İttihâd yaşatır, yükseltir; tefrika yakar, öldürür…

"Hepiniz Allah'ın habl-i metinine, sağlam ipine, Yüce İslâm dinine elbirliğiyle sarılınız. Allah'ın ve Resûlü'nün emirlerine itaat edip nehiylerinden sakınınız. Hiçbir zaman ayrılmayınız. Kalpleriniz, ruhlarınız daima sımsıkı birbirine bağlı olsun.”

Yayınlanma Tarihi: 07.08.2017 00:00 Güncelleme Tarihi: 07.08.2017 09:44

Ey Mü'minler;

Okuduğum Âyet-i Kerime'de Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: "Hepiniz Allah'ın habl-i metinine, sağlam ipine, Yüce İslâm dinine elbirliğiyle sarılınız. Allah'ın ve Resûlü'nün emirlerine itaat edip nehiylerinden sakınınız. Hiçbir zaman ayrılmayınız. Kalpleriniz, ruhlarınız daima sımsıkı birbirine bağlı olsun."

Aziz Cemaat;

Müslümanlık ilk kurulduğu zamanlarda Allah, bize doğru yolları gösterdi: Rahat yaşamak, kimsenin zulmü altında ezilmemek, beladan kurtulmak isterseniz böyle yapınız, dedi. Ama söz dinlemez de kendi nefsinize uyarsanız o vakit akıbetiniz fena olur. Ne rahat yaşayabilir, ne de başkalarının zulmünden kurtulabilirsiniz. Gece gündüz Allah'ın azabı üzerinizden eksik olmaz, dünyanız zindan içinde geçtiği gibi ahiretiniz de hayırlı olmaz...

İşte böyle iki tarafı göstererek ihtiyarımızı (serbestçe seçme imkanını, hürriyetini) elimize verdi. Bizi bu imtihan dünyasına saldı. Allah tarafından olan bu nasihatleri bize söylemek, anlatmak için vasıta olan zât, Hazreti Muhammed (SAV) Efendimiz, hep bunları bize anlayacağımız şekilde anlattı. Gerek söz ile, gerek iş ile nasıl yapmak lazım geleceğini bize gösterdi. Vazifesini tamamlayınca:

"İşte, dedi ben artık vazifemi bitirdim, söylenecek sözleri söyledim ve yapılacak şeyleri yaptım. İslâm binasının temelini size kurdum. Ben artık gidiyorum. Bu binanın muhafazasını size bırakıyorum. İşte bundan sonra bu dinin koruyucuları, muhafızları sizsiniz. Siz eğer elele vererek, bu gösterdiğim yolda yürürseniz bütün cihanda aziz olursunuz. İslâm'ın da şan ve şevketi dünyaları kaplar. Bu suretle insanların hidayeti kolaylaşır. Yeryüzünde fesat kalmaz. İnsanlar istenilen üstün gayeye erişirler. Ben de ümmetimin, insanların iyiliği için böyle elbirliği ile çalıştığını görerek memnun olurum. Siz hepiniz kardeşsiniz, hepiniz bir vücutsunuz ve ilelebet böyle kalmalısınız. Eğer -Allah saklasın- bunu unutur, nevanıza, nefsinize uyar tefrikaya düşerseniz biliniz ki, başka milletler sizi esir eder. Onların hükmü, onların zulmü altında ezilir, mahvolursunuz. Sizin bu perişanlığınızdan İslâm dini de zarar görür. O vakit Allah'ın azabı üzerinize çöker, artık sizin için ne dünyada felah ümidi kalır, ne ahirette. Öylece hüsran içinde mahvolur gidersiniz. Benim ruhum da sizin bu halinize ağlamaktan kurtulmaz. Bunun için size öğüt vereceğim en birinci şey; bütün ümmetimin elele vererek kalblerini sımsıkı birbirine bağlamasıdır."

Bunun üzerine müslümanlar ne yaptılar? Yaptıklarım tarih gösteriyor: Hepsi Livâ- yı Muhammedi altında toplandılar. Allah'ın ve Resûlü'nün sözünden asla dışarı çıkmayarak müslümanlığın şan ve şerefini yükselttiler, dünyaları fethettiler. Küfür ve dalâlet yüzünden karanlıkta kalmış memleketleri iman nuru ile aydınlattılar. Milyonlarca insanı esirlikten, zulümden kurtardılar. Öyle bir İslâm devleti kurdular ki, adaleti bugün dahi dillerde dolaşıyor. O zaman İslâm memleketlerinin genişliği dünyanın bir ucundan diğer ucuna; ta Mağrib'den Çin'e, Tonkin'e kadar gidiyordu. Genişliği ise Kazan'dan başlayarak, hatt-ı istiva'ya (Ekvator), Serendib'e (Seylan) kadar tutardı. Bakınız, dünyanın ne kadar yerini müslümanlar himayeleri altında almışlar!..

Bu geniş sınırlar içindeki bütün kıtalar ve memleketler müslümanlarla dolmuştu. Müslümanların buralarda yıkılmaz bir saltanatları, bir şevketleri vardı. Hükümetin başına büyük devlet reisleri geçerek hemen bütün yeryüzünü istedikleri gibi idare ederlerdi. Askerleri hiçbir zaman bozgun yüzü görmez, sancakları hiçbir yerde toprağa verilmez, sözleri hiç kimse tarafından geri çevrilmezdi. Sağlam kaleleri, bir sıraya dizilmiş dağlar gibi omuz omuza vermiş giderdi. Ovalar, tepeler müslümanların elleri ile yetiştirilen her türlü ekinlerle, ağaçlarla, ormanlarla, meralarla örtülü bulunurdu. En sağlam kaideler üzerine kurulmuş son derece mamur, muntazam şehirleri, ahalisinin sanatları ile, hünerleriyle, yetiştirdiği ilim adamlarıyla, hükemasıyla, bütün dünyaya karşı iftihar ederdi.

Müslümanların Akdeniz'de, Kızıldeniz'de, Hind Okyanusu'nda öyle bir satveti vardı ki, karşısına kimse çıkamazdı. Başka dinde olanlar müslümanlara boyunlarını eğer; müslümanların faziletleri, adaletleri karşısında el bağlar, saygı gösterirlerdi.

Müslümanlar bu mertebeye nasıl eriştiler? Hep birlik sayesinde, ellerinde Allah Kanunu, dillerinde mübarek Tevhid lafzı, yüreklerinde Allah ve din aşkı, millet- i İslâmiye sevgisi olduğu halde dağları, denizleri, çölleri aştılar. Şarkın en uzak bir köşesinde bir müslümanın kalbi incinseydi, bütün dünyadaki müslümanların vücudu sızlardı. Dünyanın bir tarafında bir müslüman hakaret görseydi, bütün İslâm dünyası kükremiş bir arslan gibi ortaya çıkar, kardeşlerini müdafaa ederdi. Müslümanlar sayısız kavimlerden mürekkeb oldukları halde ezelden bir ümmet, bir aile, bir vücut imiş gibi aralarında hiçbir ayrılık gayrılık görmezlerdi.

Buradaki müslümanın duygusu ne ise dünyanın öbür ucundaki müslümanın duygusu da o idi. Milyonlarca müslüman hep bir türlü düşünür, hep bir noktaya bağlı bulunurdu. Yüreklerdeki fenalıklar, hasedler, tama'lar, garazlar yok olmuştu; herkes İslâm'ın ilerlemesini, İslâm milletinin yükselmesini düşünürdü. Hiç kimse elinden gelen iyiliği esirgemez, herkes malı ile, canı ile, İslâmiyet'in hesabına çalışırdı. Sırası gelince bütün malını millet uğruna feda eder, kendi de Liva-yı Muhammedi altına girer, cihad meydanına koşardı. Hiçbir müslüman diğerinin hatırını kırmaz, ırzına yan bakmaz, malına göz dikmezdi. Her biri kendinden büyüğüne itaat eder, küçüğüne şefkat gösterirdi. Amiri kendinden yaşça, ilimce küçük olsa da amir olduğu için, halife tarafından gönderildiği için emrine dört elle sarılırdı. Kur'an'ın bütün hükümlerine, Peygamberimiz'in bütün tavsiyelerine, öğütlerine riayet olunurdu. Ümmetin işleri meşveretle görülür, her cuma ümmetin hali ve geleceği hakkında hutbeler okunur, yapılacak işler kararlaştırılır, herkes hissesine düşen vazifenin yerine getirilmesi için bütün varlığıyla çalışırdı.

İşte bu sayede İslâm sancağını dünyanın hemen her tarafında dalgalandırdılar, Tevhid sadası ile bütün gökleri çınlattılar... Fakat sonraları müslümanlar, her nedense, Kur'an'ın hükümlerini tutmakta gevşeklik göstermeye başladılar. Aralarındaki bağa zayıflık geldi, yüreklerinde hamiyyet yerine hased, tama' yer etmeye başladı. Birlik tefrikaya yüz tuttu. Müslümanlar arasında dinden başka bir vatandaşlık ölçüsü yok iken her kavim ayrı bir millet olma iddiasına kalkıştı. Başlarındaki hükümdarların her biri, idaresi altındaki müslümanları diğerlerine düşman göstermeye, müslümanlar arasına nifak saçamaya koyuldular. Bunun üzerine müslümanlar birbiriyle çarpışmaya başladılar. Bunların yüzünden millet ne kadar zarara uğradı. Bir taraftan fertler, diğer taraftan baştakiler İslâm milletini perişan ettiler, doğru yolları bırakarak israflara, zevk ve safalara daldılar.

Bu uğraşmalar esnasında ilimlerin ve fenlerin ilerlemesi durdu. Sanat ve ticaret geriledi. Cehalet ortalığı kaplamaya başladı; fakirlik ve zillet baş gösterdi. Biz böyle birbirimizle uğraşırken Avrupa ilerliyordu. Bizden aldıkları ilimleri ve fenleri ileri götürüyorlardı. O zevk ile, o israf ile milletimizin zenginliği gidince, üzerimize miskinlik ve düşkünlük çökünce, yabancılar saldırmaya başladılar. Hep elbirliği ile karşı durmak gerekirken kendi elimizle onların müslüman memleketlere girebilmelerine sebep olduk. Sonra netice ne oldu? Akıbet müslüman memleketleri yabancıların ellerine geçti. Koca bir İslâm âlemi parçalandı. O şan ve şevketler söndü. Endülüs müslümanları mahv ve perişan oldu. Hindistan müslümanları esirlik altına girdi, Tunus gitti, Cezayir gitti, Fas gitti; Türkistan, Buhara, Kazan, işte hep ne hale geldiler. Daha sonra Mısır neler çekiyor... Romanya'da, Bulgaristan'da, Girit'te bulunan müslümanlar ne oldu? Hep tefrika yüzünden mahvoldular. Sürüden, birlikten ayrıldıkları için kurtların ağzına düştüler. Gitgide o büyük âlem küçüldü.

Şimdi müslümanların bugünkü haline hamiyet sahipleri ağlıyor. Bizi bu hale düşüren hep tefrika, hep nifak ve şikaktır. Artık bu kadar zillet, bu kadar miskinlik yeter!.. Bundan sonra millet uyanmalı, okumalı, bu felaketlerin hep tefrika ve cehalet yüzünden geldiğini anlamalı da, ona göre çaresine bakmalı. Zaman artık tefrika zamanı değildir, birlik zamanıdır, birleşmek zamanıdır. Şimdi Allah'ın lütfü bize yöneldi. Her zaman bu fırsat ele geçmez. Bu fırsatı kaçırmamalı, bundan istifade etmeli. Geçen geçti, olan oldu. Şimdi matem tutacak, esef edecek, kederle vakit geçirilecek zaman değildir. Matem, ölüyü diriltmez, esef geçmişi geri getirmez, keder musibeti defetmez. Selametin anahtarı varsa yoksa iştir. Hayırlı amel İslâm aksiyonudur. Hulâsa, yükselmek için doğruluktan, iyi niyetten ve bilgiden başka merdiven yoktur. Korkmamalı. Korku helaki çabuklaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Yeise düşmemeli. Yeis, helakten başka netice vermez. Kur'an-ı Kerim'in hükmü bakidir, sonsuz bir hayata mazhardır. Elverir ki biz O'na uyalım.

Artık müslümanlar, geçirdikleri bu felaketlerden ibret alarak uyanmalı, bütün tefrikalardan vazgeçmeli, bütün mü'minleri kardeş bilerek el birliği ile, yükselmeye çalışmalı; bilişmeli, tanışmak, eski kütüklere yeni, iyi ve meşru filizler aşılamalı. Ümit ederiz ki, bu sözlerin yürekten söylendiğine bütün müslümanlar inanarak, aralarındaki tefrikaları, kalplerindeki hırs ve tama'ları terk ederek hepsi Allah'ın ipine, yani İslâm dinine, şeriatına yapışırlar. Son derece kuvvetli bir birlik ve sımsıkı bir ittihad ile birbirine bağlanarak hep birlikte terakkiye çalışırlar. Allah'ın ve Peygamber'in (S.A.V.) emirlerini yerine getirmeye gayret ederler.

"Muhakkak ki Allah dilediğini doğru yola iletir."

Mehmet Akif ERSOY

Sırâtımüstakîm, 24 Kasım 1910 (Cild 5 Sayı: 116 - Sayfa: 206)

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.