VAV TV CANLI YAYIN

Galip gelecek olanlar kalbinde azim ve sebat olanlardır (Fetih Suresi Tefsiri 21-25. Ayetler)

Yayınlanma Tarihi: 22.02.2026 18:43

Fatma Bayram rehberliğinde Fetih Suresi okumalarımızda bugün; 21 ile 25. ayetlerin ışığında "sünnetullah" ve "azim" kavramlarını yeniden tefekkür ettik. Bu dersin en çarpıcı vurgusu; gerçek başarının parıltılı bir zekâdan ziyade, süreklilik arz eden bir gayret ve sarsılmaz bir sebatla geldiği gerçeğiydi. Ayrıca, Allah’ın tek bir müminin hukukunu korumak adına büyük fetihlerin seyrini değiştirebileceğine şahitlik ederek, İslam’ın insana verdiği eşsiz değeri bir kez daha idrak ettik.

***Fatma Bayram'ın anlattıkları tümüyle verilmiştir.

21.02.2026
Fetih Suresi Tefsiri
Fatma Bayram

"Elhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn. Ves-salâtü ves-selâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Rabbişrah lî sadrî. Ve yessir lî emrî. Vahlül ukdeten min lisânî. Yefkahû kavlî. Ve ufevvidu emrî ilallâh, innallâhe basîrun bil-ibâd. Sadakallahülazîm.

💠

Fetih Suresi'nin 21. âyet-i kerimesindeyiz. Biliyorsunuz; Elmalılı tefsirini şöyle baştan sona —bölüm bölüm de olsa— bir süzme, sonuna kadar gelme hedefimiz vardı. İşte o hedefi gerçekleştirme sürecinde; buna biz başlayalı uzun bir zaman oldu. Şu anda Fetih Suresi'ndeyiz ve 21. âyet-i kerimeye geldik. Birkaç gündür tekrar hızlı özet yapmaya çalıştık.

Dün neden bahsetmiştik? "Allah size daha bilmediğiniz nice nice ganimetler nasip edecek."

Burada iki tür müjde zikredilmişti:

  1. Bir yakın ganimet var: Hayber'in fethi.

  2. Bir de uzak ganimet var: "Size bundan sonra kâfirler herhangi bir zarar veremeyecekler," demiştik.

O konunun devamı:

💠

Fetih Suresi 21. Ayet:

"Ve uhrâ lem takdirû aleyhâ kad ehâtallâhu bihâ, ve kânallâhu alâ kulli şey'in kadîrâ."

"Ve uhrâ"

Bu peşinden başka diğer bir ganimeti daha isabet buyurdu Cenâb-ı Hak.

"Lem takdirû aleyhâ"

Henüz ona gücünüz yetmedi. Daha başka ganimetler de bekliyor sizi ama henüz onu tam başarmadınız; ona sıra gelmedi, daha elinize geçmedi.

"Kad ehâtallâhu bihâ"

Lakin Allah onu mutlak surette ihata ve istila buyurdu. Zaferinizi takdir etti ve katiyen vaat buyurdu. Müminler için bu ganimeti hıfzetmektedir ki bu da Hevâzin veya Fars ganaimidir.

Hevâzin, Taif. Taif'ten elde edilecek, Huneyn Savaşı'nın ganimetleri. Fars da İran, biliyorsunuz.

📝 BİLGİ NOTU: "HEVÂZİN" Metinde 21. âyetin tefsirinde geçen Hevâzin; Taif bölgesinde yaşayan ve İslam tarihinde Huneyn Savaşı ile bilinen büyük bir Arap kabilesidir. Âyette müjdelenen "henüz gücünüzün yetmediği ama Allah'ın kuşattığı" ganimetlerin, bu kabileye karşı kazanılan zaferin sonuçları olduğu belirtilmektedir.

💠

Fetih Suresi 22. Ayet:

"Ve lev kâtelekumullezîne keferû le vellevûl edbâra summe lâ yecidûne velîyyen ve lâ nasîrâ."

"Ve lev kâtelekumullezîne keferû"

Eğer o küfredenler yani Mekkeliler, Hudeybiye'den önce —hani Peygamberimiz ve sahabesi umre için gittiğinde— sizinle hemen kıtal etmiş olsalardı; anlaşma yapmayıp hemen savaşa girişselerdi, Mekkeliler musalâha yapmayıp size muharebe etselerdi;

"Le vellevûl edbâra"

Muhakkak ki arkalarını dönüp kaçacaklardı. Hiç ondan da kuşkunuz olmasın.

Allah, bakın sebebi nereye bağlıyor, dikkat edin:

"Eğer Mekkeliler sizinle anlaşma yapmayı kabul etmeyip de savaşa kalksalardı, o savaştan böyle gerisin geri dönüp kaçacaklardı."

Yani yenileceklerdi. Niye?

  • Çünkü siz çok savaşçısınız?
  • Çünkü sizin çok silahlarınız var?
  • Çünkü siz çok iyi eğitimlisiniz, değil mi?

İnsanın aklına bunlar geliyor. (Fakat âyet buyuruyor ki): "Çünkü Allah sizin bey'atınızdan razı olmuş ve isabetinizi takdir buyurmuştu."

Yani o kalbinizdeki "ölümüne kadar Peygamber'le birlikte olma azmi ve kararlılığı" var ya; işte ona Cenâb-ı Hak zafer takdir etti. O kalbinizdeki kararlılığa Cenâb-ı Hak zafer takdir etmişti. Onun için kaçacaklardı.

"Summe lâ yecidûne velîyyen ve lâ nasîrâ"

Ondan sonra da kendilerini ne himaye edecek bir sahip, ne de öçlerini alacak bir yardımcı bulabileceklerdi. Etraflarındaki desteklerini de kaybedeceklerdi.

📝 BİLGİ NOTU: "RIDVAN BEY'ATI" Metinde geçen "ölümüne kadar Peygamber'le birlikte olma azmi", Hudeybiye'de bir ağaç altında yapılan ve Allah'ın müminlerden razı olduğunu bildirdiği Rıdvan Bey'atı'na işaret eder. Zaferin askeri güçten ziyade kalpteki bu "sebat ve sadakate" bağlanması, Fetih Suresi'nin temel mesajlarından biridir.

💠

Fetih Suresi 23. Ayet:

"Sunnetallâhilletî kad halet min kablu, ve len tecide li sunnetillâhi tebdîlâ."

"Sunnetallâhilletî kad halet min kabl"

Allah'ın öteden beri geçegelen sünneti, âdeti böyledir. O'nun peygamberlerinin galebe etmesi, eski ümmetlerden beri cereyan edegelmiştir.

Âcizane, Elmalılı beni görünce çok kızacak belki de ama yine de onların himmetine sığınalım, anlayışına sığınalım; buraya bir şey eklemek istiyorum. Cenâb-ı Hakk'ın sünneti sadece peygamberlerinin kazanması değil; çünkü bugün okuduğumuz bölümde İsrailoğullarının bazı peygamberleri öldürdüğünü Cenâb-ı Hak söylüyor. Cenâb-ı Hakk'ın değişmeyecek olan sünneti; azimli, kararlı, sağlam imanlı olanların kazanacak olmasıdır. Ama er ama geç... Bazı muharebeleri kaybedebilir, bazı karşılaşmalarda yenik düşebilir; ama nihai olarak sonuçta galip gelecek olanlar kalbinde azim ve sebat olanlardır.

Çocuklarımızda irade meselesine bakın. Azimle ilgili bir çalışma okudum, Batılı biri yazmış. Askerî okullarda ve çok yüksek puanlarla girilen okullardaki öğrencileri inceliyor; "Bunlar neyle başarılı oldular?" diye. Zekâ mı, çalışma tarzları mı? Nedir? Süreklilik arkadaşlar... Süreklilikle, sebatla başarılı oldular.

Rahmetli babaannemi de bu vesileyle tekrar anayım; çok küçük yaşlarımızdan itibaren bize hep şöyle derdi: "Kızım; gayret gitmiş mızrak gitmiş, gayret gitmiş mızrak gitmiş, gayret mızrağı geçmiş." Bir anlık coşku ne olur? Biraz sonra söner. Bazı insanlar vardır, hep coşku vermeniz lazım onlara. Hep motivasyona ihtiyaçları vardır hayat boyu; bu işte kendi içinden gelmediği için o azim sürdürülebilir değildir.

Ben âcizane buraya peygamberlerin zaferine ilaveten Cenâb-ı Hakk'ın sünnetullahının; güçlü iman, sabitkadem olmak, ayakları sabitkadem olmak. Sahabenin öyle hikâyeleri var ki... Hâlâ okumayan kalmışsa diye söyleyeyim: Hayatü's-Sahabe'yi okuyun, Yusuf Kandehlevî'nin... Ben lise yıllarındayken okumuşum bunu; bu kitap çok kolay okunan bir kitap, sahabenin hayatını, nasıl olduklarını anlatıyor. Mesela onlardan bir tanesi, bir savaşta "Olur ya kaçarım diye, panik anında kaçmaya kalkarım" diye ayaklarını kuma gömerek savaşıyor. Tabii "Böyle yapın" diye söylemiyorum; ne kadar kararlı olduklarını anlatmak için söylüyorum. Üstelik de kendisi çok kuvvetli bir hafız, Ashâb-ı Suffe'den. Ona diyorlar ki: "Bu kadar öne çıkma savaşta, bak hafızlar birer birer gidiyor. Sen ilim ehlisin, ilim insanısın, senin bilgine biz muhtacız." Diyor ki: "Bu şeytanın kandırmasıdır. Siz beni devamlı okuduğum kitapta bu kadar övülen şehadetten alıkoymaya çalışıyorsunuz." Ayaklarını kuma gömüyor; ikna ederler veya ben kanarım, diye... Orada şehit olana kadar savaşıyor. Yani bu kararlılık, bu azimle mücadeleler, savaşlar kazanılıyor.

📝 BİLGİ NOTU: "SABİTKADEM OLMAK" Sahabe hayatı üzerinden verilen bu örnek; inanç ve kararlılıkta ayakların yere sağlam basması, sarsılmamak anlamına gelir.

"ve len tecide li sunnetillâhi tebdîlâ"

Sen o Allah'ın sünnetinde bir tebdil (değişiklik) bulamayacaksın. Sünnet kelimesini Cenâb-ı Hak kendi yaratılışın düzenine koyduğu kanunlar için kullandı. Sünnetullah ifadesi, Cenâb-ı Hakk'ın yaratılışın işleyişine koyduğu kanunlardır. Bu işleyiş fizik tabiatta olduğu gibi metafizik dünyada da var, astronomide de var, psikolojide de var. Bazı temel kurallar var; işte onlardan biri de azmedenin kazanacağıdır. Çok yetenekli olanın değil, çok zeki olanın değil...

💠

Fetih Suresi 24. Ayet:

"Ve huvellezî keffe eydiyehum ankum ve eydiyekum anhum bi batni mekkete min ba'di en azferakum aleyhim ve kânallâhu bi mâ ta'melûne basîrâ"

"Ve huvellezî keffe eydiyehum ankum ve eydiyekum anhum bi batni mekkete min ba'di en azferakum aleyhim"

Mekke deresinde, Mekke vadisinde, size onların üzerine bir zafer verdikten sonra ellerinizi birbirinizden çekti. Artık da birbirinize hiç saldırmadınız.

Yani bir barış dönemi oldu. Bu barış döneminin Müslümanların ne kadar lehine olduğunu daha önce size söylemiştim. Şimdi bu zafer nasıl oldu, nasıldı, nasıl anlaşılmalı? Bununla ilgili iki yorumu var; diyor ki: "Evvela Müslümanların Hudeybiye'ye kadar varıp da orada ordu kurmaları bile bir zaferdi." Çünkü savaş halinde oldukları Mekke'nin dibine kadar geldiler. "Sâniyen, Tirmizî ve gayrıları Hz. Enes'ten rivayet etmişlerdir ki; seksen kişi sabah namazı vakti Peygamber'i katil kastıyla Cebel-i Ten'îm tarafından Peygamber ve ashabının üzerine inmişlerdi."

Mekkelilerden 80 kişi toplanmışlar, "Peygamber hazır bu kadar yakınımıza gelmişken Muhammed'i öldürelim" demişler. Yakalandılar ve sonra da Peygamber onları azat etti. Yani bu şekilde Cenâb-ı Hak size bir zafer nasip etti diyor.


💠

Fetih Suresi 25. Ayet:

"Humullezîne keferû ve saddûkum anil mescidil harâmi vel hedye ma'kûfen en yebluga mahıllehu, ve lev lâ ricâlun mu'minûne ve nisâun mu'minâtun lem ta'lemûhum en tetaûhum fe tusîbekum minhum maarratun bi gayri ilmin, li yudhılallâhu fî rahmetihî men yeşâu, lev tezeyyelû le azzebnâllezîne keferû minhum azâben elîmâ."

"Humullezîne keferû"

Onlar, o kimselerdir ki küfrettiler,

"ve saddûkum anil mescidil harâm"

ve sizi Mescid-i Haram'dan menettiler,

"vel hedye ma'kûfen en yebluga mahılleh"

ve yanınızda getirdiğiniz adanmış kurbanlıkları, yani umreden sonra keseceğiniz kurbanlıkları da menettiler; onları da mahalline ulaştırmadılar. Binâenaleyh bunlar azap ve ukubete layık idiler.

Bir kimseyi ibadetten alıkoymanın Cenâb-ı Hak katında büyük bir azap sebebi olduğu, Kur'an-ı Kerim'deki pek çok ayetle sabittir. Bu vesileyle bu hakikati bir kez daha hatırlatmak yerinde olacaktır. Nitekim Hudeybiye'de bekletilen ve "hedy" olarak adlandırılan kurbanlıkların sayısı da yetmiş civarındaydı. Müminlerin ellerini savaştan çektiren asıl sebebe gelince; karşı tarafın küfür ehli olmasına, ibadete mani olmasına, müminleri Mescid-i Haram'dan alıkoymasına ve kurbanlıkların kesim mahalline ulaşmasına engel olan kimseler olmalarına rağmen, Cenâb-ı Hak müminlerin onlara saldırmasına neden müsaade etmedi? Neden müminlerin kalplerine sekinet indirerek onları doğrudan barışa sevk etti? Burada çok büyük bir incelik var:

"ve lev lâ ricâlun mu'minûne ve nisâun mu'minâtun"

Eğer onların arasında birtakım iman etmiş erkekler ve iman etmiş kadınlar bulunmasaydı... Mekkelilerin içinde imanlarını gizleyen, Peygamberimiz ve sahabesi tarafından tanınmayan, hicret etme fırsatı bulamamış gariban, çaresiz Müslüman kadın ve erkekler var. Eğer onlar olmasaydı ki,

"lem ta'lemûhum"

siz onları bilmiyorsunuz, tanımıyorsunuz;

"en tetaûhum fe tusîbekum minhum maarratun bi gayri ilm"

ve bu sebeple de tanımadığınız için de bilmeyerek onları çiğneyip savaş sırasında bir zarar gelecek olmasaydı o zaman Cenâb-ı Hak savaşa izin verirdi. Hani çünkü siz zaten galip geleceksiniz, onlar zaten dönüp arkalarını kaçacaklar sizden. Allah o zaman belki sizin onlarla savaşmanıza bir yol açardı. Ama Allah niçin yapmadı bunu? Çünkü Mekke'de sizin tanımadığınız için de müşrik zannedeceğiniz, bundan dolayı da zarar verme ihtimaliniz olan, fırsat bulamamış, hicret imkânı bulamamış mümin kadınlar ve erkekler var.

Müminin hataen katlinden dolayı kefaret ve diyet gibi bir mesuliyet veya dindaşı öldürmek gibi ağyar nazarında şanınıza leke getirecek veya vicdan azabı verecek bir şematet yahut günah olmasaydı... Yani bu zarar ne? Üç şey sayıyor, dikkat ettiyseniz.

Bir defa bir mümini yanlışlıkla öldürmekten dolayı bir kefaret var, bir ödemeniz gereken bir tazminat cezası var. O cezayı ödemek zorunda kalırdınız. O cezayı da az bir şey zannetmeyin; 100 deve çok büyük bir servet. Mesela trafikte yanlışlıkla çarptınız -Allah korusun kimseye Allah yaşatmasın- bir ölüm oldu; hatalıysanız diyet ödemeniz gerekiyor. Bu diyet o kadar büyük ki; miktarı 100 araba parası gibi düşünün. O kadar büyük ki miktarı, bir kişinin tek başına ödemesi çok zor olduğu için asabesi tarafından ödeniyor. Asabe: Bütün akrabayı taallukatı birleşiyor ve iş yerindeki çalışma arkadaşları, diyelim kendi kurumundaki herkes birleşiyor, ancak o şekilde ödeyebiliyor. Bir defa orada kaç tane mümin öldürülse o kadar diyet ödemeniz gerekecekti. Birinci zarar bu.

📝 BİLGİ NOTU: "ASABE" İslam hukukunda diyet (kan bedeli) ödeme yükümlülüğü anlatılırken geçen bu kavram; bir kimsenin baba tarafından olan erkek akrabalarını ifade eder. Metinde, hataen adam öldürme vakalarında ödenen ağır tazminatın (100 deve/araba bedeli) sadece bireyin değil, bu geniş akraba grubunun ortak sorumluluğu olduğu vurgulanmıştır.

İkincisi; dindaşını öldürmek suretiyle ağyar nazarında, başkaları, yabancılar, mümin olmayanlar nazarında şanınıza leke getirecek bir durum. "bunlar kendi adamlarını da öldürüyorlar, bunlar herkesi öldürüyorlar" (denmesi)... Var ya şimdi öyle; şimdi siz bir sürü böyle şey duyuyorsunuz, aramızda da bu işi benden çok daha iyi bilenler var. Tuğba hocam da buradadır belki, ama artık ne yapacak o da bana katlansın, katlanıyor nitekim. Şimdi arkadaşlar, bir sürü örgüt duyduk değil mi İslam dünyasında çeşit çeşit? Ben bilmediğim için isimleri saymayayım; işte en yakını IŞİD, Boko Haram vs.. Bunların hiç gayrimüslimlerle çarpıştığını duydunuz mu? Hep Müslümanları öldürürler. Yani bu kadar elinde silah olan, adamı olan, neredeyse devlet kurmuş olan bu kadar örgütler var; bunlar niye İsrail'le savaşmıyorlar Müslümanların yanında yer alıp da? Bir düşünün. İşte bu insanın şanına leke getiren bir şey; insanın kendi dindaşını öldürmesi.

Ve üçüncü olarak da vicdanlarınızda duyacağınız azap. Bir Müslümanı bilmeden de olsa öldürmekten dolayı vicdanlarınızda da duyacağınız azap olmasaydı Allah onlarla savaşmanıza bir yol açardı. Çünkü onları siz yenecektiniz zaten.

Zemahşerî şöyle diyor arkadaşlar: "Onları bilmeyerek katlettiklerinde isabet edecek olan mearra (zarar) nedir der isen; derim ki diyet ve kefaretin vücubu..." Söylediğimizi söylüyor; kefaret ve diyet ödeme zorunluluğu. Ve dindaşlarını fark u temyiz etmeyerek "Bize yaptıklarını yaptılar" diye kâfirlerin kötü sözleri; aynı şey. Ve bir de biraz taksir cereyan etmiş ise "ism" yani günah. Sizin de bir yanlışınız varsa o işte o zaman da taşıyacağınız günah zarardır.

"ve-in kâne min kavmin beynekum vebeynehum mîśâk"

Nisa Suresi'nde geçti bu; aranızda anlaşma olan bir topluluğun içinde yaşayan bir mümini öldürürseniz diyet vacip olduğunu da unutmamak gerekir.

"Tezeyyül" fark u temyiz, ayrılıp seçmek demektir. "Lev tezeyyelû"; eğer seçebilecek olsaydınız... O mümin erkeklerle mümin kadınlar kâfirlerin içinden ayrılıp da çekilebilseler, çiğnenmeksizin oradan ayrılıp sizin tarafa geçebilselerdi yahut kâfirlerle müminler fark edilebilselerdi... Siz Mekke'ye girdiğinizde onları ayırt edebilecek olsaydınız görünüşlerinden,

"le azzebnâllezîne keferû minhum"

Mekke ahalisi içinden küfredenleri elbette,

"azâben elîmâ"

elîm bir azap ile biz tazip ederdik.

Onları ya katlederdiniz ya esir ederdiniz diyor, Cenâb-ı Hak...

Dikkat ettiniz, değil mi? İslam'ın geleceği ile ilgili, Müslümanların ibadeti ile ilgili ve 1500 kişinin Peygamber'in gördüğü bir rüya üzerine, o rüyaya güvenerek yola çıkmış bu topluluğun amacına ulaşmasına engel oluyor Cenâb-ı Hak. Niçin? Açıklıyor: Orada bulunan garip Müslümanlar zarar görmesin diye. Anlaşıldı mı arkadaşlar? Ne kadar önemli... Yani hiçbir canlıya zarar vermemek, hiçbir Müslüman'a zarar vermemek... Onun için bir Müslüman'a zarar vermenin en alt kademesi gıybettir.

İnşallah Fetih Suresi'nden sonra Hucurât'ı okuyacağız, orada görürsünüz; bir ölünün etini yemek gibidir Allah katında. Ölü bir insanın etini yemek neyse, Allah katında gıybet etmeniz odur. İftiranın cezası var. Başka verilen zararlar; onların kısas cezası var. Hırsızlık; onun cezasını okuduk bugün ayet-i kerimede, eli kesilir. Yani maddi, manevi bir Müslüman'a asla ve kata; şerefine, ailesine, çoluk çocuğuna zarar veremezsiniz.

İmam Gazali açıklıyor detaylarla, diyor ki: "Çocuğun gıybeti de haramdır." Yani bir çocuğun gıybetini yapsan o da haramdır. Çünkü çocuğun gıybeti, ana babasının gıybetidir aslında, diyor. "İşte terbiyesi eksik." diye gıybet ediyorsun, "Yaramaz." diye gıybet ediyorsun, "Çok hareketli." diyorsun... Bir şeyler diyorsun; ana babası üzüleceği için bunları duyduğunda, dolayısıyla o da haramdır, diyor.

Elhasıl, bir Müslüman'a zarar vermemek üzere bir devlet politikası inşa edildiğini görüyoruz burada. İkincisi, diyelim ki siz hedefinize ulaşamadınız. Bir hedefiniz var hayatta, olmadı, ulaşamadınız. Müslümanlar Mekke'ye girip umre yapamadılar. Neyle döndüler oradan? Amaçlarına ulaşamadılar ama bir anlaşmayla döndüler. O anlaşma Mekke'nin ve Hayber'in fethinin kapısını açtı.

Cenab-ı Hak katında, bizim başımıza gelebilecek iyilikler bir tane midir? Tek seçenek midir? Biri olmadığında battık mı, bitti mi? Allah'ın çok imkânları, çok seçenekleri var. Onun için biri olmazsa biri olur. A planı olmazsa B planı, o olmazsa C planı... Sayısız.

Allah için plan sınırlanamadığına göre, O'ndan bize gelecek olan hayır da sınırlanamaz. O yüzden "Üzülme!" diyor Peygamber'imize; olan için üzülme. Birileri bir şeyler yapıyorlar; üzülme. Çünkü o olmazsa belki daha hayırlısı olacak, belki Allah Teâlâ seni kim bilir nelerden, nelerden koruyor.

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.