Arama

Prof. Dr. Sefa Saygılı
Haziran 1, 2020
İflas etmiş evrim teorisinin kurucusu Charles Robert Darwin’in hayatı

19. yüzyıl, tahrif olmuş Hıristiyanlığın baskısına reaksiyon olarak materyalizm ve ateizmin zirveye ulaştığı zaman oldu. Yeni bilimsel ve teknik buluşlar yapılıyor, bunlarla aldanan insan, kâinatın bütün sırlarını çözebileceğini sanıyordu. Hâlbuki geçen yıllar her bilinenin pek çok bilinmeyeni davet ettiğini gösterdi.

İşte 19. asırda, bazı filozoflar birtakım peşin hükümler ve art niyetlerle nazariyeler kurdular ve bunları, ispatlanmış bilimsel gerçekler şeklinde göstererek kitlelere empoze ettiler. Bunlardan en tanınmış dördü, materyalist ve ateist felsefenin de temeli sayıldı: Ekonomide Marx, Biyolojide Darwin, Psikolojide Freud ve Sosyolojide Durkheim. Dünyayı aldatan bu dört şahsın birçok ortak özellikleri vardı: Bilim adamı değil ideologdular; insanları sevmezler, gizli veya aşikâr kin beslerlerdi; göz boyama kabiliyetleri belirgindi ve hepsi de ateistti.

Bunlardan ele alacağımız Darwin'in çocukluğu bir çeşit koleksiyon merakı içinde geçti. Hem saf, hem de haşarı bir ruh taşıyan Darwin'in tabiata karşı aşırı bir ilgisi vardı. Kimyadan zevk alıyor, koleksiyon yapmak için avcılık yapıyor ve öldürdüğü kuşları samanla dolduruyordu. Büyüdüğünde, babası onun din adamı olmasını istedi. Darwin, önceleri bunu kabul ettiyse de sonra vazgeçti. 1825'de tıp tahsil etmek için kardeşiyle Edinburg'a gönderildi. Fakat maymunlara olan hayranlığından ötürü okuyamadı. Saatlerce onların karşısına geçiyor, onları büyük zevkle izliyor ve bir türlü ayrılmak bilmiyordu. Maymunları nedense kendine yakın buluyordu.

Darwin'i babası küçük yaşlardan itibaren onu aşağılar, horlardı:

"Seni, anlaşılan ava çıkma, köpeklerle eğlenme ve fare yakalama dışında hiçbir şey ilgilendirmiyor. Geleceğin, kendin ve ailen için yüz karası olacaktır!"

Darwin sekiz yaşlarındayken annesini kaybeder. Okulda hiç başarılı değildir. Öğretmenler arasında ona "aptal" gözüyle bakanlar bile vardır.

Babası onu iki yıl sonra Cambridge'e gönderdi. Darwin orada da derslerine çalışmadı. Vaktini toplantılarla, gezintilerle, akşam yemekleri ve kumar ile geçiriyordu. Ailesi, çocukluk ve gençlik yıllarındaki davranışlarından bezmişlerdi ve şerefli, saygın bir insan olacağına inanmıyorlardı.

1831'den 1836'ya kadar Güney Amerika ve Pasifik Adalarını ziyaret eden Beagle adlı küçük bir gemideki heyete dâhil oldu. Bu gezide, bir doğa bilimci olarak nesli kesilmiş varlıklar ile yaşayan canlılar arasında bir ilgi gördü; insanların hayvan ve bitki yetiştirmelerinde çeşitlerin seçilerek elde edilmesi üzerinde dikkati toplandı.

1838 Ekiminde Darwin, Thomas Malthus'a ait "Nüfus Üzerine Bir Deneme" makalesini okuduğunda, kafasında şimşek çaktı. Yazı, dünyadaki yiyecek miktarının artışından daha fazla bir çoğalma gösteren canlıların aralarında amansız bir yaşama kavgası olacağından bahsetmekteydi. O zamanki gözlemleri Darwin'in zihninde henüz böyle bir neticeye varmamıştı. Malthus'u okuyana kadar da, bu yaşama kavgasının evrime tesiri olabileceğini düşünmemişti. Bu fikri böylece teorisinin temeli olarak kabul ettikten sonraki 20 sene onu destekleyecek delil aramakla geçti. Müşahedesi ile bu makaleyi birleştirebilirse, birden meşhur olabilirdi.

Darwin'in ilk çocuğu 1839'da dünyaya geldi. O tarihte 30 yaşında olan Darwin, günümüze kadar gizemini koruyan bir hastalığın onu zayıf düşüren krizlerini yaşamaya başlamıştı. Hayatının geri kalan kısmında arka arkaya gelen acı verici nöbetler yüzünden aile hayatının ve evrim çalışmalarının tadını çıkaramadığı aylar süren dönemler oluyordu. Karın ağrısı, bulantı, kusma, mide gazı, baş ağrıları, düzensiz kalp atışları, çarpıntı, titreme, histerik ağlamalar, kulak çınlaması, dermansızlık, yorgunluk, bitkinlik, kaygı ve depresyon çekiyordu. Tedavilerden fayda görmüyordu, çelimsiz ve münzevi bir malul haline gelmişti. Darwin tarihçisi Gertrude Himmelfarb bu konuda şunları yazar:

"Kendisi birçok arkadaşının onu hastalık hastası olarak gördüğünü söylerdi.

Bilim onun hayatının dürtüsü oldu, ama hayatını belirleyen temel motif ıstıraptı. Oğlunun daha sonra anlattığı gibi, 40 yıl boyunca sağlıklı bir günü olmamıştı. Hayatı şiddetli hastalıklarla mücadele içinde geçti. Bezgindi, bitkindi." (Darwin'in Çöküşü, Say. 29)

Darwin teorisinin aksine hayatını kazanmak için hiçbir iş yapmadı. Hayatı boyunca babasının bıraktığı mirasla yaşadı. Yine Himmerfarb, Darwin'in bu mustarip olduğu sürekli bedensel rahatsızlıklarının düşüncelerini etkilediğini söyleyerek şunları ifade eder: "Darwin hayatını kazanmadığı için suçluluk duyardı ve bunu gerçekleştiremediğinden aşırı yetersizlik hissine kapıldı." Hayatını kendi emeğiyle kazanmak ona "çok zorlu ve imkânsız geliyordu, bünyesel zayıflıktan mustarip olan kendisinin bunu yapamayacağına inanmıştı."

Darwin, Evrim Teorisine dayanak bulmak için harcadığı 20 yılın sonunda, 1859'da kitabını yayınlamadan önce dahi tatmin edici bir ispat materyali bulamamış olduğunun farkındaydı. 23 Kasım 1859'da arkadaşı Lyell'e şöyle yazıyordu: "…Sık sık vücudumu terler basar. Ve kendi kendime hayatımı bir fantezi uğruna mı sarf ettim diye sorarım." İki gün sonra ise Huxley'e: "Dehşetli bir şüphe içindeyim, belki de birçokları gibi ben de kendimi kandırmaya çalışıyorum..." diyordu.

Darwin biyografisi yazan Adrian Desmond ve James Moore şöyle diyorlardı:

"Dehşet verici bir materyalizme tutulmuştu. Gizlediği not defterlerine daha aylar önce aldığı notlarda, insan zihninin, ahlakın ve hatta Tanrı inancının insan beyninin ürünleri olduğu sonucuna varmıştı… Gizli kapaklı çalışmak migren ağrıları çekmesine, hasta yatağında kıvranmasına, kendine eziyet edileceğinden korkmasına sebep oluyordu." (Darwin: The Life of a Tormented Evolutionist, 1994)

Darwin, 22 Mayıs 1863 yılında Dr. Bertham'a gönderdiği özel bir mektubunda Evrim Teorisinin en ufak bir delilden bile mahrum olduğunu kendi ifadesiyle şöyle yazıyordu: "Aslında şu anda tabii seleksiyon teorisindeki iddia, genel düşüncelere dayanmak mecburiyetindedir. Teferruata indiğimiz zaman, tek bir türün dahi evrim neticesinde değişmemiş olduğunu görürüz. Mevcut değişmelerin ise, teorinin temelindeki izah tarzında olduğu gibi, türün mükemmelleşmesine yarayan değişmeler olduğunu ispat edemeyiz. Ayrıca neden bazı türlerin değişip, diğerlerinin değişmemiş olduğunu da bir izaha kavuşturamayız."

Asa Gray'a mektubunda ise, "Evet biliyorum, ümitsiz bir vaziyette çıkmaz bir sokakta dikiliyorum. Dünyanın, bizim tespit ettiğimizi zannettiğimiz şekilde tesadüf yolu ile meydana gelebileceğine inanamıyorum. Diğer taraftan bütün ayrıntıların, bir plân ve program etrafında geliştiğini de kabul edemiyorum" ve "Söz konusu ettiğim görüşlerin çoğu spekülatiftir ve bunların bazılarının yanlış olduğu hiç şüphesiz ispatlanacaktır. Ama ben, önceki ve çok yayılmış olan, her türün maksatlı yaratıldığı inancını tamamen bertaraf edemedim" diyordu.

Darwin, canlıların sahip olduğu organların mükemmelliğini düşündükçe kendi teorisine isyan ediyordu. Hele gözler... "Canlıların sahip olduğu gözleri düşünmek, beni bu teoriden soğuttu" demişti.

Mektuplarından anlaşıldığı gibi, Darwin'in bizzat kendisi, teorisine inanmıyordu. Fakat ortaya attığı anda, yaradılışın ihtişamı karşısında ezilip büzülen materyalist ve ateist gruplar tarafından öyle bir kabul gördü ki kendisi de gördüğü ilgiye şaşırdı. Bir takım yayın organları devamlı olarak evrimi lanse ediyor ve bazı şişirme haberlerle ona destek veriyorlardı. London Times gazetesinin başlattığı büyük reklâm kampanyası ve 1864'de Kraliyet Cemiyetinin Darwin'i madalya ile taltif etmesi, bunlardan ikisiydi. Darwin, arkadaşı Hooker'e yazdığı mektupta hayretini şu cümle ile açıklıyordu: "Neredeyse başım dönecek, biraz mütevazı olmaya gayret etmeliyim."

Darwin'i evrim inancına iten sebepler arasında; insanlardan nefret eden hislere sahip oluşu ve şöhret olma arzusu yanında; her aynaya baktığında onu üzen çehresi de mühim bir yer işgal ediyordu. Tabiatta düzen olsa, bu çirkin burnun yüzünde ne işi vardı? 1861'de Lyell'a yazdığı mektupta: "Bana samimi olarak söyle: Burnumun bu şeklinin akıllıca bir kasıt sonucu meydana geldiğine inanıyor musun?" diye soruyordu.

Darwin'in çirkinlik kompleksinin ne boyutta olduğunu oğlu Francis'in hatıralarından takip edebiliriz:

"Babam ruhen hasta bir adamdı. Aynadan nefret ederdi. Çocukluk arkadaşlarından duyduğuma göre, alın kemikleri ileriye fazla çıkık olduğu için onu "Maymun Charles" diye çağırıyorlarmış. Bu çocukluk hatırası, babamın şuuraltında derin izler bırakmış olmalı. Babam, bir gün iyice rahatsızlanmıştı. Sebebini sorduğumuzda, okuduklarının tesirinde fazla kaldığını söylemişti."

Darwin'in gizli kalmış bazı kabiliyetleri de evrim teorisinde büyük işe yaramıştı. Oğlu Sir Francis Darwin, babası için "En ufak bir tahrikle harekete geçecek teori imal gücüne sahipti" diyordu. Darwin'i tahrik edecek âmiller ise, fazlasıyla mevcuttu. 1866 senesinde evrimci arkadaşı Herbert Spencer'in meşhur bir eserini okuduktan sonra Hooker'a şöyle yazmıştı: "Onu okuduğum zaman kendimi değersiz hissediyorum. Benden daha zeki ve kabiliyetli oluşu bana dokunmuyor ama göz boyama sanatında benden üstün bir usta olduğunu hissettikçe üzüntü duyuyorum."

Bir başka yerde de "Bazen düşünüyorum da yıllarca bir konu üzerinde çalıştıktan sonra ortaya çıkardığı çılgınca bir görüşe herkesi inandıran manyaklardan biri olup olmadığımdan endişeye kapılıyorum" diyordu.

Darwin, yaratılışa karşı çıkıyordu ama Yaratıcı fikrini bir türlü çürütemiyordu. Şöyle diyordu:

"Tanrının varlığı hakkında hislere değil akla bağlı bir başka nokta da, çok önemli bir konu olarak beni etkiliyor. Bu muazzam ve harikulade evreni, çok geriye ve çok ileriye bakabilme kabiliyeti bulunan insan da dâhil olmak üzere, kör tesadüf veya zaruretin eseri olarak görmek çok güç, hatta imkânsızdır. Böyle düşününce bir dereceye kadar insanınkine benzeyen zihin sahibi bir ilk sebep aramak zorunda kalıyorum... Benim tamamıyla inandığıma göre, en aşağı hayvanlarınki kadar basit bir zihinden çıkmış (evrilmiş) olan bir akla, böyle bir sonuç çıkardığı zaman, güvenilebilir mi?"

Çünkü bu teoriye göre hiç hesaba katılmayan akılsız ve gayesiz tesadüflerin ürünüydü insan. Zaten Darwin şu mantığı yürütüyordu:

"O korkunç şüpheyi her zaman yaşarım: Daha düşük seviyedeki hayvan zihinlerinden gelişen insan zihninin hükümlerinin bir değeri olabilir mi veya güvenilir midir diye?" Gerçekten evrenin, hayatın ilk başlamasının, insanın; bilinçli tasarım yerine tesadüfler sonucu meydana geldiği iddiası şu muammayı ortaya çıkarmaktadır: Şayet mantıklı düşünme tesadüf eseriyse, güvenilir olabilir mi? Eğer hepimizin düşünceleri sırf tesadüflerden ibaretse, o halde niçin her birimiz, düşüncelerimizin doğru ve mantıklı olduğunu düşünürüz? Düşüncelerimiz sadece bir tesadüfse, onlara nasıl güvenebiliriz?

Darwin bu noktada çaresizlik içinde ellerini açıyor ve şunları söyleyerek sözünü bitiriyor:

"Böyle karmaşık meselelere en ufak bir ışık tuttuğumu dahi iddia edemem. Her şeyin başlangıcındaki sır bizim için çözülemez halde duruyor."

Darwin teorisini ortaya attıktan sonra kişiliğinde de değişiklikler olduğunu fark etti. Çünkü evrim teorisine inanan bir kişinin etrafındaki güzellik, rahmet ve şefkat manzaraları karşısında başta görme duyusu olmak üzere her türlü his ve melekesini bir yana atması gerekir. İşte kendi sözleriyle itirafları:

"Galapagos seyahati hatıralarımda, bir Brezilya ormanının ihtişamını seyrederken 'İnsanın zihnini dolduran ve yücelten hayret, takdir ve sadakat gibi ulvi duyguları yeterince ifade edebilmeye imkân yoktur' diye düşündüğümü yazmıştım. İnsanın içinde, maddi bedeninden daha başka bir şeylerin de bulunduğuna o zamanlar inandığımı hatırlıyorum. Fakat şimdi en muhteşem manzaralar bile bende böyle hisler ve böyle bir kanaat uyandırmıyor. Haklı bir şekilde, renk körlüğüne müptela olmuş bir adama benzetilebilirim."

O zamanın ciddi bilim çevreleri Darwin'in iddialarına şiddetle karşı çıktılar ve zooloji (hayven bilimi) bölümüne kaydedilmesi reddedildi. Fransız Akademisinin ileri gelen bir üyesi 1 Ağustos 1872 tarihli Nature dergisinde şunları yazıyordu:

"Darwin'e akademinin kapılarını kapayan şey bilimsel olduğu ileri sürülen "Türlerin Kökeni" kitabının bilimsel değil, zanlar ve çoğu yalanlarla dolu asılsız hipotezler yığını oluşudur. Bu tip yayın ve teoriler, kendine saygı duyan bir kuruluşun destekleyemeyeceği kötü misallerdir."

Darwin'in teorisi sonraları birçok fikirlere kaynaklık etti. Bunlardan "Sosyal Darwinistler", Darwin'in teorisindeki "hayvan" kelimesi yerine "insan" ve "toplum" kelimelerini kullanarak tehlikeli inançlara kaydılar. Hayatı, insanlar arasındaki mücadele saydılar. Onlara göre bu mücadele doğaldı ve faydalı idi. Bu şekilde zayıf insanlar ve toplumlar ezilir, güçlü olanlar hayatta kalırdı.

Darwinizm'e dayanan faşizmde, birtakım ırkları ortadan kaldırmak maksadıyla tabiî elenme veya en uygun olanın yaşaması fikri kullanıldı. Darwinizm, Marksistler tarafından da sınıf mücadelesine uygulanarak iyice çarptırıldı. Bu arada insafsız büyük şirketler daha ufak şirketleri ortadan kaldırmalarını da aynı gerekçelere dayanarak haklı göstermeye kalktılar.

Darwin'in teorisini ispatlamak için, o devirden bu yana olağanüstü gayretler gösterildi. Bir kazıda bulunan kemik parçası, hayali geniş olan evrimcilerce fikirlerini ispatlayan buluş olarak lanse edildi. Piltdown adamı gibi bütün dünyada acı tebessümlere yol açan sahtekârlıklara başvuruldu.

Yıllar Darwin'in aleyhine işledi. Teorisine destek olarak gösterdiği maddeler, teker teker bilimin, moleküler biyolojinin ve antropolojinin keşifleriyle çürütüldü.

Maddeciler ne kadar savunmaya devam ederlerse etsinler, şu an evrim teorisi tarihin çöplüğüne atılmış durumdadır.

KAYNAKLAR

1- Darwinizm. Prof. John N. Moore-A.N. Field.

2- Felsefe (Düşünürler Bölümü) Orhan Hançerlioğlu.

3- Filozoflar Ansiklopedisi. Cemil Sena.

4- Dünyayı Değiştiren Kitaplar. Robert B. Downs.

5- En Etkin 100. Michael H. Hart. Sabah K.

6-Aramızda Kalsın Tanrı Var. John C. Lennox. Ufuk Yayınları, 2012.

7- Akıllı Homo Sapiens. Leonard Mlodinow. Say Yayınları,2018.

8- Modern Dünyaya Yön Veren 50 Düşünür. Stephen Trombley. Kolektif Kitap, 2016.

9- Bilimin Öncüleri. Cemal Yıldırım. Tübitak Y.

Sefa Saygılı

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN