir, "Be hey adam, o Allah'ın Resulüdür. Rabbine isyan etmez." diyerek Peygamberimizin sözlerinin aynısını tekrar etti. "O Allah'ın Resulüdür, Rabbine isyan etmez. Sen ölünceye kadar onun izinden ayrılma. Vallahi o şüphesiz hak üzeredir." dedi. "Bize Beyt'e varacağımızı söylemiyor muydu?" sorusuna karşılık, "Evet, ama bu sene varacaksın dedi mi?" diye sordu. Hayır cevabını alınca, "O halde varacaksın ve tavaf edeceksin." diyerek noktayı koydu. Hazreti Ebubekir'in sıddık oluşu da buradan bellidir. Hazreti Ömer bu hadiseyi kendisi nakletmiş ve bütün Müslümanlık süresi içerisinde Peygamberimize karşı yaptığı bu tek kusurlu çıkıştan dolayı daha sonra keffaret olması maksadıyla birçok salih amel işlemiştir.

📝 "KITAL SURESİ" Kur'an-ı Kerim'deki Muhammed Suresi'nin diğer adıdır.

Muhammed Suresi'nde; "Gevşeklik göstermeyin ve siz üstün konumdayken barışa çağırmayın" buyurulmuş olması itibarıyla, Müslümanların ve Hazreti Ömer'in bu heyecanları zahiren bir vazifedir. Muhammed Suresi'nin bir diğer adı Kıtal Suresi'dir. İslam'da savaş yok, İslam barış dini diyen tatlı su balıkları var ya. Tamam, cihadı nefis terbiyesine ve gayrete yorarak yorumladınız diyelim, Kıtal'e ne diyeceksiniz? Bir surenin adı Kıtal Suresi'dir. Defalarca onlarca yerde kıtal geçiyor ve övülüyor. Övülüyor derken İslam, tekrar söylüyorum, savaştan başka bir yol var olduğu sürece savaşa başvurmaz. Öncelikle diplomasi, barış ve sükûnet dinidir. Ancak karşınızdaki gelip ülkenizi işgal ederse ne yapacaksınız? İşgal ederken de bahaneleri çoktur. Bugün son on yirmi yıldır savaş önce nerede yapılıyor biliyor musunuz? Dijital dünyada. Bir halkın bütün zihni orada hazırlanıyor. Batılıların daha medeni, özgürlükçü, demokratik, hümanist ve estetik olduğunu düşünmenizi sağlıyorlar. Sizi tenzih ederim yani insanlara… Sonra kendi halkınızdan ve memleketinizden bir utanç duyuruyorlar. Bizimkiler anlamaz, bizim ülkemizde yaşanmaz fikrini yerleştiriyorlar. Sonra da çeşitli yollarla bize özgürlük getiriyorlar. Buna dikkat edin. Onun için şu anda hayatınızda kimi takip ettiğiniz, peygamber sünnetine tabi olmak kadar önemli. Kimin düşüncelerini onaylıyorsunuz, o beğen tuşuna kimler için basıyorsunuz? Orada bir savaş yürüyor, orası bir cephedir. Unutmayın, bunu Batılılar bizzat kendileri söylediler: Bir ürün bedava ise orada ürün sizsiniz. Bir düşünün, sosyal medya platformlarının çalışması için kaç kişi istihdam edilmiş ve ne kadar sermaye ayrılmıştır. Peki bu ürün neden bedava? Çünkü orada ürün sensin. Seni satın alarak bir pazar oluşturuyorlar. Bu dijital platformların ekonomik kar getirmesi, işin en masum tarafıdır. Onun dışında sizin ve çocuklarınızın beynini istedikleri gibi şekillendiriyorlar.

İşte bir savaşta siz üstünken barış istemeyin buyurulmuş olması nedeniyle Hazreti Ömer'in heyecanı doğaldır. Bu ayeti de biliyordu. Beyat-ı Rıdvan da böyle bir heyecan ortamında yapılmıştır. Fakat Allah Teala bu barışı yaptırmakla, Mekke'de bulunan kimsenin tanımadığı birçok mümin ve müminatı kurtardı. Bunu apaçık bir fethin mebdei yaptı. Hayber'in ve Mekke'nin fethi bu sayede mümkün oldu. Kafirlere ait cahiliye hamiyetinin inadına karşılık, Allah hem Resulünün hem de müminlerin üzerine sekinetini indirerek heyecanlarını yatıştırmıştır.

Sekinet, günlük dilde kullandığımız sükunettir. Duygusuz, hissiz, düşüncesiz ve tarafsız olmak değildir. Sizin de bir fikriniz, dünya görüşünüz, o konuyla ilgili bir öneriniz vardır ancak sükunetinizi kaybetmeden bunu yaparsınız. Heyecanlı insanlar, genelde üstlendikleri şeyi sonuna kadar sürdüremeyen insanlardır. Bir söz vereceğiniz zaman onu sonuna kadar götürüp götüremeyeceğinize dikkat etmeniz lazım. Gaza gelerek hareket etmemek gerekir.

Görülüyor ki burada hamiyet halkın fiili olarak gösterilmiş, sekinet ise Allah'a izafe kılınmıştır. Hamiyet basit insanların tavrıyken, sekinet insanın kendi kazanımı olan cahilane davranışa karşı Allah'tan indirilen ilahi bir lütuftur. Karşınızda kendini kontrol edemeyen, taşkın ve öfkeli biri varken sükunetinizi hiç bozmayacaksınız.

Hamiyetin karşılığında sekinet vardır. Sekinetin ilahi ve kutsi bir mevhibe olduğu anlatılmıştır. Cenab-ı Hak sekinetten bahsederken; fe-enzela(A)llâhu sekînetehu 'alâ rasûlihi ve 'alâ-lmu/minîne buyurması, 'alâ rasûlihi velmu/minîne demekle yetinmemesi; sekinetin her birine layık surette indirilmiş olduğunu gösterir. Peygambere indirdiği gibi müminlere de aynı şekilde o sekineti indirmiştir.

Bir olayı anlatırken "Bana bir sakinlik geldi deriz" ya. Karşımızdaki hakaret eder veya kötü muamelede bulunur, "Ben nasıl oldu anlamadım, bana bir sakinlik geldi" deriz. Tülay Kök Hanım bir konuşmasında diyor ki: "Bana uzun uzun kitaplar okuyacak, terapilere gidecek imkânım yok; bütün problemlerde işime yarayacak bir anahtar söyleyin diyecek olsanız, böyle bir aspirin çözüm ilmi açıdan doğru değildir ama darda olanları anlıyorum. Sakinliğinizi koruyun. Anahtar budur. Kızmayın, gaza gelmeyin." Hadis-i şerif var, Peygamber Efendimiz kaç yerde söylüyor.

Sakinliğinizi koruyacaksınız, sesiniz hiç yükselmeyecek. Doğru bildiğinizi veya arzunuzu ifade ederken bunun dinen illa emredilen bir şey olması gerekmez. Yanlış bir şeyi istemek anlamında demiyorum. Benim arzumla ilgili fıkıh kitaplarında hüküm geçmesi gerekmez. Burayı iyi anlayın. Mesela bir iftara gittik, "Allah aşkına ye" diyorlar. Yemeyeceğim, yemek istemiyorum. "Bunu niye yemiyorsun?" dediklerinde açıklaması yok, yiyemeyeceğim. Bir yere gidiliyor, oraya gitmek istemiyorum ve kendimi kötü hissediyorum. Açıklama yapmak zorunda değiliz. Bizim böyle hayatla ilgili her yere gitmek ve her yemeği yemek gibi bir mecburiyetimiz yoktur. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Benim kuşağım ve bana yakın olanlar, 50 yaş ve üstü diyelim, biz kendi fikri olmamak üzere eğitildik. Ne demek gelmeyeceğim, ne demek yemeyeceğim? Görümcen yapmış yiyeceksin, sen yemezsen o kendisini kötü hissedecek düşüncesi hakimdi. "Ben kendimi kötü hissedeceğim ve zararlı olacak" desem de "Sen yiyeceksin" derlerdi. Biz böyle yetiştirildiğimiz için benim isteklerim veya herhangi bir konuda tercihim olamazdı. Şimdi bir tercihimiz olduğunda onu da cesaretle söyleyemiyoruz, dinden bir dayanak arıyoruz. Ayet var mı, hadis var mı diye bakıyoruz. Hayır, ben o eşarbı takmak, o rengi giymek veya o yemeği yemek istemiyorum diyebilmelisiniz. Küçük şeylerden başlayın. Neyi isteyip neyi istemediğinizi ifade etmekten başlayarak hiçbir şey olmadığını, üstelik bir süre sonra herkes tarafından daha çok dikkate alındığınızı göreceksiniz. "Canım o ne olsa yer, ne olsa giyer, ne olsa razı olacak" denilen bir insan olmaktan çıkın. Azıcık sizin de bir tercihiniz, bir fikriniz olduğunu belli edin ama bunu insanları zora sokmak için yapmayın. Kimseden bir şey istemeyin. Sadece kendi istemediğiniz şeyleri de yapmayın.

Allah sekineti her birine layık olduğu surette vermiş hem Resulünün üzerine hem de müminlerin üzerine indirmiş ve onlara kelime-i takvayı ilzam buyurmuştur. Onları takvaya sarılmaya, takva kelimesine yapışmaya davet etmiş ve yöneltmiştir.

Allah'a emanet olun, Cenab-ı Hak yardımcınız olsun.

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.