Arama

İsmail Güleç
Kasım 4, 2019
Merkeb-i meşâhire

Acaba Şeyhî'nin (ö. 1429'dan sonra) Har-name'sini duymayanınız var mıdır? Bence olsa olsa hatırlamayanlarımız vardır. Onların da hatırlaması için metnin ilk mısralarını şuraya nakledeyim.

Bir eşek var idi zaîf ü nizâr
Yük elinden katı şikeste vü zâr

Gâh odunda vü gâh suda idi
Dün ü gün kahr ile kısuda idi

Ol çeker idi yükler ağır
Ki teninde tü komamıştı yağır

Şair bu minval üzere zayıf ve çaresiz bir eşeğin ahvalini anlatmaya devam eder. Sesi hayvanlar arasında en çirkin ses olmasına karşın gözü de en güzel göz olan eşek insanoğlunun hayvanlar aleminden bilinen en eski arkadaşlarındandır. Şeyhî eserinde, 64. beyitten itibaren insanoğlunun kadim arkadaşları arasında en çok şöhret olmuş olanları sayar.

Şeyhî'nin verdiği bilgilere göre tarihte en azından Şeyhî'nin yaşadığı tarihe kadar, bilinen üç tane meşhur eşek var: Nuh peygamberin gemisine binen eşek, Üzeyir peygamberin eşeği ve Hz. İsa'nın sırtına binip Kudüs'te dolaştığı eşek.

Nuh Peygamberin eşeği

Meşhur eşeklerin evveli Hz. Nuh'un gemisine aldığı eşektir. Onu meşhur eden özelliği ise şeytanı gemiye sokmasıdır. Şeytan gemiye binmenin yollarını arar ve sonunda gemiye binmek için sırasını bekleyen eşeğin kuyruğuna yapışır. Sıra eşeğe gelir ancak kapının önünde adeta çakılı kalır, adım atıp de içeri girmez. Hz. Nuh bir defa der, iki defa der, üçüncü defa da söylediği halde içeri girmeyince;

  • Ne beklersin melun, girsene içeri!

Diye bağırınca eşek yavaşça yerinden kalkar ve içeri adımını atar. Tüm hayvanlar içeri alınır, kapılar kapanır ve tufan başlar.

Birkaç gün sonra gemide şeytanı gören Hz. Nuh şaşırır ve "Sen nasıl içeri girdin bre melun?" diye çıkışır. O da eşeğin kuyruğuna yapıştığını, gir içeri melun, deyince de içeri girdiğini söyler. Hz. Nuh eşeğin neden içeri girmediğini anlar ama artık geç kalmıştır. Kaldı ki nerede insan varsa mutlaka şeytan da olacaktır.

Şeyhî'ye göre meşhur olan ilk eşek budur.

Üzeyir peygamberin eşeği

İkinci meşhur eşek Hz. Üzeyir'in eşeğidir. Bakara 259. ayette de geçer Hz. Üzeyir'in eşeğinin hikayesi.

Yahut altı üstüne gelmiş ıpıssız bir şehre uğrayıp: "Allah, bunu bu ölümünden sonra nereden diriltecek?" diyen kimse gibi. Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl öldürdü, sonra diriltti ve: "Ne kadar kaldın?" diye sordu. O: "Bir gün veya bir günden eksik kaldım." dedi. Allah: "Hayır, yüz yıl kaldın. Öyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! Bunlar, seni insanlara karşı gücümüzün bir canlı delili yapmamız içindir. Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Bu şekilde hak kendisine apaçık belli olduğunda: "Allah'ın her şeye gücü yettiğini şimdi biliyorum." dedi.

Ayet-i kerimede geçen ıssız şehir bir rivayete göre Kudüs, şehre uğrayan ve 100 yıl uyuyan kişi de peygamber olup olmadığı tartışılan üç kişiden biri olan Hz. Üzeyir'dir.

Hz. Süleyman'ın vefatının ardından sonraki dönemlerde Babil kralı Nabukednazar Kudüs'ü yerle bir eder, ortada taş üstünde taş bırakmaz ve halkını da esir olarak beraberinde götürür. Hz. Üzeyir de esirler arasındadır. Hz. Üzeyir bir yolunu bulup kaçar ve eşeğiyle birlikte artık terk edilmiş harabe bir şehir olan Kudüs'e gelir. Yorgun ve aç olan Hz. Üzeyir merkebini bir ağaca bağlar, yiyecek bir şeyler bakar ve dökülmüş meyveleri toplar, üzümleri sıkıp suyunu çıkarır, incirleri de önüne koyar. Bir ağaca yaslanarak Kudüs'e bakar ve bir yandan da düşünür:

  • Ey Allah'ım! Harabeye dönen bu şehir nasıl tekrar canlanır, dirilir ve eski günlerine kavuşur?

Böyle düşünürken yorgunluğun da verdiği rehavetle uykuya dalar. Tam yüz yıl uyur. Uyanınca ona ne zamandan beri uyuduğunu sorar. O da bir ya da daha az diye cevap verince yukarıda ayet-i kerimede geçen konuşmalar cereyan eder. Ve Allah, insanlara ibret olması için toprak olan o eşeği yeniden diriltir.

En meşhur ikinci eşek de budur.

Hz. İsa'nın eşeği

Hz. İsa'nın şöhreti tüm Filistin'i kaplamış, inananları çoğaltmıştır. Havarileri ile birlikte Kudüs'e gitmeye karar verir. Onun halk tarafından beğenilmesi Yahudileri korkutur ve onun krallık iddiasında bulunduğunu söyleyerek Romalı valiye şikâyet ederler. Hz. İsa da havarilerine buldurduğu bir eşek ve sıpası ile birlikte şehre girer ve büyük bir coşku ile karşılanır. Şehre girerken üzerine bindiği sıpa düşmanlarına bir savaş atının üzerindeki bir kahraman savaşçı gibi görünür. Oysa o Ahd-i Atik'te geçen bir ayeti tahakkuk ettirmektedir.

Daha sonra havarilerinden birinin ihbarı ile Fısıh Bayramı yemeğinin ardından yakalanır ve onun için çarmıha giden yolların taşları döşenmeye başlanır.

Üçüncü eşek, daha doğrusu sıpa da Hz. İsa'nın Kudüs'e girerken üzerine bindiği bu sıpadır.

Şimdi kimilerinizin aklına Hz. Peygamber'in Ya'fur adında eşeği var, Şeyhi onu niye zikretmemiş, sorusu aklınıza gelebilir. Muhtemelen Şeyhî Ya'fur'u biliyordu. Ama belki Hz. Peygamber'in o eşeğinin içinde bulunduğu nakledilmeye değer bir hadise yoktu. Belki de Peygamberimize olan hürmetinden dolayı adını böyle bir metinde zikretmek istemedi. Doğrusunu Allah bilir diyelim ve geçelim.

Aslında iki eşek daha var kültürümüzde meşhur olan. Nasreddin Hoca ile Keloğlan'ın eşekleri. Ama onlar Şeyhî'den sonra meşhur oldular. Türk eşekleri başlığı altında bir yazı yazarsam orada da onları anlatırım...

İsmail Güleç

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN