İslam âlimlerinin “zamanın kadrini bilmek” konusundaki görüşleri-1
Asr Suresi'nin tefsiriyle ilgili açıklamalarda dikkat çekici bir tespite rastlanır. Bunlardan biri de Mefâtîhu'l-Ğayb adlı eserin müellifi meşhur tefsir âlimi Fahreddin er-Râzî'ye aittir. Kendisi, gündelik hayatta rast geldiği bir manzaradan önemli dersler çıkarmış ve bunu eserinde şu ifadelerle paylaşmıştır:
"Buz satan birisi, pazarda şöyle sesleniyordu: 'Sermayesi eriyen bu şahsa merhamet edin! Sermayesi eriyen bu şahsa merhamet edin! Onun bu sözünü duyunca, 'işte bu söz Asr sûresinin mânasını izah etmektedir' dedim. Aslında insana verilen ömür, güneşin altında bir buz gibi hızla erimektedir. Eğer bunu ziyan eder veya yanlış yere harcarsa insanın hüsranına sebep olur."
İnsanoğlunun, yeterince farkına varamadığı nimetlerden birinin de "zaman" olduğunu; oysa ki, bunun ebedi hayat mutluluğu kazanabilmesi için ona sunulan büyük bir lütuf olarak görülmesi ve bilinmesi gerektiğini zaman zaman ifade etmekteyiz. Doğrusu, hasbelkader "zamanı değerlendirme" bilincine sahip olunsa da insanın kendisini, ayette bahsi geçen "hüsran"dan, yani "büyük kayıptan, zarar ve ziyan"dan tamamıyla kurtarabilmesi kolay bir şey değildir. Bu hususta ancak onu yaratan, hayat bahşeden ve onu en iyi şekilde tanıyan Yüce Mevlâ'nın emir ve tavsiyelerine uyarak başarılı olabilir.
Önceki yazılarımızda ifade ettiğimiz üzere insanın, özenle değerlendirerek geçirmeye muvaffak olduğu zamana "ömür" denilmektedir. Ömür, bu bakımdan "imar edilmiş/mâmur" bir zaman dilimidir. Yine ömür, insana verilen bir "sermaye"dir aslında… Yüce Mevlâ tarafından verilen akılla, inanma (iman) kabiliyetiyle, farklı sanat yetenekleriyle donatılmış olan insana verilen ömür sermayesi, ne var ki her nefesle; saniyeler, dakikalar ve saatlerle tükenişe doğru yol almaktadır. "Güneşin altında eriyen buz" misali, başka bir seçeneğin olmadığı, son derece dramatik bir şekilde, bu sermaye gün be gün elimizden kayıp gitmekte ve yokluğa karışmaktadır.
Gündelik hayat, herkes için türlü türlü meşgalelerle geçmektedir. Sabah akşama, gece gündüze dönmekte; günler haftaya, haftalar aya dönüşmekte ve seneler bu minval üzere geçip gitmekte… Asr suresinde söz konusu edilen "hüsran"dan kurtuluşun dört maddesi üzerinde İslam alimlerinin fikir birliği etmişçesine ortaya koydukları görüşler, aslında açık ve net mesajlar içeren bu ayetlerin kendi bakış açılarınca aktarılmasından ibarettir denilebilir. Ancak her zaman olduğu gibi, bu ayetler tebliğ edilmeli, bilgilendirmeler tekrarlanmalı ve bir bilinç oluşturma çabası her devirde ve her dönemde olmalıdır. Hele hele günümüz insanının, çok hızlı yaşayıp her şeyi hızla tükettiği şu çağda, kaybedenlerden olmamak için bu mesajlara son derece muhtacız… Asr suresindeki ayetlerde, Allah Teâlâ'nın tüm insanlığa ve özellikle Müslümanlara sunduğu kurtuluş reçetesinde nelerin olduğunu geliniz beraberce inceleyelim:
1 - İman: İnsanın dünya hayatında kaybedenlerden olmaması için ilk şartın ve özelliğin inanma değerine sahip olduğu görülmektedir. İnanmış bir yürek sahibi olmak; hayata bakış, hayatı anlama ve anlamlandırma, kendini tanıma ve bir Yüce Yaratıcı'ya imanın farkını yaşayabilmek demektir. Allah'ın varlığı ve birliğine iman, kişinin eşya ve olaylara bakışında son derece önemli ve farklı kazanımlar sağlamaktadır. İnsanın fıtratına yerleştirilmiş bir özellikle daha dünyaya gelirken beraberinde getirdiği bu "inanma yeteneği/kabiliyeti" Allah'ın kullarına en büyük lütuflarından biridir. Bunun farkında olunmalı, küçük yaştan itibaren bu kabiliyete eğitim ve öğretimle mukabele edilmeli ve insan yavrusu olan çocuğun inanma duygusu doğru ve yeterli bir şekilde anne babası tarafından doyurulmalıdır. Seküler hayatın ve anlayışın telkin ettiği "daha çok küçük, şimdiden bu konulara girmek doğru olmaz" telkini, pedagojik gerçeklere aykırı olduğu gibi, din eğitimi açısından da yanlış tutumlardır. İslam, konuşmaya başladıktan sonra çocuğun dini nitelikli kelimelerle tanıştırılmasını ve çocuğun bunları aile fertlerinden duymasını telkin eder. Zira "bitkiler topraktan, insanlar ise kulaktan beslenir!" Kişinin, küçük yaşta aldığı dinî değerler eğitiminin, sonraki dönemde hayatını olumlu yönde etkilediği bilinen bir hakikat olduğu gibi bundan mahrumiyetin de aynı etki derecesiyle olumsuz sonuçlar doğurduğu acı bir gerçektir. M. Akif'in, konuyu özetleyen bir beytinin konuyu en yalın şekliyle ortaya koyduğu kanaatindeyiz:
"İmandır o cevher ki, İlâhi ne büyüktür,
İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür."
2 - Salih amel: Asr suresinde ikinci sırada zikredilen özellik "salih ameller" olarak geçmektedir. İslam alimleri, genel olarak şu kanaati taşırlar. İmanı besleyen bir niteliğe sahip olduğu için salih ameller Kur'an-ı Kerim'de çoğunlukla imandan hemen sonra gelmektedir. Zira amel olmaksızın iman kök salmamış bir bitkiye benzer. Hayat serüveninde farklı yönlerden esen rüzgarlar, onu yerle bir etmeye muvaffak olur. Halbuki "salih amel" olarak zikredilen kişinin yapacağı "iyi, hoş, güzel, hayırlı ve faydalı işler" anlamındaki dünya ve ahiretine yararı olacak tutum ve davranışlar, onu sözü edilen "hüsran"dan koruyacak ikinci özelliktir.
Kur'an-ı Kerim'e bakıldığında şu dikkat çekici hususla karşılaşılır: Allah Teâlâ, insanlardan "ekseru amelen" değil, "ahsenu amelen" niteliğinde ameller; yani "çok amel" değil, "salih amel" işlemelerini istemektedir. Yapılan işlerin çokluğu değil, biraz önce ifade edilen özelliklere sahip salih amel olmasıdır, onları önemli kılan…
Son olarak şunu ifade etmek isteriz. İslam dininde, her ibadet ve taat, birer "salih amel" olarak kabul edildiği gibi, bir hadis-i şerifte bildirildiği üzere, "Allah, yaptığı işi "itkan" üzere sağlam ve güzel bir şekilde yapan kulunu sever." Burada, Hz. Peygamber (sav) irad ettiği bu hadisinde dünya veya ahirete yönelik olarak "her bir iş"ten söz etmekte ve onu özen göstererek yapan kişiyi Allah'ın sevgisiyle müjdelemektedir.
Dilerseniz, sözlerimize burada son verelim ve geri kalan iki özelliği bundan sonraki yazımızda ele alalım. İman ve salih amellerin güzelleştirdiği bir zaman bilinciyle geçireceğiniz yeni bir hafta dileğiyle…
Mehmet Emin Ay
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- İslam kültüründe “zamanın kadrini bilmek” (10.08.2026)
- Zaman israfı… (30.07.2026)
- Ahiretteki hesabın asıl konusu: İsraf (23.07.2026)
- 15 Temmuz’un 10. yıl dönümünde… (15.07.2026)
- İsraftan sakınmanın “sağlıklı bir hayat” için taşıdığı önem (10.07.2026)
- Gıdanız “Helal ve Temiz” olursa israfa düşmezsiniz (02.07.2026)
- Yediklerimizde israf etmeme bilincinin oluşmasında Sünnet-i Seniyye’nin önemi (29.06.2026)
- İsraf etmeme bilincinin oluşmasında Hz. Peygamber örnekliği (25.06.2026)