Arama

Mustafa Özcan
Aralık 7, 2023
İsrailiyat ve Yahudileşme eğilimi
Sesli dinlemek için tıklayınız.

İsrailiyat, Yahudi kitaplarından İslam literatürüne sızan bilgi kırıntılarına denilir. Bunların bir kısmı doğru veya doğruya yakın olabilir. Bu tür bilgiler Müslüman olan Yahudi bilginleri tarafından paylaşılmış ve Müslümanlara intikal etmiştir. Hemmam İbni Münebbih veya Vehb İbni Münebbih veya benzerleri kanalıyla İslami literatüre yol bulmuştur veya kimilerine göre sızmıştır. Bu zatların İsrailiyatla ilgili rivayetlerini tarihe uzanan komplo teorileri olarak görenler de bulunmaktadır. Sahih olan rivayetleri de onlar üzerinden yürüterek, göstererek bunlara şüphe gölgesi düşürmeye çalışanların varlığı bir gerçektir. Deccal, Mehdi inkarı meselesi bunlar arasındadır. İsrailiyatın Müslümanlar arasında kabul görmesi ve yaygınlaşmasının nedeni geçmişten geleceğe duyulan meraktır. Bu fuzuli merak sahibi insanlar bu tür tartışmalı malumat edinmeye meyyaldirler. Tarih alanında da buna benzer tartışmalı rivayetler veya anlatımlar çoktur. Bu açıdan bütün suçu Vehb İbni Münebbih veya Hemmam İbni Münebbih gibilerine yüklemek kolaycılık olur. Tahkik ve tetkikin dışına çıkarak İsrailiyat rivayetlerinin meraklısı ve alıcısı boldur.

İsrailiyatın yanında bir de Yahudileşme eğilimi vardır. İsrailiyat bir sızıntıya işaret eder. Eskiler buna des veya indisas derler. Yahudileşme eğilimi ise bir çığıra ve eğilime tekabül eder.

İkisi de zararlı olmakla birlikte sistematik olanı Yahudileşme eğilimidir. Yahudi geleneğinde ya da kelamında yaygın olan antropomorfist eğilim ya da insan biçimcilik, insanî niteliklerin başka bir varlığa yansıtılması ve atfedilmesi Yahudileşme çığırını temsil eder. Hayvanlar, cansız varlıklar, tabiat güçleri, monoteist ve politeist dinlerdeki tanrılar, melekler, şeytanlar, cinler ve daha başka kavramlar da "antropomorfizm" konusu olabilir. Bu mesele İsrailiyattan ziyade Yahudileşme eğilimini temsil eder.

Mısırlı allame Muhammed Gazali'nin ifade ettiği gibi Yahudilikle İslam arasındaki benzerliklerden birisi şeriat köprüsüdür. Mecd Ahmet Mekki'nin kaleme almış olduğu 'Nedevat Muhammed Gazali' adlı eserde de değinildiği gibi Beni İsrail'den sonra onlara inzimamen Müslümanlar da imtihana tabi kılınmışlardır. Onun nazarıyla Yahudileşme eğilimine ve akımına kapılmamak için Müslümanların yapmaları gereken şey, yaratıcıları karşısında edeplerini takınmalarıdır. Yahudiler Allah'ın cimri olduğu gibi iddialar ortaya atmışlar ve bunlara da Kur'an tarafından yer verilmiş ve geçmişe dair anlatımlar kalıbında ifade edilmiştir. Bu alandaki hassasiyetinden dolayı Gazali 'Maallah' kitabını kaleme almıştır. Aynı alandaki başka bir eseri ise Huluku'l Müslim'dir. Bediüzzaman da edep dairesinde Allah'ın işine karışmama prensibini esas alır ve kuralını hatırlatır. Kur'an tanıklığına göre Yahudiler ise Allah'ın işine karışmışlar ve onu güzel isimlerle değil kötü sıfatlarla anmışlardır. Allah nübüvveti Yahudilerden aldıktan, çektikten sonra Müslümanlara devretmiştir. Hem siyaset hem de vahiy dairesinde Müslümanlar Yahudilere varis olmuşlardır. Muhammed Gazali buna dair Kur'an'dan delil/tanık getirir. Fatır Suresinin 31 ve 32'nci ayetleri bu gerçeğe tanıklık eder: Sana vahyettiğimiz kitap kendinden öncekileri doğrulayıcı bir hakikattir. Kuşkusuz Allah kullarından haberdardır, her şeyi görmektedir.

Sonra biz kullarımızdan seçtiklerimizi o kitaba mirasçı kıldık. Onlardan kimi kendine kötülük eder, kimi orta bir durumdadır, kimi de Allah'ın izniyle hayır işlerinde yarışır; işte büyük lütuf budur.

Seyyid Kutup da aynı konuya; Müslümanlarla Yahudiler arasındaki şeriat köprüsüne El İslam ve Müşkilatü'l Hadare adlı kitabında temas eder. Maide Suresi'nin 44 ile 50 arasındaki ayetleri tanık olarak getirir ( El İslam ve Müşkilatü'l Hadare, s: 51-52, Guraba, İstanbul).

Ahlaki yozlaşma açısından benzerlik

Dünyaya düşkünlük ya da dünyevileşme iki taraf arasında benzeri bir araz ve sıfattır. Muhammed Gazali ilgili satırlarında Müslümanların Kur'an ve peygamberleri karşısında Yahudilerin Tevrat ve peygamberlerine nazaran daha saygılı davranacaklarını umduğunu ifade etmektedir. Ayrıca hayır ve şer karşısında Yahudiler gibi duygusal soğukluk içinde olmamalarını dilemektedir. Yani Müslümanların Yahudiler gibi başkalaşma ve dönüşüm geçirmemelerini temenni etmektedir. Kalplerini dolduran gurur ve kibirden azade ve uzak kalmalarını temenni ve niyaz ediyor. Yahudiler gibi Müslümanların da amel etmeden sadece tevekkül ederek cennete kavuşma isteklerini galiz bir dilek olarak görür. Müslümanların da seçilmişliklerine güvenmelerinden endişe etmektedir. Çile çekmeden mükafata konmak gibi. Beni İsrail ahlakının bazı Müslümanlara sirayet ettiğini vurgulayan Muhammed Gazali, İsrailiyatın sadece kitaplardan kitaplara geçmediğini, ümmetten ümmete ve insandan insana geçtiğini vurgular. Yahudi ahlakiyatının bazı Müslümanlara da geçtiğini ifade etmektedir. Bu baptan olmak üzere kimi Müslümanlar da Yahudiler gibi cenneti amelsiz kazanabileceklerini umut etmektedirler. İşledikleri günahlara omuz silkip geçmektedirler. Toplumun seyrini, gidişatını, eğilimini dikkate almamakta ve ümmet bazında menfi dönüşümü umursamamaktadırlar. Salih olmayı yeterli görmekte ıslahata kulak asmamaktadırlar. Toplumun kötüye doğru dönüşümünü umursamazlıkla karşılamaktadırlar. İyiliği emretmekten kötülüğü sakındırmaktan kaçınmaktadırlar. Duyarsız davranmaktadırlar. İyiye kötü, kötüye iyi muamelesi uygulanmasını sineye çekmektedirler (Nedevat Muhammed Gazali, s: 343).

İnanç bazlı ya da akait alanında benzeşme

Rahmeti Rahman'a kavuşan Milli Görüş camiasından Lütfi Doğan Hoca'nın dilimize "Mutluluğun Kazanılması" başlığı altında Ragıb el İsfehani'den çevirdiği "Tafsilu Neş'eteyn ve Tahsilu Saadeteyn" kitabıyla alakalı küçük bir araştırma yaparken akait alanında konumuzla ilgili bir tanıma denk geldim. Müfredat sahibi Ragıb el İsfehani, Mutezile mensuplarının "halku'l Kur'an" tezlerinin Yahudilere dayandığını ve onlardan alınma olduğunu ifade ediyor. Veya öyle bir çıkarımda bulunuyor. Allah'ı mahlukatına veya kullarına benzeten Yahudiler onun kelamını da aynı şekilde mahluk olarak nitelendirebilirler. Kimi Hanbelilerin Kur'an'ın yazıldığı kağıt ve mürekkebi de kadim olarak telakki etmeleri gibi. Eş'ariler gibi sofistike veya müteşabih alanın ayrımına varamamışlardır. Dolayısıyla "halku'l Kur'an" meselesi Mutezile literatürüne Yahudilik kanalıyla yol bulmuş, sızmış olabilir. Yahudilik anlayış ve yaklaşımından sızmış ve yol bulmuş olabilir.

Antropomorfizm anlayışları (teşbih ve tecsim) kelam alanına da yansımış olabilir. Bilhassa tarih içinde selefi akım içinde bu anlayışın köklerinin derin olduğunu görebiliyoruz. Nitekim, Zahid el Kevseri tarafından da tahkik edilen Hanbeli fakih, tarihçi, müfessir ve vaiz Şeyhülislam Ebu'l Ferec İbnü'l Cevzi'nin "Def'i Şübehi't Teşbih Bieküffi't Tenzih" kitabı, tarih içinde bazı Hanbeliler arasında yaygın olan bu damarı eşelemektedir. Akait alanında Yahudilerin en büyük sapmalarından birisi tecsim ve teşbih (antropomorfizm ) akımıdır. Özellikle Hanbelilerin bir kısmı ve daha sonra kendilerine selefi denilen kesim ayetlerin zahiriyle yetinmişler ve antropomorfist yaklaşımı benimsemiş ve esas almışlardır. Bu yönüyle Yahudileşme eğilimi göstermişlerdir. Nasların anlaşılmasında kadim Yahudi anlayışı seslendirdikleri ve geleneği benimsedikleri görülmüş ya da ileri sürülmüştür.

Günümüzde bu çekişme ve polemik Eş'arilikle Selefilik arasında sürgit devam etmektedir. Sözgelimi Cezayir'de Eş'ari ve sufi akımı temsil eden Şemsettin Burubi, Ferakisi'ler yani Farkuscular adını verdiği selefi akıma kafa tutmuş ve onları tartışma minderine davet etmiştir. Onlara meydan okumuş ve onların Yahudi olmasalar da akait alanda Yahudi anlayışını temsil ettiklerini ileri sürmüştür. 12 selefi ileri gelen şahsiyet onu reddetseler de muhatap almadıklarını söyleyerek tartışma davetine yok farz etmişlerdir. 2012 yılından beri en Nehar kanalında vaazlar veren ve Cezayir'in şeyhi lakabıyla anılan Şemseddin Burubi, Selefilerin tecsim ve teşbihe düştüklerini ve bu eğilimin Yahudilikten geçme olduğunu ileri sürmektedir.

Cezayir ve benzer ülkelerde Selefilik ile Eş'arilik arasında mezhep çekişmesi bazen şiddetleniyor. Bazen devlet erki tarafından iki tarafın hatiplerine de görsel alanda sınırlama getiriliyor. Selefi eğilimli Muhammed Ali Farkus ile muarızı Şemseddin Burubi ekranda veya minberden men ediliyor. Mısırlı Camiye akımının ileri gelenlerinden Muhammed Raslan'ın Vakıflar Bakanlığı tarafından bazen hitabetten men edilmesi de bu örnekler arasında gösterilebilir. Ekranlardan kamını, arzusunu alamayan bu isimler birbirlerine reddiye yazarak polemiklerini başka boyutta sürdürüyorlar. Abdullah Tel, "Cuzuru'l bela" isimli kitabıyla Siyonizmi ve Yahudiliği hedef almıştır. Aynı isim altında (Cuzuru'l bela) Şemseddin Burubi de akide de Yahudi yöntemini benimsediğini savunduğu Farkus ve Cezayir selefilerini hedef almış bulunuyor.

Şemseddin Burubi bu hususta özet olarak şunları söylüyor: "Allah'ın pabucu, elbisesi olduğuna, giydiğine inanan ve yine göğsü, başparmağı ve uyluğu olduğuna inanan kesimler, Yahudilik inancı veya yöntemi üzerinedir. Buna mukabil karşı atak gelmekte gecikmemiştir. Şemseddin Burubi'nin bir konferansına karşılık bir reddiye yazan selefimeşrep "Ebu Sehl Nurettin Yattu" adlı yazar da karşı iddia olarak tasavvufun Hint bağlantılı veya asıllı olduğunu ileri sürmektedir. Ebu Sehl ayrıca ilk kuşak veya nesil sufilerin tamamının Arap değil acem olduklarını hatırlatmaktadır. İbrahim Ethem, Şakik el Belhi, Ebu Yezid el Bistami, Yahya İbni Muaz er Razi bunlardan bazılarıdır. Cüneyd-i Bağdadi de öyledir. Buna mukabil Şemseddin Burubi gibi tasavvuf sahasını savunanlar ise ilk muhaddislerin de Arap olmadıklarını hatırlatmaktadırlar. Böylece altlarından zemini çekmektedir.

Selefiler genellikle kelam ile tasavvufa karşı duruyorlar ve onları bidat meslek olarak görüyorlar. Buna mukabil teşbih ve tecsimden kaçınmayan selefiler de karşıtlarının nazarında akide de Yahudi yöntemini veya meşrebini benimsemiş sayılıyorlar. İki tarafın da haklı ve haksız yönleriyle birlikte tartışma uzayıp gidiyor.

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN