Orta Doğu Uzmanı Zahide Tuba Kor anlattı: İsrail'in İran'a saldırısının hedefleri ne? İslam dünyası nasıl etkilenecek?
İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarının arka planındaki hedefleri Orta Doğu Uzmanı Zahide Tuba Kor ile konuştuk. İsrail’in asıl amacının bölgeyi etnik ve mezhepsel temelde parçalayarak kendi hegemonyasını kurmak olduğunu vurgulayan Tuba Kor, bu süreçte rejim değişikliği, vadedilmiş topraklar ve Mesih’in gelişi gibi teopolitik hedefler hem İsrail hem de ABD’deki Evanjelik gruplar için temel motivasyon kaynağı, dedi. Kor, İran’da yaşanabilecek bir istikrarsızlığın Türkiye dahil tüm bölgeyi göç ve güvenlik sorunlarıyla tehdit edeceği konusunda uyarılarda bulundu. İslam dünyasının bu stratejik kuşatmaya karşı duygusal tepkiler yerine düşmanını iyi tanıyan, bilinçli ve bağımsız bir duruş geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
İsrail'in İran'daki birincil hedefi mevcut rejimi devirerek yerine Şah'ın oğlunu getirmek. Bu doğrultuda, İran'ı gelecekte yönetebilecek potansiyel lider adaylarının tamamı İsrail tarafından suikastlarla ortadan kaldırılacak ve geriye tek alternatif olarak Şah'ın oğlu bırakılacak. İsrail'in operasyonlarında kullandığı "aslan kükremesi" sembolü de hem Tevrat'taki bölgesel hegemonya referanslarına hem de yeniden getirilmek istenen Şah rejiminin aslan sembolüne işaret eder.
İsrail'in ve ona destek veren Amerikan Evanjeliklerinin (Trump'ın tabanı ve ekibi) çok önemli dini hedefleri bulunuyor. Bu hedefler arasında vadedilmiş topraklara dönüş, Mescid-i Aksa'nın yıkılıp yerine tapınağın inşası ve Mesih'in yeryüzüne getirilmesi yer alıyor. Olası bir savaş sırasında Mescid-i Aksa'nın füzelerle vurulup suçun İran'a atılması, böylece İran'ın İslam dünyasındaki meşruiyetinin sıfırlanması gibi senaryolar planlanıyor.
Konuyla ilgili sorularımızı Orta Doğu Uzmanı Zahide Tuba Kor cevapladı:
🔺
İran'a yönelik bu saldırılar beklenmedik bir durum değildi. Yaşananları uzun zamandır öngörüyordunuz. İsrail'in bu hamlesinin asıl amacı nedir ve bu yeni bölgesel dizayn ne anlama geliyor? İsrail'in asıl hedefi sadece İran rejimini devirmek mi?
Zahide Tuba Kor: Saldırının asıl hedefi; bölgede İsrail'e yönelik tüm tehditleri ebediyen ortadan kaldırmak... Gelecek on yıllar boyunca, 7 Ekim tarzı herhangi bir saldırının tekrarlanmasını engellemek... Aynı zamanda bu saldırılar üzerinden bölgeye boyun eğdirmek, her türlü müstakbel tehditleri de ortadan kaldırmak ve kendisine yakın yönetimler kurmak...
Şurası çok önemli: 7 Ekim'den sonra İsrail Batı'nın tam desteğini ve Amerika'nın her türlü envanterindeki en yıkıcı silahları aldı. Bu fırsat bir daha gelmeyecek ellerine. Dolayısıyla "fırsat bu fırsat" diyerek bütün tehditleri ortadan kaldırmaya çalışacaklar. Netanyahu, 7 Ekim'den hemen sonra bölgeyi savaşla dizayn edeceğini zaten ilan etmişti. İran'a saldırısı da bu bölgesel dizaynın bir parçası.
İsrail'in yeni bölgesel dizaynı tam olarak şudur: Bütün bölge ülkelerini silahsızlandırmak, mümkünse etnik, dini ve mezhebi temellerde bölerek kendi hegemonyasını kurmak... Çünkü artık bölgenin hegemonu olmaya kesin kararlı ama karşısında silahları olan devletler ve büyük devletler olduğu sürece bunu yapamaz. Çünkü öyle bir güce sahip değil. Öyle bir nüfusa sahip değil. Dolayısıyla ne yapması gerekiyor hegemon olabilmesi için? Alternatif bütün şeyleri ortadan kaldırması gerekiyor.
Ve İran'da da asıl hedef rejimi değiştirmek... Ama rejimi değiştirdiğinde yerine getireceği Şah'ın oğlu ülkeyi bir arada tutabilecek kapasitede değil. Dolayısıyla yaşanacak şey iç çatışmalardır ve İsrail bunu da ister. Bu şekilde zayıflatmış olacak bütün güçleri ve en sonunda herkesi kendine bağlamak gibi bir hayale sahip. Tabii ki bu sonunda başaracak anlamına gelmiyor ama bunu yapmaya çalışıyor. En azından önümüzdeki süreçlerde bununla karşı karşıya olacağız.
İran için şöyle bir problem var: İran'ın Fars-Şii unsuru merkezde yaşar. Etnik gruplar çeperlerde yaşar ve her bir çeperdeki grubun sınır ötesi ülkelerle doğal bir bağı vardır. Etnik açıdan sürekliliği vardır. Tam da bu yüzden İran'ı ayakta tutabilmek için güçlü bir merkezi yönetim ve şiddet tekeline sahip güçlü bir devlet gerekiyor. Bunun kırıldığı bir ortamda ne olacak? İran uzun süredir iç çatışmalar yaşamaya mahkûm olacak. Dolayısıyla evet, bir rejim değişikliği istiyorlar. Şah'ın oğlunun başa geçmesini istiyorlar ama bu, istikrarlı bir devlete dönüşeceği anlamına kesinlikle gelmiyor.
Ve en önemli şey (bunu hiç unutmamamız gerekiyor): Mesih'i getirme gibi bir hedefleri var. Amerikan Evanjelikleri de aynı zihniyetteler; Trump'ın tabanı ve ekibi. İsa Mesih'i yeryüzüne getirmeleri için üç şart gerekiyordu:
- Dünya Yahudilerinin vadedilmiş topraklara dönmesi,
- Devletleşme,
- Tapınağın yeniden inşası.
Bunun için 2022'de gerekli kızıl düveler doğurtulmuş oldu. Onların kurban edilmesi gerekiyor. Kurbanın ardından Mescid-i Aksa'nın yıkılıp yerine tapınakların inşa edilmesi gerekiyor. Ve ben bu savaşı uzun zamandır gerekli görüyorum. Neden? O kızıl düveler ölmeden bu işin halledilmesi gerekiyor... Bu savaş sırasında İran'dan füzeler atılıp Mescid-i Aksa'yı vurdu deseler -İsrail kendisi vurur Mescid-i Aksa'yı çok rahat- ama İran vurdu derse, bütün İslam dünyası dini rejime karşı harekete geçecek ve İran'ın uluslararası alanda da meşruiyeti tamamen sıfırlanmış olacak. Sünni, Şii veya diğer ülkeler arasında İran; Mescid-i Aksa'yı bile koruyamamış, Mescid-i Aksa'yı yıkmış bir rejim olarak ilan edilecek. Dolayısıyla böyle bir karmaşa altında İsrail hedeflerine ulaşmış olacak.
Hıristiyanlar, Evanjelikler açısından tapınağın yeniden inşası; İsa Mesih'in yeryüzüne gelip 1000 yıllık krallığın yeniden kurulması açısından gerekli. Yahudiler açısından ise daha farklı. Onlar da kendi mesihlerini bekliyorlar. Yani Evanjeliklerle aynı Mesih'i bekliyor değiller. Dolayısıyla ortada kimin Mesih'i gelecek meselesi de söz konusu.
🔺
28 Şubat'ta olması bir tesadüf mü?
Zahide Tuba Kor: Ben bunu 2024'ten beri söylüyorum. "Yaşanan her şey bir oyun, danışıklı dövüş. İran-İsrail müttefik vs." deniyordu. Bunların hepsi hikâye... 2024'ten beri İsrail, İran'ı kendisine saldırtmak için ve bu şekilde meşru müdafaa diyerek savaşı başlatmak için kışkırtıp duruyor. İran bunu gördüğünden ölçülü mukabele ediyordu. Biz de "bak işte İran'la İsrail ortaklığı vs." diye yorum yapıyorduk. İran bunu olabildiğince ertelemeye çalıştı. Şununla da bağlantılı tabii ki bu: 7 Ekim'den sonra Netanyahu bütün siyasi kariyerini bitirdi. Şimdi düşünün, İran tehdidini ortadan kaldırmış, tapınağı yeniden inşa etmiş bir Netanyahu'nun, dünyada Yahudiler açısından tarihe geçeceğini unutmayın. 7 Ekim'den önce zaten İbrahim Mutabakatları üzerinden kendisini İsrail tarihinin en büyük üçüncü lideri yapma niyetindeydi. Böyle ilerliyordu hikâye. 7 Ekim'de bozulmuş oldu. Şimdi bu şekilde yeniden sağlamaya çalışıyor. Bu sene İsrail'de normal seçimler olacak. Seçimi kazanabilmesi için de böyle bir çıkışla halkın karşısına çıkması gerekiyor.
🔺
Epstein skandalının üstünü kapatmak istiyor olabilirler mi?
Zahide Tuba Kor: Trump'ı ilk dönem çok yakından takip ettim. Trump ilk döneminde İsrail, Netanyahu ne istiyorsa Filistin'de onu verdi. Hiçbir Amerikan başkanının yapmadığı tavizleri verdi. Kendi tabanı zaten Evanjelik Hristiyanlar, ekibi Evanjelik Hristiyanlar. Her gün onu kutsuyorlardı, Beyaz Saray'da.
Evanjelikler açısından şöyle: Trump'ın ilk dönemi İsa Mesih'in gelişini kolaylaştırıcı adımlar atmakla geçecekti. İkinci döneminde İsa Mesih gelecekti. Zaten hedefleri buydu. Şu an belki Trump çok meraklı değildir buna. Kendisi dindar bir Hristiyan değil sonuçta ama ekibi böyle. Ayrıca madem Trump savaş istemiyordu, neden başa geldikten çok kısa süre sonra Savunma Bakanlığı'nın adını Savaş Bakanlığı yaptı? Henüz o zaman Epstein vesaire yoktu. Yani bu denli canlı değildi. Ben Trump'ın sadece ve sadece yalan söyleyerek dünyayı idare ettiğini düşünenlerdenim. Hedefe adım adım ilerliyorlar ama bizi kandıra kandıra, biz Trump öyle değil böyle değil diye tartışa dururken onlar adım adım ilerliyorlar.
Trump'ın damadı Jared Kushner, İsrail aşırı sağının, Netanyahu'nun yakın adamıdır. İbrahim Mutabakatları düzeni ve ilk döneminde bütün Filistinlilerin hayatını karartıcı kararları birlikte aldılar. Kushner'e Ortadoğu politikasını Trump devretmişti zaten. Şu an İran'da müzakere ekibinde o var. Filistin'le ilgili şeylerde o var. Bu adam (damadı) Netanyahu'nun gündemini uygulayan bir adam. Trump yetkiyi damadına verirken biz neden kendimizi kandırıyoruz ki?
Açıkçası ben ilk döneminden itibaren Evanjeliklerin ve Netanyahu'nun hedefine ulaştığını düşünüyorum. Onların beklentisi şuydu: İbrahim Mutabakatları üzerinden bir düzen tesis edecekti. Buna ramak kalmıştı, 7 Ekim yaşandı. Bu şekilde yürüme imkânları kalmadığı için artık savaşla bu işi yapmaya çalışıyorlar. Evet, Epstein bir baskı unsuru olmuş olabilir ama önünde sonunda bu işin buraya geleceğini düşünüyorum.
Bakın 2024'te daha Trump ortada yokken, İsrail'in İran'a savaş açacağını, rejimi düşüreceğini söylüyordum. Epstein olsun olmasın İsrail için gerekli olan şey bu. Evanjeliklerin hayalleri bu. O dönem daha Trump başta yoktu, Biden vardı.
Kısaca; İran'a savaşın açılmasında Epstein dosyalarının üzerini kapatma niyeti olabilir. Ben bunu inkâr edecek değilim ama sebebinin bu olduğunu düşünenlerden değilim. Neden? Trump ilk döneminde zaten İran'ı iyice köşeye sıkıştırmıştı. Başladığı politikaların neticelerini veya ilk attıkları adımları artık tamamlamaya çalışıyorlar. Ama daha önemlisi şu: Tabii ki Netanyahu'nun büyük hedefleri var ama bunu Amerikan başkanını kandırabilecek şekilde çok iyi de pazarlıyor. Neden? Çünkü Amerikan başkanının hedefi ne? Amerika şu an Çin'in karşısında gerilemekte olan bir ülke ve dolayısıyla ne yapıyor? Bütün dünyada yeraltı kaynaklarını ele geçirmeye çalışıyor. Kritik geçiş güzergâhlarını, boğazları ele geçirmeye çalışıyor ve baş rakibi Çin'i tecrit etmeye çalışıyor.
Bunların hepsini gerçekleştirebileceği en önemli ülkelerden bir tanesi İran'dır. İran dünya jeopolitiğinin ve Orta Doğu jeopolitiğinin en kıymetli ülkesidir. Hem kuzeyi hem güneyi petrol kaynaklarının olduğu iki havza arasındadır. Hem Hazar havzası hem Körfez havzası, bunun ortasındadır. Dolayısıyla İran'da rejimi kontrolüne alan bir Amerika, hem petrol kaynaklarının kontrolünü sağlayacak hem Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü (zaten Körfez Amerika'nın kontrolünde, İran üzerinden de tam sağlamış olacak) ve İran'la Çin'in o ilişkilerini kopartacak.
Dolayısıyla Netanyahu açısından Trump'ı ikna etmek hiç zor değil. Trump başa gelir gelmez çok kısa bir süre sonra Savunma Bakanlığının adını Savaş Bakanlığı olarak değiştirdi. Yani ortada barış isteyen bir Trump'tan ziyade, gerekirse kan dökerek ama bu kanı Bush'un yaptığı gibi sürekli işgallerle değil, daha akıllı yöntemlerle mevcut yönetimleri değiştirip kendi tarafına çekerek yeni bir düzen kurmak istiyor. Ve dolayısıyla yaptıkları şey tam da bu. Haziran'daki ilk savaş 12 gün süren bir tanışma faslıydı. Her iki taraf birbirinin ne yapıp yapamayacağını görmüş oldu. Ve savaş biter bitmez Amerika; İsrail'in biten bütün stoklarını, füze stokları, füzesavarlar vs. hepsini yollamaya başladı. Daha yazdan itibaren İran'ı vuracak en güçlü bombaları, en güçlü silah sistemlerini yollamaya başladı. Savaş kararı yeni alınmış değil. İran'ı vurmak için gerekli silah sistemlerinin akışı geçen yazdan beri kesintisiz bir şekilde devam ediyor.
İsrail artık bir daha tehdit istemiyor. İran gibi, Hizbullah veya Hamas gibi veya başka aktörler; bunlar İsrail'in zafiyet noktalarını biliyorlar. Nerede ne var biliyorlar. Nereyi vurursa İsrail'i felç eder, bunu biliyorlar. Dolayısıyla sadece silah sistemlerini değil, bu bilgiye sahip olanları da ortadan kaldırması gerekiyor. Sadece nükleer silah değil, balistik silah vs. bunları üretme bilgisine sahip olanları da ortadan kaldırması gerekiyor. Çünkü bugün silah sistemlerini bitirirsiniz, vurursunuz ama o bilgi orada olduğu sürece, onu üretme kapasitesi olduğu sürece o yeniden üretilir. Dolayısıyla İsrail'in önümüzdeki süreçte bütün tehditleri ortadan kaldırmak gibi bir hedefi var ve dolayısıyla kendisine dair bilgiye sahip olanları da ortadan kaldırma hedefinde.
🔺
Bu savaşı neden istiyorlar?
Zahide Tuba Kor: Amerikan toplumu Gazze'den sonra "Biz neden İsrail'e bu kadar çok destek veriyoruz?" diyor. Özellikle genç nesiller. Ve İsrail'e tam destek verenler yaşlı siyasetçiler. 5-10-15 sene sonra bu siyasetçiler ortadan kalkacaklar ve yeni nesil artık İsrail'le bu kadar angaje olmayacak. İsrail bunu da görüyor ve Amerika'nın o elit üst kesimi de bunu görüyor. Dolayısıyla artık "İsrail eşittir Amerika" denkleminin olmayacağını gördükleri için geleceğe hazırlık yapıyorlar. İsrail için bütün tehditleri ortadan kaldırması gerekiyor ki, İsrail'in Amerikan himayesi ortadan kalktığında bu ülke ayakta kalabilsin. Dolayısıyla burada aynı zamanda geleceğe dair bir hazırlık söz konusu. Kısaca; Amerika güçten düşmeden ve Amerikan siyasetiyle toplumunun İsrail'e bakışı değişmeden İsrail'e yönelik bütün bölgesel tehditleri ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.
🔺
Trump "İran'ı yönetmek için üç iyi adayım var" dedi...
Zahide Tuba Kor: Şu anda İran'da müstakbel adayların tamamını İsrail öldürüyor. Geçmişteki liderleri, bugünkü liderleri ve gelecekteki lider adaylarının hepsini öldürüyor. Dolayısıyla geriye sadece Şah'ın oğlu kalacak. Şah'ın oğlunun 2024'te kızını bir Yahudi'ye verdiğini unutmayın ve 2024'ten beri "İran'ın başına geçeceğim" diye havalara girmiş durumda.
🔺
Operasyonun adı "Aslan Kükremesi" diye geçiyor, Tevrat'tan alındığını ifade ediyorlar...
Zahide Tuba Kor: Daha önceki de yine aslanla bağlantılıydı. Buradaki aslan, çift yönlü sembolizm içeriyor. Birincisi, Şah'ın oğlunu başa geçirmek istiyor. Bu, Şah rejiminin bayrağında da zaten vardı. Ana sembolü de zaten aslandı. Dolayısıyla oradan geleceğe dair hedefini zaten ortaya koymuş oluyor. Asıl daha önemlisi, Tevrat'ta Yahudiler aslana benzetilir. Bu her iki operasyonun adı da Tevrat'tan alındı. Dolayısıyla burada da işte daha önce bahsettiğim şekilde bölgesel hegemon olmak istiyor İsrail. Hedefi bu ve dolayısıyla bunu gerçekleştireceğine dair Tevrat'taki sembolizmleri bu şekilde operasyonlarına isim olarak veriyor.
Ve burada da teopolitik boyutu görüyoruz, bizde genelde maalesef teopolitik boyut çok dikkate alınmıyor. Bu bir problem. Karşımızdaki aktörler sadece siyasi, ekonomik, jeopolitik üzerinden bakmıyor. Aynı zamanda ciddi bir teopolitik hikâye var. Ve operasyonun adında bile bunu ortaya koyuyor. Bu onların dindar olduğu anlamına gelmiyor ama hedeflerine ulaşmak için dini kullanıyorlar. Bunu bilmemiz gerekiyor.
🔺
İran saldırısı bölgeye ve özellikle Türkiye sınırlarına nasıl yansıyacaktır?
Zahide Tuba Kor: Bir kere bu geçiş sürecinin suhuletle geçeceğini beklemiyorum. Bir iç kargaşa çıkarsa göç olacak. Suriye'ye benzemez, İran'ın 90 milyonluk bir nüfusu olduğunu unutmayın. Suriye 20 milyondu. Avrupa Birliği'ni neredeyse çökertti. 90 milyonluk bir İran, bölgenin her tarafını çok ciddi bir şekilde etkileyecektir. Sadece bizi değil, bütün bölgeyi ve dünyayı etkileyecek bir olayla aslında biz şu anda karşı karşıyayız. Şunu hiç unutmayın: Kaybedecek bir şeyi kalmayan rejim her şeyi yapmaya hazır olur. Yani biz petrol fiyatlarının yükselişinden de etkileneceğiz, başka şeylerden de. Tıpkı dünyanın tamamının etkilenecek olması gibi. En önemli şey, bu tehdit İsrail açısından kalkarsa sonraki tehdit tabii ki biziz. Ondan sonra bizimle uğraşmaya başlayacak. Ama bizimle uğraşma araçları İran'ınkinden farklı olacak. Yani bize hemen doğrudan bir savaş açacağını beklemiyorum. Bizi içeriden çökertecek başka araçlar kullanacaklardır.
🔺
Ümmetin üzerine düşen acil sorumluluklar nedir?
Zahide Tuba Kor: Durumumuz içler acısı. Biz daha ne dostumuzu ne düşmanımızı tanıyoruz. İsrail'e dair bilgilerimiz öyle afaki ki... Hem 7 Ekim'den sonra, hem bu İran'dan sonraki yorumları ve bu İsrail-İran savaşından evvelki süreci de dahil ederek hepsini söylüyorum: Gerçekten hiç algılayabilmiş değiliz yaşananları. Tamamen hamaset, boş laflarla uzmanlar bile böyle değerlendirmeler yapıyor. Bakın, dedim ki İran'dan sonra sıra bize gelecek. Peki biz İsrail'in aklını, nasıl iş tuttuğunu, düşmanlarına karşı neler yaptığını biliyor muyuz? Tanımıyoruz ki. Tam da tanımadığımız için her şeye "danışıklı dövüş" diyorduk, İran'la İsrail arasındakileri... Gerçekten bilinç, bilgi düzeyimiz sıfır.
Dolayısıyla İslam dünyasının yapacağı en önemli şey; önce bir bu cehalet halinden çıkmamız gerekiyor. Önce bir düşmanımızı tanımamız gerekiyor. Bize neler yapacağını görüp ona göre önlemler almamız gerekiyor. İran'la yıllardır dalga geçiyoruz "işte bak kağıttan kaplanmış" diye. İran'ın sahip olduğu zafiyet noktalarının kahir ekseriyetine biz de sahibiz, farkında değiliz. Bu zafiyetlerimizi kapatmak için yeterince yol aldık mı? Dolayısıyla artık bu hamasetleri, kahvehane tadındaki analizleri bırakıp gerçeklerle yüzleşmemiz ve düşmanımızı tanımamız gerekiyor.
Ekranlarda şunu görüyorum: "Eğer İran-Amerika müzakereleri Türkiye'de olsa savaş çıkmazdı" diye hayaller kuruyorlar. İsrail ve Amerika ne zaman müzakerede ciddi olmuş? Bu müzakerelerin tamamı zaman kazanmak için ve savaşın altyapısını ona göre hazırlamak için geçen bir süreçti. Daha biz bu müzakere süreçlerinin bir oyalama olduğunun farkında bile değiliz. Nasıl tuzaklar kurarlar? Hizbullah'a kurdukları tuzaklara bakın, İran'a kurdukları tuzaklara bakın. Bize aynılarını yapmayacaklar mı? Tabii ki yapacaklar veya benzer başka sürpriz şeyler yapacaklar. Dolayısıyla Gazze'den beri her zaman söylediğim şey şu: İslam'ın ilk emrine dönüp "okuyun" diyorum.
Bize dayatılan tüketim kültüründen artık çıkmamız gerekiyor. Biz yıllardır düşmanlarımızı kendi paralarımızla besliyoruz. Onların bize dayattığı hayat tarzının, düşünce dünyasının, gıdaların, eşyaların, her şeyin alıcısıyız. Hem de gönüllü alıcısıyız. Şunu hiç unutmayın: İsrail ve Siyonistlerin yaptığı en önemli şey, kurduğu her şey bağımlılıktır. Biz bu bağımlılıktan kurtulmadan İsrail'e karşı mücadeleyi yürütemeyiz. Helale harama artık dikkat etmemiz gerekiyor. İsrail'in mücadele yürütürken yaptığı en önemli şey, insanlardaki haram algısını ortadan kaldırmak, haramı cazip hale getirmektir. Bizim açımızdan da biz helal-haram ayrımını hakkıyla yapabilen bir toplum değiliz. Ve şunu hiç unutmayın; İsrail'in kullandığı Epstein üzerinden şantaj taktikleri nedir? Ne kadar haram varsa karşı tarafa yaptırtır. Eğer ki yöneticiler, halklar, bu haram bağımlılığından ve para sevdasından çıkmadığı sürece İsrail karşısında ve oyunları karşısında maalesef ki bizler de aynı şeye düşeceğiz. Yani para için her şeyi yapıyorsak ve haramlar bizim umurumuzda değil, zevkle işliyorsak ne Filistin davasını savunabiliriz ne de kendimizi savunabiliriz.
Bizim bir problemimiz var: Düşünce dünyamız gerçekten siyonistlerden çok fazla beslenmiş durumda. Gerek Gazze konusunda gerek İran, gerek başka meselelerde İslam dünyası ile ilgili o kadar ilginç yorumlar duyuyorum ki... Tam da bu hem kapitalist sistemin hem de siyonist sistemin ürettiği zihin yapısına sahip olduğumuzu görüyoruz. Bundan kurtulmadan, kendi coğrafyamızın gerekleri uyarınca ve bir Müslüman olarak nasıl bakmamız gerektiğini öğrenmeden bu konularda herhâlde sorumluluklarımızı da yerine getiremeyeceğiz. Dolayısıyla hem bilgimizi düzeltmemiz hem zihniyetimizi düzeltmemiz hem de hayat tarzımızı düzeltmemiz gerekiyor ki ileride İsrail'le karşı karşıya geldiğimizde kazananlardan olalım ve şu an yaşananlar karşısında sorumluluğumuzu yerine getirmiş olalım.
🔺
Neden 100 yıldır Müslümanlar bu siyonistlere kanıyor?
Zahide Tuba Kor: Bilgi probleminden bahsederken şunu da unutmamamız gerekiyor: Biz İsrail'in aklını, nasıl iş tuttuğunu, neler yaptığını bilmediğimiz için, okumaya tenezzül etmediğimiz için sürekli kurulan oyunlara düşüyoruz. Sürekli tuzaklara düşüyoruz. 7 Ekim'den bu yana bütün müzakereler, bütün barış süreçleri hepsi birer tuzak. Hiçbirisinin farkına varmıyoruz. Gerçekmiş gibi gerçekten bir müzakere yürüyor ve işte "Trump barış istiyor" vs. üzerinden bunlara inanıyoruz. Hâlbuki bu barış süreçlerinin tamamı; gerek Gazze ile ilgili gerek İran'la ilgili gerek ileride başka süreçler, fark etmez... Bunlar düşman gördükleri tarafları gafil avlamak için yapılan şeyler. Yani taraflar "Amerika tarafından gerçekten barış isteniyor" diye buna odaklanırken ve bu sayede saklanma ihtiyacı hissetmezken, "müzakere yürüyor" diye gerekli önlemleri almadığı bir ortamda, tam gafil avlandığı bir anda hepsini vurarak, bir sürpriz saldırıyla bunu yapıyor.
İsrail hep sürpriz saldırı yapmıştır. 1967'de altı günde topraklarını üç kat genişletiyor. O da bir sürpriz saldırı. Mısır ordusu hiç saldırı beklemezken bunu gerçekleştirecek. Üç Arap ülkesinin hava kuvvetlerini neredeyse ortadan kaldıracak, İsrail. Bakın yüz yıldır hiçbir şey değişmedi. Biz hâlâ aynıyız.
Bunun tabii ki birincisi bilgisizlik.
İkincisi şu: Olmasını istediğimiz şeylerin peşinden gidiyoruz. Karşı tarafın tuzak kurduğuna ve bizi alt edeceğine aklımız ve gönlümüz el vermiyor. Dolayısıyla ne diyoruz? Kendi hayallerimiz içinde "Yok, böyle yapamazlar." Çok duyduğum bir şey: Mescid-i Aksa ile ilgili uyarı yapıyorum, "Yok, böyle bir şey asla olmaz" diyorlar, "Müslümanlardan korkarlar" diyorlar. Müslümanlar ne olduklarını gösterdiler, Gazze sınavında... İsrail, Amerika bunu gördü. Müslümanlar ne yapar, ne yapmaz gün gibi ortada. Biz hâlâ kendimizi kandırmaya devam ediyoruz. Dolayısıyla en başa geliyoruz: Okuyup öğrenmemiz lazım. Ve bu noktada İsrailli tarihçi Avi Shlaim'in "Demir Duvar: İsrail ve Arap Dünyası" kitabını hararetle tavsiye ederim. Ne yapıyoruz? O 1000 sayfalık koskoca kitabı kim okumakla uğraşacak? Dolayısıyla hayallerimizle ve Amerikan başkanının sosyal medyalarını okuyarak, bunlara inanarak yolumuza devam etmeye çalışıyoruz. O yüzden de sürekli aynı şekilde tuzaklara düşüyoruz ve yeniliyoruz. "Yenilgi üzerinden nasıl yeniden kazanabiliriz?", bu konuda çaba göstermiyoruz.
Ve bir başka şey var: "Biz Müslümanız, elbette galip geleceğiz" diyoruz. Sorumluluklarımızın hepsini ne yapıyoruz? Ya Allah'a havale ediyoruz, O'nu göreve çağırıyoruz. Hâlbuki yeryüzünü ıslah görevini Allah kullara vermiştir, bunun farkında değiliz. İkincisi, devlet yöneticilerinden bekliyoruz. Peki vatandaşlar olarak bizim sorumluluğumuz ne? Maalesef sorumluluklarımızı bilmiyoruz. Zihniyetimiz de bu şekilde olduğu sürece, hayat tarzımız da bu şekilde olduğu sürece düşmanların her daim galip gelmesini sağlıyoruz. Aslında problemlerin kaynağı da burada.
🔺
Amerika'nın ve İsrail'in ne yapmaya çalıştığını anlattım. Ancak bu demek değil ki hedeflerinde başarılı olacaklar. Ne İran'ın ne de Amerika-İsrail ikilisinin hedeflerine ulaşabileceğini düşünüyorum. Yani ikisi de bunu başaramayacak tahminim ve bu iş uzun sürecek gibi geliyor. Yani İran rejimi ayakta kalamayabilir ama başa geçirecekleri şeyler de bir istikrar getiremeyecektir, İran'a ve bölgeye. Dolayısıyla bölgede istikrarsızlık daha uzun süre devam edecek gibi görünüyor.