Peygamberlerin İsmet Sıfatı Bağlamında Tövbe ve İstiğfarın Mahiyeti
Kur'an-ı Kerim'de peygamberlere nispet edilen istiğfar ifadeleri ismet sıfatı ile nasıl bağdaştırılabilir? Büyük günahlardan korunduğu sabit olan nebilerin tövbesi, bir suçun bağışlanma talebi mi, yoksa dikey bir manevi terakki ve ümmete öğretilen kamil bir kulluk tezahürü müdür? Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. Musa gibi Kur'an'da ismi zikredilen peygamberler nasıl istiğfarda bulunmuştur? Geçmişi ile geleceği bağışlanmış olan Hz. Muhammed (sav) günde neden 100 defa istiğfar etmektedir? Bu yazımız ayetler ışığında zelle ile ismet arasındaki hassas dengeyi çözümleyerek peygamberi istiğfarın mahiyetini mercek altına alıyor.
Peygamberlerin tövbesi: Kulluk acziyetinin ve ilahi azametin idraki
◼ Peygamberler, Yüce Yaratıcı'nın azametini, celalini ve ihsanlarını en derin boyutuyla idrak eden insanlardır. Onların tövbe ve istiğfarları, mutlak kudret sahibi Allah'ın huzurundaki kulluk acziyetlerini tescil etme çabasıdır. İlahi nimetlerin sonsuzluğu karşısında kendi ibadet ve tazimlerini daima eksik gören elçiler, tövbeyi bir sığınma, şükür ve Yaratıcıya olan yüksek saygının sürekliliğini sağlama vasıtası olarak kullanmışlardır.
◼ Peygamberlerin tövbe ve istiğfarı bizzat uygulamalarının çok önemli bir toplumsal boyutu vardır. İlahi elçiler, kendi pratikleriyle ümmetlerine hata karşısında nasıl bir tutum takınılması gerektiğini öğretmişlerdir. İnsan olmaları hasebiyle günah işlemeye meyilli olan müminler, önder kabul ettikleri peygamberlerin Allah'a nasıl sığındıklarını, pişmanlıklarını nasıl dile getirdiklerini görerek ümitsizliğe düşmekten korunmuşlar ve tövbe kapısının her daim açık olduğu bilincini kazanmışlardır.
◼ İsmet sıfatını ve tövbe olgusunu değerlendirirken peygamberlerin beşeri kimliklerini gözden kaçırmamak icap eder. İslam inancına göre peygamberler, melekler gibi iradesiz ve hata yapma potansiyelinden tümüyle yoksun varlıklar değildir. Onlar açlık, susuzluk, üzüntü ve unutkanlık gibi beşeri vasıfları bünyelerinde barındıran insanlardır. İsmet sıfatı onları melek yapmamış; iradeleriyle iyiliği seçen ve ilahi kontrol altında tutulan rehberler kılınmıştır. Onların zelle işleyebilmeleri ve ardından tövbe etmeleri, insanlığa gerçekçi bir örneklik sunabilmelerinin de yegane koşuludur.