Eski çağlarda Anadolu'daki ölü gömme adetleri

Van'daki Çavuştepe Kalesi'nde önceki yıl kazı ve onarım çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan 2 bin 750 yıllık nekropol alanında, Urartuların ölü gömme adetlerine ilişkin bulgulara ulaşıldı. Bu bulgular eşliğinde Eski çağlarda Anadolu’daki gömme adetleri neydi? Mezarların biçimleri nasıldı, kısaca araştırdık.

Yayınlanma Tarihi: 02.08.2018 00:00 Güncelleme Tarihi: 02.08.2018 18:42

Urartu Kralı II. Sarduri tarafından milattan önce 750 yılında yaptırılan Çavuştepe Kalesi ve kuzey kısmındaki nekropol alanında yürütülen kazı çalışmaları, Urartular'ın yaşantısına ait önemli tarihi bilgiler sunuyor. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Rafet Çavuşoğlu başkanlığında yürütülen kazı çalışmalarında geçen yıl ortaya çıkarılan 2 bin 750 yıllık nekropolde, bu yıl da kazı çalışmaları başladı. Gürpınar Belediyesi tarafından çevresi çitlerle çevrilen alanda Kültür ve Turizm Bakanlığının izniyle yapılan kazılarda Urartular'ın ölü gömme adetleriyle ilgili yeni bulgulara rastlandı.

DÖRT ÇEŞİT ÖLÜ GÖMME ÂDETİ

Çavuştepe Kalesi'nde yaklaşık 200 yıl yaşayan Urartular'ın mezarlık olarak kullandığı alan, önceki yıllarda definecilerin hedefiydi. Arkeolojik verilerin kaybolmaması ve Urartular'ın yaşantısına ait bilgiler edinmek için nekropol alanında kazı çalışması yürüten ekip, alanda ölü gömme adetleriyle ilgili yeni bilgilere ulaştıklarını anlattı. Alanda dört çeşit ölü gömme adetinin bir arada bulundu. Kazılarda son olarak urne denilen mezarda öldükten sonra yakılan iki çocuğun cesedine de rastlanıldı.

Birinci ölü gömme adetinde ceset önceden yakılıyor, arta kalan küller bir urnenin yani küpün içerisine bırakılıyor.

İkincisi toprak mezar dediğimiz insanın öldükten sonra toprağa gömülmesi.

Üçüncü ölü gömme adeti de sanduka şeklinde mezar oluşturuluyor ve ölüler bunun içerisine gömülüyor.

Dördüncüsü ise örme mezar dediğimiz iri taşlardan yer altına oda mezar yapılması…

EŞYA, METAL VE TAKILARDAN STATÜ BELİRTİLERİ

Bu veriler ölen kişilerin statüsü açısından önemli. Ölülerin değerli eşyalarıyla gömülmesi, öteki dünyaya inanıyor olmalarından kaynaklanıyor. Urartular, öteki dünyaya geçtiğine ve aynı statüde yaşayacağına inanıyor. Ölüleri gömerken günlük kullandıkları eşyalarla gömüyorlar. Buradan da ölülerin üzerindeki eşya, metal ve takılardan statüleri belirleniyor. Hem yönetici hem de önemli bir zümreye ait de olabiliyor.

ANADOLU'DA MEZAR TİPLERİ

Eski çağlarda Anadolu'da çoğu kez normal gömme (inhumasyon), kimi zamanda yakarak gömme (kremasyon) türünde mezarlarla karşılaşılır:

Basit Toprak Mezar

Kaya Oyuğu ve Kaya Aralığı Mezarları

Sandık Mezar

Küp Mezarlar

Oda Mezar

ESKİÇAĞDA ÖLÜ GÖMME ADETLERİ

Hitit ölü gömme adetleri Küçük Asia kültüründen gelmektedir. Toplumların farklı kültür yapıları, bazı zamanlarda ortak paydada buluşmaktadır. Protogeometrik Dönem başlangıcında Attika'da ölü gömme geleneğinde farklılaşma görülür. Bu inhumasyondan kremasyona geçiş anlamını taşır. Kerameikos'ta bulunan protogeometrik vazolar başta amphoralar olmak üzere birçok kremasyon kaplarından oluşur.

Geometrik Dönem sonunda ise, kremasyondan inhumasyona geçiş gözlemlenir. Dipylon vazoları inhumasyon gömüleri için hazırlanan kaplardır ve bu bakımdan kremasyon için yapılan protogeometrik vazolardan ayrılır.

Yunanlılarda ölü kültü sadece yazıtlarda değil seramik üzerindeki betimlemelerde de görülmektedir. Dipylon vazoları üzerindeki ekphora ve prothesis sahneleri bunun erken örnekleridir. Beyaz lekythoslarda da bu sahneler görülür ve Yunan dünyasının ölüme karşı bakış açısını yansıtır.

Atina'da İ.Ö. 487-480 yılları arası Solon tarafından lüks mezar yasağı getirilir. Beyaz lekythoslar, mezar yerini belirtmek için stellerin yerine kullanılır[11]. Bu tip kapların üzerinde ölüm ikonografisini ve ölü kültünü anlatan sahneler bulunmaktadır. Bu tip mezar dikitleri Attika'ya özgü olup bazı Atina kolonilerinde de görülür.

Köklü bir mezar inancına sahip olan Yunanlılar, insan vücudunun "soma" (svma) ve ruh "psykhe"den (yuch) oluştuğunu düşünürler. Bu inanç gereğince, ölümler sonrasında belli bir düzeni içeren törenler düzenlenir. Bu törenler dört aşamalı olup, "soma"nın hazırlanması, "prothesis", "ekphora", "soma"nın mezara konuşu diye bölümlere ayrılır.

ECELİ İLE ÖLMEMİŞ İSE

Attika geleneğine göre kişi eceli ile ölmemiş ise cenaze alayının önünde mızrak taşınır. Bu mızrak yakınları tarafından mezar yerine saplanır. Bu öfkenin ve kini belli eden bir semboldür. Savaşta ölen halk kesiminden biri ise kemikleri toplanır. Prothesis ve libasyonları yapılır, on adet lahdin içine konulur. Öylece mezar yerine götürülür. Ancak cesedi bulunamayan biri ise on birinci lahit hazırlanır. Boş olan lahit ise onları temsil eder.

Cenaze törenin son aşaması olan gömme işlemini yasa gereği ölünün yakınları tarafından yapılır. Mezar yeri hazır olan törende mezar yerini yaptırma erkek evlatlara ait bir görevdir. Ebeveynlerinin mezarlarını yaptırmayanlara çok büyük cezalar getirilir. Hatta demos'tan atılmaya kadar gidebilir. Ebeveynleri ne olursa olsun mezar yeri mutlaka yapılmalıdır. Ölünün gömülme yeri de nasıl bir şekilde öldüğüne bağlıdır. Örneğin yıldırım çarpmasından ölürse olay yerine, Atina'da intihar edenlerin de elleri kesilip ayrı yerlere gömülür. Mezarı hak etmeyenler sadece katiller, vatan hainleridir. Bunların cesetleri şehrin dışına gömülür.

AİLE MEZARINA BİR YABANCININ GÖMÜLME YASAĞI

Mezar kültüne özgü kurallar arasında, aile mezarına bir yabancının gömülme yasağı da vardır. Bunu yapan kişi lanetlenmekte ve bir tapınağa veya şehre ceza ödemekle hükümlüdür.

Gömme işlemi tamamlandıktan sonra sunu işlemine geçilir. Sunu, kanlı ya da kansız yapılır. Bir başka tören, deyişle kurban kesmek ya da meyve, çörek gibi şeyler bırakmak biçiminde gerçekleşir. Mezarlar üzerine ya da mezar mekânlarına konulan kap formları seramikler üzerinde betimlenir.

Bunlar; lekythos, hydria, oinokhoe, phiale, lekane, pyksis, alabastron, aryballos ve pithos'dur. Mezar yerleri yapılırken sunu yapma geleneği düşünülerek yapılır. Bu yüzden mezar mimarisi ölü kültüne bağlı olarak gelişebilir. Kaya mezarları içine yapılan nişler, işlikler ya da oyuklar hep aynı amaç içindir.

ROMALILAR TÖRENLERE AĞIT YAKARAK BAŞLAR

Romalılarda cenaze törenleri, Yunan (Atinalıların) Klasik dönem ölü geleneğinden ayrılır. Romalılar, törenlere ağıt yakarak başlar. Bu ağıtta ölünün ismi zikredilir. Ölünün tabuta ve katafalka konulmasında çeşitli hazırlıklar yapılır. Önce ölü yıkanır, merhemlenir bazı durumlarda bozulmasını engellemek için mumyalanır. Daha sonra ölü giydirilir ve süslenir ardından yakınları tarafından ziyaret edilir.

Roma'da ölünün toprağa verilmesi (inhumasyon) ve yakılması (kremasyon) adetleri bütün dönemlerde aynı zamanda uygulanır, fakat bu yöntemlerden birinin diğerine belli bazı dönemlerde ağır bastığı olur. Örneğin, Cumhuriyet döneminde yakma yönteminin ağır bastığı zaman dilimi içinde, Cornelius'lar, ölüyü lahit içinde gömme yolunu seçerler. Bu sadece yazılı kaynaklar ile değil, aynı zamanda arkeolojik olarak kanıtlanır.

ANADOLU'DA CESET YAKMA GELENEĞİ

Ceset yakma geleneği ilk defa Neolitik dönemde Orta Avrupa'da görülür. Daha sonra Güney Rusya'da tespit edilen yakma geleneği buradan da güneye doğru yayıldığı düşünülür. Anadolu'da ilk olarak ölü yakma geleneği Aksaray'daki Aşıklı Höyük'te ortaya çıkarılır ve günümüzden yaklaşık 9 bin yıl öncesine tarihlenir. Aşıklı Höyük'teki avcı toplum evlerinin altlarına yakınlarını gömerler. Evlerin altından çıkan kemiklerin çoğunluğunda yanık izleri tespit edilir. Anadolu'da düzenli olarak ceset yakma geleneği 2. binde Troia IV'da ile Hitit dönemlerinde ayrıca Panaztepe, Beşiktepe, Müskebi kazılarında da görülmektedir. Bu merkezlerde yapılan kazılarda yanık insan kemikleriyle kremasyon kapları ele geçer.

Batı Anadolu'daki yakma geleneğinin kökeni olarak Orta Anadolu olduğu önerilmektedir. Gedikli'de yapılan kazılarda İ.Ö. 22.-20. yüzyıllara yakma gömünün bulunması bu düşünceye bir kanıt olarak gösterilir.

Kremasyon geleneğinin Anadolu'da görülmesinin bir sebebi de yakma işlemiyle ruhların kötülüklerden arınacağı ve huzura kavuşacağı düşüncesidir. Troia ve Beşiktepe mezarlıklarında bir yaşından küçük bebeklerin yakılmadığı görülmektedir. Bu uygulamanın amacı, bebeklerin ruhlarının ve vücutlarının daha kirlenmediği inancı ile alakalıdır.

Hititlerde de ölü yakma geleneği kullanılır. Hattuşa yakınlarındaki Osmankaya'da ait 54 adet kremasyon mezarının tespit edilmesi, Ankara-Haymana yakınlarındaki Ilıca'da 131 adet urne mezar bulunması Hititlerin de bu uygulamayı sıklıkla kullandığını gösterir. Ayrıca arkeolojik verilerin dışında yukarıda anlatılan yazılı belgeler de yakma geleneğinin Hititler tarafından kullanıldığı kanıtlamaktadır.

Urartuların da İ.Ö. 1. binde kremasyon gömü yaptıkları bilinmektedir. Malaklu'da yapılan kazılarda çıkan malzeme bu düşünceyi kanıtlamaktadır. Bir Urartu yerleşimi olan Karagündüz K5'de, kül kaplarının kaya oyuklarına ya da doğrudan toprağa bırakıldığı da görülmektedir. Urartulara ait 11. – 10. yüzyıllara tarihlenen oda mezarlarda, yakma işlemi gerçekleştirildikten sonra kremasyon kaplarına sığmayan kemiklerin taşlar ile küçük parçalara ayrılır, kaplara yerleştirildikten sonra taş kapaklarla kapatılır.

Yunanlılarda da kremasyon geleneğinin olduğu bilinmektedir. Yukarıda anlatılan Patraklos'un cenaze töreni bu uygulamanın bir kanıtı niteliğindedir. Romalılarda da Kremasyon tipi gömü kullanılmaktadır. Romalıların kremasyon törenlerinde ölü, bir odun yığını üzerinde yakılır, yakma sırasında ağıtlar okunur. Daha sonra kemiklerden arta kalan, süt ve şarapla sulanır ve bir küp içinde gömülür. Ölen kişinin toprağa verilmesinden dolayı, mezarın başında yemek yenir. Bu ritüel dokuz gün sonra mezarın başında tekrarlanır. Bu gömü şekli maddi durumu iyi olanlar için geçerlidir. Bu işlemleri yapmak masraflı olduğundan dolayı durumu iyi olmayanların cesetleri öylece toprağın içine atılabilir. Ancak ölü gömme Romalılar için çok önemlidir. Bu yüzden birçok gömüt derneği kurulur. Hep bu çabalar onurlu bir şekilde gömülmek içindir.

Kremasyon, ister sağlığa uygun nedenlerden olsun isterse de yurtlarından uzaklarda ölen kişilerin kemiklerini geri getirme kolaylığı için başlasın, hiçbir kültür grubunda yaygın bir adet haline gelmez. (Akyurt, Metin (1998) M.Ö. 2. binde Anadolu'da Ölü Gömme Adetleri)

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.