Arama

Mustafa Özcan
Mayıs 2, 2018

Bu köşede daha önce Evanjelikler çağını idrak ettiğimizi, yaşadığımızı yazmıştık. Bir tarafta Ebubekir Bağdadi'nin elinde kalan Dabık Evanjelizmi, öte tarafta Suriye'de Ehl-i Beyt'in ayak izlerinin peşinde dolaşan lakin Kerbela'da ayağına kadar gelmiş tanrı misafiri Hazreti Hüseyin'i yalnız ve yüzüstü bırakan Şii Evanjelizmi, diğer tarafta da Davud devleti peşinde koşan Yahudi Evanjelizmi ve hepsinin de üzerinde Trump gibi Protestan Evanjelikleri bölgeyi ateş çemberine atıyor ve kan gölüne çeviriyorlar. Hepsinin ortak vasfı kutsi değerler ve isimler adına zulüm işlemeleridir. Adaletten kopuklar. Onların durumu mecnunların halini yansıtır. Bir Arap şair onları ne güzel ifade etmiştir:

Kullun yeddei vaslan bileyla ve leyla la tükirru lehum bizake

Hepsi vuslat makamında olduğunu söylüyor oysa Leyla'nın bundan haberi bile yok! Onlar Mehdi veya Mesih'in peşinde olduklarını söylüyorlar ama amellerini Mesih ve Mehdi'nin kriterlerine vuracak olursak hepsi dökülür ve karşı cepheye düşer. Hepsi kendini Hazreti Hüseyin ile Davud ile Mesih ile bağlantılı gösteriyor ama dünya mazlumlarıyla Suriye mazlumlarıyla bağlantıları kesik. Zulmü adalet sanıyorlar. Bunların durumunu bir kutsi hadis olduğu gibi tasvir ediyor.

Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kıyamet günü aziz ve celil olan Allah şöyle buyuracak: "Ey Âdemoğlu! Ben hasta oldum beni ziyaret etmedin!" Kul diyecek: "Ey Rabbim, Sen Rabbulalemin iken ben seni nasıl ziyaret ederim?" Rab Teâlâ diyecek: "Bilmedin mi, falan kulum hastalandı, fakat sen onu ziyaret etmedin, bilmiyor musun? Eğer onu ziyaret etseydin, yanında beni bulacaktın!" Rab Teâlâ diyecek: "Ey ademoğlu ben senden yiyecek istedim ama sen beni doyurmadın?" Kul diyecek: "Ey Rabbim, ben seni nasıl doyururum. Sen ki alemlerin Rabbisin?" Rab Teâlâ diyecek: "Benim falan kulum senden yiyecek istedi. Sen onu doyurmadın. Bilmez misin ki, eğer sen ona yiyecek verseydin beni onun yanında bulacaktın." Rab Teâlâ diyecek: "Ey Âdemoğlu! Ben senden su istedim bana su vermedin!" Kul diyecek: "Ey Rabbim, ben sana nasıl su verebilirim ki, sen ki Âlemlerin Rabbisin!" Rab Teâlâ diyecek: "Kulum falan senden su istedi. Sen ona su vermedin. Bilmiyor musun, eğer ona su vermiş olsaydın, beni yanında bulacaktın!" Muslim, Birr 43, (2569).

Bunların hepsi ise adaleti zulümde arıyor. Hepsi kurtarıcıyı zalimde zalimlerde arıyor. Kasım Süleymani, Netanyahu, Trump zulmün araçları ve değişik veçheleri. Hitler, Stalin ve Mussolini ve Churchill gibi. Birileri de kutsi değerler adına onların zulüm çanağına alet oluyor. Hepsi kendisini Mehdi, Mesih safında gösterse de tam tersi. Nedenine gelince mücadelelerini sıfat üzerinden değil isim üzerinden yürütüyorlar. Bu nedenle de adaleti icra etmek yerine zulme bulaşıyorlar. Onların gerçeklerle irtibatları slogan düzeyini geçmiyor. Onlara isim üzerinden, taassup üzerinden gittiklerinden evanjelik cemaatler diyoruz. Eylemlerine bakmıyorlar isimlerine bakıyorlar. İranlılar kimden gelirse gelsin kimyasal silahlara karşı olduklarını söylüyorlar. Karşılar da şimdiye kadar ne yapmışlar?

Şimdi evanjelikler birbirlerinin kuyusunu kazıyorlar.

Tabanları bunların nasıl düztaban olduğunu bilmiyor ve sloganlarının peşinden sürükleniyor. Bahreyn'e giden bir İsrailli gazeteci Şii ya da Sünni halkın hepsinin İsrail karşısında birleştiklerini söylüyor. Onları temsil edenler ise İsrail'e hizmette birleşiyorlar. İran sürekli İsrail bombası yediği halde karşılık vermek; erkekliğin şanını yerine getirmek yerine Suriye halkını kırmaya devam ediyor. Bahreyn yönetimi de açıktan İsrail ile flört ediyor, temas kuruyor; geleceğini onun himayesinde arıyor.

Son sıralarda İsrail açıktan İran'a meydan okuyor. Aralarında savaş tamtamlarının çaldığına dair rivayetler var. İsrail İran'ı Suriye'de istemiyor. Bundan dolayı da Teyfur gibi üslerde İranlıları avlıyor ama İran çıt çıkarmıyor. Tahran'da mollalar suçu veya karşılık vermemeyi birbirinin sorumluluk alanına yıkıyorlar. Hala kışkırtıcıları ise halkı veya Şiileri Sünniler aleyhine seferber ediyor. İsrail'den darbe yiyor bunun nedeni olarak da Sünni Müslümanları gösteriyor? İsrail ise sürekli meydan okuyor. Knesset dedikleri parlamentoları savaş kararı aldı, daha doğrusu Netanyahu'ya savaş yetkisi verdi. İranlılardan hiç çıt çıkmıyor.

İran İsrail gerilimi üzerinden kendisini meşrulaştırmaya çalışıyor ama ötesine gitmiyor. Evanjeliklerin kapışması belki Putin'in de işine geliyor olabilir. Bu takdirde, Esat'ın tek hamisi daha doğrusu Suriye'nin tek patronu haline gelecek. Bundan iyisi Şam'da kayısı! Bu durumda İsrail ile Rusya geçinip giderler.

Son sıralarda Trump İran'ı nükleer anlaşma üzerinden sıkıştırırken Netanyahu da Suriye üzerinden sıkıştırıyor. Bir de İran'ın yediği tali darbeler var. Fas yönetimi daha önce de İran'la birkaç kez ilişkilerini kesmişti. Polisaryo ile Hizbullah arasındaki bağları gerekçe gösteren Fas yönetimi İran ile ilişkileri bir kez daha askıya aldı. Bu da İran etrafındaki çemberin daraldığı anlamına geliyor. İran yine propaganda silahıyla üste çıkmayı deneyecek. Ama artık inandırıcılığı kalmadı. Neden İsrail yapım aşamasında Irak'ın veya Saddam'ın nükleer reaktörünü vurdu da İran'ı bu kadar bekledi? Yine Saddam'ı 6 ay içinde Kuveyt'ten palan pandıras söktüler de İran'ın Esat kuklası üzerinden 7 yıl boyunca Suriye'de hâkimiyet kurmasına izin verdiler?

Demek ki kirli işlerini İran'a gördürüyorlar. Şimdi ise İran'a karşı efeleniyorlar. İşte burada evanjelikler kapışması gündeme geliyor. Edy Cohen adlı Yahudi gazeteci İran'a karşı kendi jargonuyla konuşuyor. Kasım Süleymani'ye şöyle sesleniyor: Senin ne Mehdin, ne Kaimin ne de Yemanin, Davud yıldızlı askerlerin karşısına dikilebilir. Ey kopuklar ordusu! Sizi İsrail'in elinden ne Kaim ne de Yemani kurtarabilir!

Kapışma öncesi böyle peşrev çekiyorlar ama İran ortada kendilerini ilgilendirecek bir durum olduğunu sanmıyor!

Gerçi Ruslar da Deyrizzor'da Amerikalılarca lejyonerlerinin vurulmasına ses çıkarmamıştı. Velhasıl Arabı, Acemi halkını ve Müslümanları ezerken İsrail'e bir fiske vuran bile yok. Halbuki Şii'si de Sünni'si de İsrail karşısında yekvücut ve tek yürek. Ama onları yönetenler yekvücut değil ve bu enerjiyi tali çatışmalarda harcıyorlar.

Onların derdi İsrail değil gölge ya da algı savaşları.

Suriye'de evanjeliklerin kapışmasını potansiyel olarak 13'üncü Kabile adına (Sahte Yahudiler) Yahudiler ile 13'üncü imam adına (Humeyni taraftarları )Şiiler sahneliyor. Temsil ettikleri cepheler sahte olduğu gibi sürtüşmeleri, vuruşmaları da sahte çıkabilir. Peşrev düzeyinde kalabilir. Bakalım kim kuyruğunu kısacak? Ya da gerçekten de iddialarının gereğini yapacaklar mı?

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN