VAV TV CANLI YAYIN
Mehmet Emin Ay

İslam âlimlerinin “zamanın kadrini bilmek” konusundaki görüşleri - 2

20 Ağustos 2026

Hatırlayacağınız üzere bir önceki yazımızda Asr suresindeki tavsiyelerin, İslam âlimleri tarafından "insanın hüsrandan kurtulması için" uyacağı kurtuluş çareleri olarak görüldüğü ve bu hususta birbirini destekleyen görüşler ileri sürdüklerini ifade etmiştik. Söz konusu yazıda bu tavsiyelerden ilk ikisini; iman ve salih amel konularını ele almış, son ikisini ise bugünkü yazımıza bırakmıştık. Kaldığımız yerden, kişiyi hüsrandan kurtaracak hususlara devam ediyoruz.

3. Hakk'ı tavsiye etmek

Dikkatle bakıldığında ilk iki husus olan iman ve salih amel işlemek daha ziyade kişiyi bizzat ilgilendiren konular olarak göze çarparken, son iki husus ise Arapçada "ortaklaşa/karşılıklı" anlamı taşıyan bir fiil kalıbıyla gelmiştir. Bu sebeple sadece tavsiye etmek değil, "karşılıklı tavsiyeleşmek" manası taşıdığı için toplumsal bir niteliğe bürünmektedir. Denilebilir ki, mümin ve salih amel sahibi olan kimselerin bir diğer özelliği de "hak" mefhumunu birbirlerine tavsiye eden kimseler olmalarıdır.

Ayeti açıklayan müfessirler ve bu tefsirlere dayanarak yorumlarda bulunan İslam âlimleri burada geçen "hak" kelimesini muhtelif şekillerde yorumlamışlardır. Bu yorumlar konuya geniş bir perspektiften bakma kapısını araladığı gibi, İslam'ın düşünce ve tefekkür dünyamıza ne denli imkan ve müsamaha tanıdığını da ortaya koymaktadır. Bu görüşleri sizlerle paylaşmak, hem bir insanın, dünya hayatında "hüsran"dan kurtulmak için hak mefhumuna sahip çıkmasının önemini hem de aynı zamanda kendisine bahşedilen hayat nimetinin kadrini bilenlerden olmasının değerini ortaya koymak anlamına gelmektedir.

Bazı İslam âlimleri, "hak" kelimesinin sözlüklerdeki "gerçek" ve "doğru" anlamlarından yola çıkarak Allah Teâlâ'nın "el-Hakk" ism-i celiline dikkat çekerler. Bu durumda müminler sadece Allah Teâlâ için ve O'nun rızasını kazanmak niyetiyle yapılacak işlere yönelince halis niyetinden dolayı gönlünde sadece Allah ve O'nun hoşnutluğu olacaktır. Böyle bir niyetle girişilen her iş, başından beri niyetinin sahih ve güzel oluşu sebebiyle henüz o işi gerçekleştirmeden önce "kazanan"lardan olması mümkün olacaktır. Zira İslam, Hz. Peygamber'in (sav) diliyle, "salih amellerde kişinin niyetinden itibaren o amel için sevap kazanmaya başladığını" müjdelemektedir.

Bir kısım İslam âlimleri ise burada geçen "hak" mefhumunun, "doğru" veya "âdil" olana ya da "gerçek söz"e işaret ettiğini ifade etmektedirler. Burada konunun ister dinî, ister dünyevi konularda olması fark etmez. Dolayısıyla mümin, her hal ü kârda doğru ve adil olanın önemsemeli ve batılın değil, gerçek sözün peşine düşmelidir. Hakkı, adaleti ve gerçek sözü önemseyerek bir hayat geçiren kişi hüsrana düşmekten kurtulacaktır.

Bir diğer İslam âlimleri grubuna göreyse burada geçen "hakkı tavsiyeleşmek" ifadesinden anlaşılması gereken, müminlerden oluşan İslam ümmetinin, yani müslüman toplumların, hakkın karşısındaki batılın, yeryüzünde yayılmasına seyirci kalmaması ve bu hususta duyarlı olmasıdır. Dolayısıyla, bir toplumda her fert sadece kendisi hakkı, doğruluğu ve adâleti yerine getirmekle kalmamalı, aynı zamanda bunu başkalarına da tavsiye etmelidir. Zira bir toplumu ahlâkî çöküntülerden, çözülme ve bozulmalardan korumak ancak bu şekilde mümkün olacaktır. "Neme lâzımcılık" olarak bilinen sorumsuzluk davranışı bir toplumda yayılmaya başladığı zaman toplumsal bir hüsran kaçınılmaz olmaktadır. Konuyla ilgili bir ayet son derece mânidardır:

"Öyle bir fitneden sakının ki, geldiği zaman içinizden sadece zulmedenlere dokunmaz, herkesi kuşatır. Yine bilin ki, Allah'ın cezalandırması çok şiddetlidir." (Enfâl, 25). Dolayısıyla, İslam dininde "emr-i bil mâruf ve nehy-i anil-münker" kavramıyla "iyilikleri emretmek ve kötülükleri yasaklamak", İslam ümmetine farz kılınmıştır. (Bkz. Âl-i İmran, 104)

4. Sabrı tavsiye etmek: Asr suresinin son ayetinde, müminlerin gerek fert gerekse toplum olarak "hüsran"dan kurtulabilmeleri için, birbirlerine sabrı da telkin ve tavsiye etmeleri şart koşulmuştur.

Önce hak kavramından ve bunu mutlaka birbirlerine tavsiye etmelerinden bahsedilmesi sonra da "hakkı tutup kaldırmak" adına, karşılaşacakları bütün zorluk, musibet, meşakkat, zarar ve mahrumiyetlerde birbirlerine sabırlı olmayı ve sebatı tavsiye etmelerinin istenmesi mânidardır. İslam, bu dünya hayatında "mutlaka bir şekilde sınava tabi tutulmaktan" söz eder (bkz. Bakara, 155). Ancak muhtelif sınav noktalarında kazanacak ve kurtuluşa erecek olanların özelliği tektir: Sabretmek… İşte İslam, insana ve müminlere hangi sınav türü olursa olsun kazanan ve müjdelenenlerden olmanın yolunu öğrettiği gibi bunu aralarında karşılıklı olarak gerçekleştirmelerini de tavsiye etmektedir. Bu tavsiyeleşmenin, hüsrandan kurtulma adına bir reçete olarak sunulması da anlamlıdır. Çünkü insanın böylesi olağanüstü zamanlarda ruhsal açıdan bir desteğe ve hatırlatılmaya ihtiyacı vardır. Ölüm, kaza, tabii felaketler vb. olağanüstü durumlarda "İnnâ lillah. Ve innâ ileyhi râciûn" cümlesi bir sabır ve teslimiyet ifadesidir. Bu söz, "Veren de Allah'tır alan da… Sonunda hepimiz O'nun huzuruna çıkacağız" ifadeleriyle dilimize yerleşmiştir. Diyebiliriz ki sabır, başlı başına birkaç yazıda ele alınması gerektirecek kadar önemli ve derin konudur. Dilerseniz biz konumuzu sözlerin en güzeli olan Kur'an'ın ayetlerinden biriyle yazımızı tamamlayalım...

Hz. Lokmân (as) oğluna nasihat ederken şöyle dedi:

"Oğulcuğum! Namazı dosdoğru kıl, insanlara iyiliği emret ve onları kötülükten sakındır. Bu uğurda başına gelecek musîbetlere de sabret. Çünkü bunlar azim ve kararlılık gerektiren mühim işlerdir." (Lokmân, 17)

Ayetlerde bahsi edilen "hüsran"dan kurtulanlardan olmamız niyazıyla sağlıcakla kalınız efendim…

Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.