Türkiye sinemasının en yaratıcı ismi

12 Mayıs 2005 yılında aramızdan ayrılan Ömer Kavur, Türkiye’de sinemanın zorlu yıllarında nitelikli filmler üretmiş; kasaba filmlerinin, yol hikâyelerinin, arayışın yönetmeni olarak 1970’lerden 2000’lerin başına dek Türkiye Sineması’nda yer almış, 1980’ler itibariyle de “en yaratıcı isim” olarak nitelendirilmiştir.

Yayınlanma Tarihi: 12.05.2018 00:00 Güncelleme Tarihi: 12.05.2018 17:11

Sinema eğitimini aldığı Fransa'da döneme hâkim Yeni Dalga-Nouvelle Vague akımının etkisi sinema diline yansımış, bu durum onun Türk sinemasında özgün bir yere oturmasını sağlamıştır. Kavur sinemasına hâkim olan dil, Yeşilçam sineması anlatı geleneğinin dışındadır. Kimi zaman onunla yakınlaşsa da hiçbir zaman bu akımın içinden filmler üretmemiştir. Gerek sinemasının finansmanı, gerek içeriğiyle dönemin Yeşilçam sineması geleneğine bir alternatif oluşturur Ömer Kavur sineması. Bu durum, daha ilk filmi olan Yatık Emine'de hemen fark edilir.

BİR AUTEUR SİNEMASI

Auteur kuramla birlikte Yeni Dalga sinema akımının hayat bulup biçimlenmesi, 1950'li ve 60'lı yıllara rastlar. Bu dönem, tam da Ömer Kavur'un sinema eğitimi almak için Paris'e gittiği yıllara tekabül eder.

Kendi duygu ve düşüncelerini özgün bir üslupla anlatmayı başarmış yönetmenlerden biri olan Ömer Kavur, bu özelliğiyle "auteur" yönetmenlerden biri olarak nitelenmiştir. Auteur kuramı- Politique des auteurs, Fransız Yeni Dalga sinemacıları arasında gelişmiş, temelinde yaratıcı yönetmenin kişiselliğini barındıran bir anlayıştır. Kuramın ortaya çıkmasında Fransız sinema yazarı ve kuramcısı Alexandre Astruc ile ünlü Cahiers du Cinéma dergisi kurucularından Andre Bazin'in fikirleri etkili olmuştur. Gelişmesinde hem bir sinema yazarı hem yönetmen ve senarist olan François Truffaut'un payı vardır.

Fransız Yeni Dalga sinemacıları arasında karşılık bulan Auteur kuramda, üretilen filmde yönetmenin ağırlığı hissedilir. Her film, onu çeken yönetmenin kişisel bir imzası niteliğini taşır. Bu bakış belirlenmiş kalıpları kıran, yeni açılımlar yaratan, özgün bir bakıştır. Denilebilir ki Yeni Dalga sinema akımının temelinde beylik kalıpları kırarak yeni bir dil yaratan, her biri ayrı özgünlüklere sahip auteur yönetmenler vardır. François Truffaut, Jean-Luc Godard, Claude Chabrol, Alain Resnais ve Agnes Varda gibi isimleri bu akımın başlıcaları arasında saymak mümkündür. Auteur kuramla birlikte Yeni Dalga sinema akımının hayat bulup biçimlenmesi, 1950'li ve 60'lı yıllara rastlar. Bu dönem, tam da Ömer Kavur'un sinema eğitimi almak için Paris'e gittiği yıllara tekabül eder. Haliyle Kavur'un kendisi de bu akım ve kuramdan etkilenmiş, Paris dönüşü Türkiye'de başladığı sinema deneyiminde auteur bir yönetmen olarak Yeşilçam dışı sinemanın önemli bir parçası olmuştur.

YOLCULUK, KAVUR SİNEMASINDA EN BELİRGİN TEMA

Bütün karakterler bir yerden başka bir yere hareket halindedir, fiziksel yolculuklara içsel yolculuklar eşlik eder.

Ömer Kavur sinemasının temelinde bireyler vardır. Bu bireylerin çoğu ya toplum tarafından dışlanmıştır ya da bir seçim olarak yalnız kalmışlardır. İlk film Yatık Emine'deki "düşmüş takımından" Emine'den, son film Karşılaşma'nın başkarakteri Sinan'a kadar yalnızlık ve dışlanmışlık karakterlerin ortak özelliğidir. Her biri esasında özerk kimliklerini kurmaya ya da ona ulaşmaya çalışan karakterlerdir. Toplumsal normlar, bu karakterler için içselleştirilmesi zor yapıları oluşturur, bu yüzden uyumsuzluk, dolaylı ya da doğrudan bizzat toplumsal baskıyı getirir.

Karakterlerin kimi Zebercet örneğinde olduğu gibi uzlaşmaz bir şekilde intihara meylederken, kimisi ise toplumsal norma uygunlaşmayı seçer; Yusuf ile Kenan kardeşlerin yaptığı seçimlerde olduğu gibi. Kavur sineması karakterlerinin önemli bir ortak özelliği de her birinin yabancılaşmanın farklı boyutlarını yaşıyor oluşlarıdır. Kentli ya da taşralı olsun hepsinin sancısını çektiği bir takım varoluşsal kaygıları vardır; Gece Yolculuğu'ndaki yönetmen Ali ya da Kırık Bir Aşk Hikâyesi'ndeki kasabalı Fuat, hiçbir yere ait olmayan arayış içindeki bireylerdir.

Yolculuk, onun sinemasındaki en belirgin tema olarak karşımıza çıkar. Aşağı yukarı bütün karakterler bir yerden başka bir yere hareket halindedir, fiziksel yolculuklara içsel yolculuklar eşlik eder. Değişim, dışsal olduğu kadar içseldir de. Bunun yanı sıra arayış, iletişimsizlik ve yabancılaşma, zaman, ölüm, sevgi/sevgisizlik, iktidar, ahlak, tasavvuf, varoluş gibi kavramlar belirginleşen diğer temalardır.

TÜRK SİNEMASINDA BİR ZİRVE "ANAYURT OTELİ"

Sinema üzerinde daha bağımsız düşünmeye başladığı, sinemayı kendi meselelerinin anlatımında bir ifade aracı olarak görmeye başladığı bir dönemdir.

Yaşamı boyunca 13 uzun metraj film çeken Ömer Kavur'un sinemasını üç döneme ayırmak mümkündür. 12 Eylül askeri darbesine kadar olan ilk dönem, yerli sinemada o dönem etkisini hissettirmekte olan toplumsal gerçekçilikle ilişkilendirilebilir. Filmlerin konu ve işlenişleri bu akımın karakteristiğine uygundur. Askeri darbenin yarattığı sindirilmişlik ve yılgınlık ortamı, onu politik konulardan uzaklaştırarak ticari bir yönelime sokar. Bu dönem filmlerinde ticari Yeşilçam sinemasıyla uzlaşım halindedir. Mesleki bir zanaatkârlık söz konusudur, üretilen filmlerin niteliği bu ticari forma göre şekillenir. Türk sinemasında bir zirve olarak addedilen Anayurt Oteli'yle başlayan süreç, onun kendini daha çok bulduğu ve ifade ettiği olgunluk dönemidir. Bu filmle birlikte Kavur, daha kişisel bir sinema yapmıştır. Sinema yolculuğundaki en nitelikli yapıtlar bu dönemde ortaya çıkar. Sinema üzerinde daha bağımsız düşünmeye başladığı, sinemayı kendi meselelerinin anlatımında bir ifade aracı olarak görmeye başladığı bir dönemdir.

Hayat yolculuğuna Ankara'da, 1944 yılında başlayan Ömer Kavur, henüz erken bir yaşta aramızdan ayrılır. 2005 yılında kanser hastalığı sebebiyle yaşama veda eder.

ANAYURT OTELİ (1986)

Yönetmen, yeni dönemde ticari kaygılardan iyice uzaklaşarak kendi özgün temalarıyla daha kişisel bir sinema yapmaya koyulur.

Anayurt Oteli, Ömer Kavur sinemasının anlatım gücünde zirve noktasıdır. Türk sinemasının en değerli filmleri arasında yer alır, bireyi ele alan derinlikli bir filmdir. Yusuf Atılgan'ın aynı adlı romanından Ömer Kavur tarafından senaryolaştırılarak sinemaya uyarlanmıştır. Yusuf Atılgan, Türk edebiyatında modernist yaklaşımı benimsemiş yazarlardan birisidir, yapıtlarında genellikle bireyin yalnızlığı, iletişimsizliği ve yabancılaşması gibi temalarıyla dikkat çeker. Varoluş sorunlarını ele almasıyla onu varoluşçu edebiyata yaklaştırır. Benzer konuları sinemada işleyen Ömer Kavur'la aralarında bir "ruh örtüşmesi" vardır.

Öte yandan Anayurt Oteli, Kavur sinemasında yeni bir dönemin miladıdır; bu filmle birlikte belirgin bir nitelik değişimi göze çarpar. Yönetmen, yeni dönemde ticari kaygılardan iyice uzaklaşarak kendi özgün temalarıyla daha kişisel bir sinema yapmaya koyulur. Sinema üzerine daha bağımsız düşünmeye başlamış, sinemayı kendi meselelerinin anlatımında bir ifade aracı olarak görmeye başlamıştır. Onu bu şekilde davranmaya iten ana neden, filmlerinde de sıklıkla ele aldığı iç hesaplaşmayı kendisine ve sanatına uygulamasıdır. 12 Eylül sonrasında ticari Yeşilçam sinemasıyla yakınlaşarak bir ölçüde kaçış sineması yapan Kavur, 12 Eylül'ün yarattığı şok etkisini üzerinden atarak sinemasında, kendi bireysel tarihine ve toplumsal tarihe damgasını vuran olaylarla "üstü örtülü" biçimde yüzleşme cesaretini bulur.

DARBE SONRASI DÖNEMİN TOPLUMSAL ELEŞTİRİSİ

Güçle bir metin olan Anayurt Oteli'ni onu eksiltmeden sinemaya uyarlayabilen Ömer Kavur, metnin duygusunu izleyiciye geçirir. Esere bağlı kalarak Zebercet'in (Macit Koper) yalnızlığı üzerinden hikâyeyi kurgular, ancak dönemsel bir farklılık söz konusudur. Romanda esas olarak 1960'lı yıllar söz konusuyken, filmde ele alınan dönem darbe sonrasının 80'li yıllar Türkiye taşrasıdır. Bunun sebebi Kavur'un da ifade ettiği darbe sonrası dönemin toplumsal eleştirisinin yapılabilmesi içindir.

Filmin ana karakteri Zebercet'in hayat öyküsündeki önemli tarihlere baktığımızda, bu tarihlerin Türkiye'nin toplumsal tarihindeki önemli olaylara denk düştüğü görülür. 1950 yılında doğan Zebercet, 1960 yılında annesini kaybeder, 1971'de askerden terhis olur ve 1980'de de babasını kaybeder ve otel işletmeciliğini tek başına üstlenmeye başlar. Tarihler incelendiğinde görülecektir ki, bunlar ülke tarihinde meydana gelen askeri darbelere, muhtıralara, köklü reform ve rejim değişikliklerine tekabül eder. Zebercet'in hayat öyküsündeki önemli tarihler ile Türkiye'nin toplumsal ve siyasal tarihindeki önemli olayların çakışması yapılmak istenen zamansal eleştirinin kilit noktasını oluşturur.

TveK'dan Yusuf Atılgan'ın kitaplarını satın almak için tıklayın…

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.