Hira Şehrinden Mekke Mağarasına: Rabbin Adı Nedir?
"Rabbinin -ki yarattı- adını oku. İnsanı yarattı alaktan." (Alak, 1).
"Rab", Allah'ın ismi midir yoksa birçok isminin anlamına işaret eden bir kategorik söz müdür? Allah'ın isimleri vardır, bu isimler "hüsnâ" yani iyi, güzel ve hakiki olmakla nitelendirilmişlerdir. Bunun yanı sıra bir de nispet isimleri vardır, el-Evvel (filozofların el-Evvel'i ile karıştırmaksızın), el-Âhir gibi. Bir de mertebeler vardır: ulûhiyet/ilahlık ve rubûbiyet gibi. Bütün bunların yanında zamirler kendisine işaret ederken bir de ilahi zata atıf yapan "Allah" ismi vardır. "Allah" sözün ıstılah anlamıyla isim olarak kabul edilmeyebilir, zaten Allah isminin insan idrakinde tahakkuku ve insanın onu anlaması mümkün değildir. "Hiç kimse Allah'ı bilemedi" bu anlama gelir. Allah ismini belirli bir isim veya fiil cihetinden daraltarak anlamak ve düşünmek mümkündür.
Mertebe bilhassa vahdet-i vücud terminolojisinde anlam kazanan ve bu düşünceyi benimseyen muhakkikler tarafından yorumlanan bir meseledir. "Rab", mertebe isimlerinin başında gelir ve aynı kelimeden türetilen rubûbiyet, ulûhiyet ile birlikte ilahi isimlerin toplandığı makamdır. Metafizikçilerin terimlerinde birlik ve çokluk problemi, mertebe ile isimlerin ilişkisi olarak ortaya çıkar, daha sonra mazharlar ile isimlerin birliği arasındaki ilişki şeklinde iki ayrı derecede ele alınır. Allah'ın rubûbiyeti, O'nun isimlerinin mertebesidir. Bütün isimler o mertebede birleşir, hepsi rubûbiyetin çeşitli yönlerini anlatarak Allah-insan ve alem ilişkisini (birlik-çokluk) beyan eder. Rubûbiyet ve ulûhiyet yakın anlamda kullanılan isimler olabileceği gibi aynı zamanda kelime-i tevhidin cümlesi (la-ilahe illallah) her ikisini kapsar. Bununla birlikte ulûhiyet daha geniş kullanıma sahip iken tamlama halinde kullanılan rubûbiyet/rab ise üç anlamda yorumlanmıştır: Bunlar mülkiyetin sahibi anlamında el-Mâlik, insanın ve varlığın hayrını veren el-Muslih, öğreten ve yetiştiren el-Mürebbi.
Hz. Peygamber'e gelen ilk vahyin "rabbinin ismini anmak"tan söz eden bu ayet-i kerime olduğu kabul edilir. "Rabbin ismi" tabiri özel bir itina gerektiren bir konu olmalıdır. "Rab" bir isim ise "Rabbin ismi" ismin ismi mi olacaktır? Bu bağlamda Rabbin farklı isimleri mi akla gelmelidir yoksa mertebe veya nitelik olarak düşünüldüğünde Rabbin ismini yad etmesi mi kastedilmektedir? Rabbin bu mertebedeki ismi neydi: Allah mı, Rahman mı veya başka bir isim mi?
Biz insanın Rabbini anmasının kademeleri olduğunu ilahi kelamdan -fakat muhakkik düşünürlerin yorumuyla- öğreniyoruz. İlk vahiyde Rabbin ismini anlamak, onu düşünmek belirtiliyor olmalıdır. Bu meyanda başka bir ayet-i kerimede "Rabbin nimetini anmak"tan söz edilir; nimetleri anmak, daha doğrusu nimetleri Rabbin ikramı saymak, kişinin kendi gücünü paranteze alarak Rabbine iltica etmesi demektir. Birçok Müslüman için iki ifade (Rabbin ismini ve Rabbin nimetini anmak) birbirine eşit gelebilir, fakat muhakkikler burada derecelenme olduğunu düşünürler. Rabbin nimetini anmak, daha doğrusu nimetleri Rabbe ait sayarak benlikten uzaklaşmak ile Rabbin adını anmak arasında bir terakki farkı vardır. İsim fark edilen nimetin türüne göre taayyün edecek, isim nimeti veren fiilin ismi olacak nimet ise ismin tecellisi olacaktır. Bunun ardından doğrudan Rabbi zikretmekle (Rabbini an) ilgili emir gelir. Daha sonra Allah'ı zikretmek (Allah'ı an), "beni zikret" gibi farklı kademelerdeki emirler gelir. Bütün bunlar Allah hakkındaki tefekkürün dereceli bir şekilde terakki etmesine ve derinleşmesine atıf yapan kademeli bir marifet sürecini gösterir.
Bu bağlamda ayet-i kerimeye dönersek, "Rabbin ismini an/oku veya düşün" denilirken hangi ismi düşünmeliyiz? Ayet-i kerimenin devamında "Rabbin yarattı" denildiğine göre, burada iki tür eylem söz konusu olacaktır: Birincisi, yaratmanın düşünülmesiyle rubûbiyetin hikmetinin anlaşılmasıdır. Rubûbiyetin "mâlik" ve "mürebbi" anlamı Rabbin yaratan olmasıyla ortaya çıkar. Yaratan, yaratılmışın sahibidir ve yaratan, yarattığını bilendir (Yaratan bilmez mi?). Yaratılmış, bu mülkiyeti kendisine veya başkasına nispet ettiğinde rubûbiyete karşı suç işlemiş, bir yanılsamayla hakkı çalmış veya çaldırmış demektir. Rubûbiyetten çalmak insan için büyük günahın ta kendisidir. Durağan ve statik bir varlık tarzını bir yana atarak yaratılışa dönmek, evreni ve insanı yaratılmış varlık tarzında düşünmek, toplumsal alışkanlıkların dışına çıkarak kendinde bir durum olarak hakikate dönmek demektir. Üstelik daha sonra muhakkiklerin dile getirdiği üzere, yaratılış bitmiş bir hal değil, yenilenen sürekli tecellidir. Yaratılışın dinamik evreni ile insanların statü üzerine kurulu durağan dünyası ciddi bir çelişki teşkil eder. İnsanların statik dünyası bir mağara olarak isimlendirilebilir. Mekke veya dünyanın herhangi bir yerinde yaratılışı ihmal ederek dünyayı insanlar arasındaki ilişkiler cihetinden ele almak, mağara alışkanlıklarını ortaya çıkartırken buna mukabil evreni ve insanı sürekli bir değişim, Tanrı'nın yaratma eylemi içinde düşünmek ise insanı bağların dışına çıkartarak özgürleştirir. O zaman Hira'yı endeterminist evren dahilinde bağların aşıldığı ve Tanrı'ya dönüldüğü bireyselleşme ve özgürlük mekanı olarak düşünmek gerekir. Ayet-i kerimenin devamında dile gelen 'alak' yani meniden yaratılış da tam bununla ilgilidir. Çünkü insanlar için kimden doğduğu hayati öneme sahipti, mağarada yaşıyor olmanın ihtiyaçları bunu icbar ediyordu. İnsan olmak yeterli değildi, kimden doğduğu belirleyiciydi. Buna mukabil ilahi kelam dikkatimizi 'yaratmak' kelimesine çekerek önce yaratma (halk) fiilini, sonra Rabbin ismini düşünmekle var oluşu tenasülle değil Tanrı ile ilişkilendirmemizi murat etti. Bu da başka bir özgürleşme eylemidir.
İkinci konu ise bu fiilden hareketle evreni, sonra da var oluşu ve isimleri dahilinde Rabbi düşünmektir. Rab yaratan olduğuna göre Rabbin yaratmakla ilgili isimlerini hatırlayarak düşünmeye başlamak gerekir. Sonra bu istikamette tebliğ, yani bilginin paylaşılması ikinci düzeyde ortaya çıkacaktır. Rab hâlıktır/yaratandır, musavvirdir, münşidir/inşa edendir, câildir/kılandır, rızıkları yaratandır, bilgileri yaratandır, ölüleri dirilten ve tekrar öldürüp yeniden diriltecek olandır vb. Böyle olunca Rabbin ismini söylemenin ve o isme iltica etmenin anlamını fark etmiş olmalıyız: Rabbin ismini düşünmek için önce yaratılışı hatırlamak, bunun için önce statik ve durağan mağara dünyasını reddetmek gerekir.
Şehrin mağaraya, Hira'nın Mekke'ye tebliği buydu.
Ekrem Demirli