Arama

San’atı’nın Büyük İsimleri - 5

Hat San’atı’nın Büyük İsimleri - 5

HAT SAN'ATI - 16

HAT SAN'ATI'NIN BÜYÜK İSİMLERİ - 5

ELSİZ, AYAKSIZ BİR HATTAT: BÎDEST Ü BÎPÂ MEHMED EFENDİ

Kütüphânesi'nde G.Y.321 numaralı yazı albümünün içinde, sülüs-nesih larıyle yazılmış bir kıt'a mevcuttur (nu: 113). Kütüphanede bulunan arasında, san'at değerine bakılmaksızın, bu kıt'anın ayrı bir yeri olmak lâzım gelir. Örnek olarak verilen resminde de görüleceği gibi, kıt'ayı " ü bîpâ" () yazmıştır. Ayaksız olmak, yazmaya elbette mânî değildir ama, elleri bulunmayan bir kimse, kalemi iki bileği arasında tutup nasıl yazar? Sonra, eski sanat yazılarımızın, şimdiki kalemlere hiç benzemeyen tarzda ağzı olan ve sık sık na batırılarak kullanılabilen le yazıldığı, ayrıca, harflerin güzelliğini sağlayan incelik ve kalınlıkların, kalemin elde tutuluş şekline göre çıkarıldığı unutulmasın!

Her ne kadar, zamanımızda, ağzı veya ayak parmakları ile fırça tutarak resim yapanlar, hattâ sergi açanlar işitiliyorsa da, bu hüner, kamış kalemi, kaidelere bağlı kalarak dar bir çerçeve içinde bilekleriyle kullanmanın yanında, çok daha kolaydır.

Elsiz ve ayaksız ın bilinen yegâne kıt'ası.

Şimdi biz, bu elsiz ve ayaksız hattat muammasını çözmek için geliniz, hep birlikte neredeyse üç yüz elli yıl öncesine gidelim… Yine aynı kütüphanede (Hazine-1363, v. 147 a) mevcud "Vakāyînâme-i Abdi Paşa" isimli yazma tarih kitabından (11 Receb 1082) 14 Kasım 1671 gününün vukuatını okuyalım. Zamanının icabı, bir hayli ağır olan ifadeyi sadeleştirerek naklediyorum:

"İnsanoğlunu hayrete düşürecek ve ibretle seyredilecek kadar garib, nâdir vak'alardandır ki, iki eli bileklerinden ve iki ayağı bir şiddetli ârıza sebebiyle düşmüş; hâsılı ne el kalmış, ne ayak, böyle bir şahıs geçimini temin için dilencilikten başka yol kalmadığına karar verince, doğum yeri olan Bolu'dan İstanbul'a gelerek "Suyolcu" diye tanınan bir hattattan ders alıp, bir müddet bütün dikkatiyle çalışmaya devam eder. Elsiz olduğu halde, Allah''n yardımıyla bu dereceye getirdiği yazabilme kudretini meydana koymak için, bir En'âm-ı Şerîf yazıp, zikri geçen ayın yirmi dördüncü gününde, bir vasıta ile, padişâhımız () hazretleri tarafından işitildiğinde, bahsedilen şahsı huzuruna getirtti. Gözü önünde yazmasını emreylediği zaman, o elsiz ve ayaksız, hokka ve kalemini çıkartıp bir satır sülüs ve iki satır nesih yazarak görenleri hayret denizine düşürdü! Evvelce yazdığı En'âm-ı Şerîf'i de orada arzedip, padişahın lutfunun bolluğundan nasibini aldıktan başka, günde yirmi akçe emekli maaşı verilerek, muradına erdirilip gönlü hoşnud edilmişti".

"Padişahın bu husustaki emrinin yazıldığı berata, çekmem için evime geldiğinde, yalnız başıma iken görüp, ibret almak üzere, ben de ona yazı yazdırdım. Lâkin yazış şeklini anlatmak imkânsız! Sözün neticesi, görülmedikçe lâyıkıyla anlaşılmaz. Ama, kısacası bu ki, elsiz ve ayaksız hâlinde, iki bileğinin uçlarıyle hokkayı belinden çıkartıp, kalemi de iki bilek ucuyla kuvvetlice tutup, kâğıdı önünde yere koyarak, tuhaf bir tarz üzere, eli çabuk kâtipler gibi, korkusuz ve pervasız her ne isterse yazıp bitirir… Dilediğini işlemek kudretine sahib olan Allah'ı tesbih ederim".

Bîdest'in yazdığı eserlerin ne olduğu belli değildir. Büyük ansiklopedistimiz Müstakimzâde Sa'deddin Efendi de, yazılmasını iki yüz otuz yıl evvel bitirdiği Tuhfe-i Hattâtîn isimli değerli hat tarihi kaynağında, onun hiçbir yazısına rastlamadığını, Râşid Tarihi'ndeki malûmatı gördüğü için ismini kaydettiğini dip notunda belirtiyor. Buradan da anlaşılıyor ki, Bîdest'in eserleri, zamanın tahribkâr eline pek fazla dayanamamış ve yok olmuştur.

Nasılsa kalan ve buraya örnek olarak alınan kıt'a, vaktiyle müdekkık üstâdımız Necmeddin Okyay'ın (1883-1976) eline geçmiş, sonra onun kolleksiyonuyla birlikte Topkapı Sarayı Müzesi'ne intikāl etmiştir.

Bu yazı, birinci sınıf eser olmaktan elbette çok uzaktır. Ancak, elsizliğine rağmen, değme el sahiblerine taş çıkartacak derecede başarılıdır. Hele üstteki sülüs satırda geçen "kaf-te" bitişik harfleri, Necmeddin Efendi'nin de söylediği gibi, bir üstadın elinden çıkmışcasına mükemmeldir.

Yazı için en önemli iki uzvun birinden mahrum iken, istidadıyle bu kadar yazabilen Bolulu Bîdest Mehmed Efendi'nin kabri de belli değildir. Devhatü'l-Küttâb nâmındaki hattatlar tarihinde, II. Sultan Süleyman devrinde (yani 1687-1691 arası) vefat ettiği kayıtlıdır.

Denilebilir ki, elinin olmayışı, ona, büyük mahrumiyetlerden sonra, gerçi yirmi akça gündelik ve padişahın ihsanını kazandırmıştır ama, mıza muhakkak ki büyük bir üstâd kaybettirmiştir.

YAZIYI GÖNDER
İsim Soyisim
E-Posta
Alıcı E-Posta
Mesaj
Doğrulama
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
www.fikriyat.com
2017 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN