Arama

İsmail Güleç
Haziran 22, 2023
Bir tez savunmasının hikayesi

Bir yükseköğretim kurumunu üniversite yapan unsurlardan birincisi hocaların ve öğrencilerin akademik özgürlüğü olduğu cümlenin malumudur. Bu özgürlüğün olmadığı kuruma adında üniversite geçse bile gerçek manada bir üniversite olduğundan söz edilemez.

Yazıya neden böyle bir girişle başladığımı hemen söyleyeyim. Bir arkadaşım başından geçen bir tez savunmasını anlattı. Dinlerken defalarca "hadi canım", "bu kadar da olmaz" gibi cümleler kurduğum ve güçlükle inandığım olayı kısaca özetleyeyim.

Malum, tezlerde danışmanın da bulunduğu bir jüri olur. Arkadaşım öğrencisine tezi tamamlatır ve diğer üyelere sunar. Jüri üyeleri tezi beğenirler ve savunulmaya layık bulurlar ve tezin savunulması için tarih belirlenir. Buraya kadar her şey normal ve tabi seyrinde.

Belirlenen tarih gelir ve öğrenci ve danışmanı sınavın yapıldığı salona gelirken öğrencinin de hocası olan bir arkadaş sınavı izlemek istediğini söyleyince "Buyurun, birlikte gidelim" denir ve salona girilir.

Jüri üyelerinden biri rektörün yakın akrabasıdır. Bu kişi, jüri başkanı olmamasına ve kendisine yönetmeliklerde dileyen herkesin sınavı izleyebileceğine dair madde hatırlatılmasına rağmen rektör yakını olmanın verdiği cüret ve küstahlıkla misafir hocaya salondan dışarı çıkmasını söyler. Misafir olduğu yerde bir tatsızlık çıkmasını istemeyen hoca usulca dışarı çıkar. Duyduğumda tepki gösterdiğim ilk olay bu idi.

Ancak bundan daha vahim bir olay daha cereyan eder. Aynı kişi bu sefer aynı cüret ve küstahlıkla jüri başkanın rolünü de çalarak danışmadan hocayı salondan çıkarmak ister. Bunu duyduğumda nasıl bir tepki verdiğimi tahmin edebilirsiniz. Arkadaşımın biraz abarttığını düşündüm ve yanında bu olaya şahit olan birileri var mıydı, diyerek sordum. O da tüm olan bitenlerin en az on kişinin bulunduğu bir ortamda gerçekleştiğini bana isim vererek birkaç kez söylemek zorunda kaldı.

Bir tez savunmasında danışman hocaların müdahil olmaması, öğrencisine soru sormaması âdettendir. 30 yılı aşkın bir süreden beri üniversitede çalışıyorum, aynı zamanda üniversite tarihi hakkında da araştırmalar yapıyorum. Tüm bu çalışmalarım esnasında izlemeye gelenlerin ve danışman hocanın sınav salonundan çıkarıldığına ne duydum ne de gördüm. Tarihte ve yeryüzünde bunun ikinci bir örneği var mıdır, bilmiyorum.

Sınavın sonucunu kolayca tahmin edebilirsiniz. Adaya teziyle ilgili hiçbir soru sorulmadığı gibi konuyla ilgisi olmayan sorular sorulur ve aday başarısız bulunup ek süre verilir.

Hocasına kızıp ömrünün baharında içi neşe ve ümit dolu genç bir akademisyen adayının ümitlerini karartma ve moralini bozmaya hangimizin hakkı olabilir?

Üniversitelerimizin kahir ekseriyetinde süreç daha sağlıklı bir şekilde ilerlerken az da olsa buna benzer olayları duymak bizi hem akademi hem de ülkemiz adına üzüyor ve ümitlerimizi kırıyor.

Oysa üniversite böyle bir yer değil. İlk üniversitelerde sınava girmeye hazır olan aday genellikle bir katedralde, halkın da katıldığı bir ortamda tezini jüriye anlatır. Adayın yorumları bittikten sonra jüri sorularına geçilir. Daha sonra jüri kendi arasında toplanıp değerlendirir ve oylama yaparlar. Kararı başdiyakoz adaya ve halka açıklar. Yani sınav da sınavın sonuçlanması da halkın huzurunda olur.

Bizde de durum farklı değildi. İstanbul'un büyük medreselerine atanacak hocaların sınavları genellikle cemaatin de hazır bulunduğu Ayasofya, Fatih, Sultanahmet ve Süleymaniye gibi selatin camilerde yapılırdı. Mesela Çivizade ve İsrafilzade'nin imtihanları Rumeli kazaskeri Fenârîzâde Muhyiddin ve Anadolu Kazaskeri Kādirî efendilerin huzurunda halkın da katılımı ile Ayasofya'da yapılmıştı.

Günümüzde de sınav tarihi, isteyenlerin ve konuyu merak edenlerin katılabilmesi için önceden ilan edilir ve dinlemeye gelenler kendileri için ayrılan yere geçer ve oradan sessizce sınavı izlerler.

Üniversiteler kurulalı bin yıl oldu. Bin yıllık tarih içinde yazılı olan ve olmayan kurallar oluştu. Üniversiteyi inşa eden unsurlardan biri de yüzyıllar içinde biriken bu kurallar ve teamüllerdir. Buna etik ve akademisyen ahlakını da dahil edebiliriz.

Jüri başkanı olmadığı halde savunmayı izlemeye gelenleri ve danışmanı salondan çıkarmaya cüret eden tiplerin üniversite dünyasında yeri yoktur ve böylelerine asla izin verilmemelidir. Aksi ise üniversiteye ve bilime ihanettir.

İsmail Güleç

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN