Arama

Osmanlı’da 30 yılda bir nüfus sayılırdı

Osmanlı’da 30 yılda bir nüfus sayılırdı

Nüfus sayımında çok eski bir geleneğe sahibiz. Osmanlı dönemine ait 1431’den itibaren vergi nüfusu sayım defterlerine sahibiz. Sayım memurları bugün katırların zor çıktığı yerlere gidip vergi nüfusunu kayıt altına alırdı.

Geçen hafta nüfus sayımı sonuçları açıklandı. 80 milyonu, ise 15 milyonu geçti. Yakın zamana kadar hem sayım şekli hem de sonuçları hep tartışılırdı. Teknolojinin düzgün kullanılmasıyla birlikte TÜİK tartışmaları bitirdi. Bizim nüfus sayımı konusunda aslında önemli bir geçmişimiz ve tecrübemiz var. Osmanlı döneminde doğru dürüst yolun ve haberleşmenin olmadığı bir zamanda sayım memurları bugün katırların zor çıktıkları yerlere kadar gidip, vergi nüfusunu kayıt altına alırlardı.


TAHRİR SİSTEMİ

Osmanlı Devleti, yeni fethettiği memleketler ile kendi arazisini, toprağın mülkiyet ve tasarruf biçimi ile vergi miktarını tayin ve tespit etmek gayesiyle belirli zamanlarda istatistikî bilgiler edinirdi ki buna "tahrir" denirdi. Yapılan bu tahrirlerin, Osmanlı Devleti'nin teşkilatlanmasında ve bu teşkilâtın bir düzen içerisinde işlemesinde büyük rolü vardı.

Bu sistemin kurulmasında ve uzun müddet başarı ile uygulanmasında idarî, malî ve askerî zaruretler mevcuttu. Devrin şartları icabı vergilerin toplanması ve nakli güç olduğundan, askerlerin önemli bir kısmı ile bir kısım memur maaşları ve devletin yapacağı bir kısım harcamaların merkezî hazineden nakden ödenmesi zordu. Askerî veya idarî görevliler hizmetlerinin karşılığı olan maaşları bulundukları yerlerdeki vergileri kendi nam ve hesaplarına toplamaları imkânını sağlayan dirlik beratları ile temin ederlerdi. Bu sisteme timar adı verilirdi.

Bu sistemin işleyebilmesi için devletin ülkenin her yerindeki her türlü vergi geliri kaynaklarını sıhhatli ve ayrıntılı olarak bilmesi ve bunlarda meydana gelecek değişiklikleri takip edebilmesi için de sık sık yeni tahrirler, yani sayımlar yaptırması gerekiyordu. Devletin en büyük askerî gücünü teşkil eden timar sisteminin ayakta kalması tahrirlerin sıhhatli ve düzenli olarak yapılmasına bağlı idi.


30 YILDA BİR SAYIM

Osmanlı Devleti'nden önceki Selçuklular, İlhanlılar, Memlükler bu türlü tahrirler yapmışlardı. Tahrir sistemine Roma İmparatorluğu'ndan İngiltere'ye, eski Mısır'a kadar dünyanın her tarafında rastlanılır. Ancak Osmanlı sistemi eskilere göre çok gelişmiş ve ileri bir örnekti. Osmanlılar'da tahrir sistemi Birinci Murad (1362-1389) devrine kadar inmektedir. Fakat elimizdeki ilk mevcut defter, İkinci Murad (1421-1451) devrine ait 1431 tarihli Arvanid, yani Arnavutluk defteridir. Bu defter Osmanlı tarihçiliğinin en önemli ismi rahmetli Halil İnalcıkhocamız tarafından yayınlanmıştır.

Tahrirlerin 30-40 yılda bir yapılması kanundu. Fakat bu genel sayımların yanısıra daha kısa süreler içinde, çeşitli sebeplerle tahrir yapılırdı. Saltanat değişiklikleri ve vergi gelirlerinin herhangi bir surette artma veya azalma göstermesi yeni sayım yapılmasının sebeplerindendi.

Yeni fethedilen memleketlerin de tahriri yapılırdı. Böylece yeni fethedilen bölgenin devlete dahil edilmesi resmen ve hukuk bakımından tespit edilerek, bölgenin bir envanteri çıkarılmış olurdu.

Yeni fethedilen toprakların tahriri yapılıp, defterleri hazırlanınca orada Osmanlı hâkimiyetinin yerleşmesi tamamlanırdı.


VERGİ NÜFUSU TAM SAYILIRDI

Tahrir yapılmasına karar verildiğinde bu işten anlayan güvenilir bir tahrir emini tayin edilirdi. Arazi tahriri için gönderilen memurlar bir emin ile bir kâtipten mürekkepti. Tahrir eminliği son derece önemli bir görev olduğu için sancakbeyleri, kadılar, müderrisler, timar defterdarları, kazaskerler ve merkez bürokrasisi kâtipleri gibi üst düzey devlet memurları görevlendirilirlerdi. Tahrir eminine ilyazıcı, muharrir-i memleket, defter emini de denilirdi.

Tahrir emini ve kâtibe tahrir esnasında bölgedeki bütün devlet görevlileri yardım ederdi.

Tahrir emini bölgeden gerekli vesikaları toplandıktan sonra, bunları merkezden getirdiği eski sayım defteriyle karşılaştırıp, herşeyi yerli yerinde teftiş ederek uygun bulduklarını ve meydana çıkan fazlalıkları yeni deftere kaydederdi.

Vergi nüfusuyla gelirlerin tamamının deftere geçmesine dikkat edilirdi. Bir keçinin bile sayım harici kalması devletin vergi gelir kaybına uğramasına sebep olacağı için sayım memurları çok dikkatli hareket ederlerdi. Aşiretler, yaylaklara çıkarken ırmak geçitlerinde durdurulup, bütün koyun ve keçileri teker teker sayılırdı. Böylece Yörükler'in vergi kaçırmaları önlenirdi.

Tahrir işlemi bölgenin büyüklüğüne göre değişmekle birlikte yaklaşık iki yıl sürerdi. Emin, tahriri yapıp, gerekli vesikaları topladıktan sonra hazırladığı defter müsveddesini merkeze getirirdi. Merkezde hazırlanan müsveddeler iki nüsha hâlinde temize çekilerek icmal, yani özet ve mufassal, yani teferruatlı defterler hazırlanırdı. Daha sonra padişah tuğrasını taşıyan bir defter, ait olduğu beylerbeyliğe gönderilir diğeri İstanbul'da Defterhâne-i Âmire, yani defter-i hakanîde saklanırdı.


1831 NÜFUS SAYIMI

II. Mahmud 1826'da yeniçeri ocağını kaldırınca askere alınacak nüfusu ve vergi mükelleflerini tespit için 1831'de ülkedeki erkek nüfusu saydırdı. Nüfus sayımları zaman içerisinde geliştirilerek devam etti. 19. yüzyılın sonlarına doğru yapılan sayımlardan itibaren kadınlar ve çocuklar da nüfus defterlerine kaydedilmeye başlandı.


İSTANBUL'UN NÜFUSU 1430'DA 50 BİNDİ...

Türkiye'nin ve İstanbul'un nüfusu hakkında Devlet İstatistik Enstitüsü'nün çıkardığı "'nun ve Türkiye'nin Nüfusu" isimli kitapta ve TDV İslam Ansiklopedisi'nin "İstanbul" maddesinde bilgi bulunabilir. Fetihten önce İstanbul ölü bir şehirdi. Şehir, 1204'te Latinler tarafından işgalinden sonra uzun bir gerileme dönemine girmişti. İşgal süresince şehir adeta köye dönmüş, bağlar ve tarlalarla dolmuştu. İstanbul 1430'larda 40-50 bin civarında bir nüfusa sahipti. Fatih, fetihten sonra ilk iş olarak, şehri mükemmel bir şekilde imar ve iskân etmek için harekete geçti. Şehrin yeniden imar ve iskânı için derhal Anadolu'dan ve Rumeli'den insan getirtti. İstanbul 1477'de 97.956 kişilik bir nüfusa sahipti. Şehrin nüfusu 1520'lerde 400, 17. yüzyılın sonlarında 700 bine ulaştı. İstanbul 1885'te 873.575, 1914'te 909.978 kişi oldu. 1914'teki nüfusun yüzde 62'si Müslüman yüzde 38'i gayrimüslimdi. Cumhuriyet döneminde İstanbul başkent olma vasfını kaybedince nüfusu azaldı. 1927'de 690.857, 1935'te 741.118 nüfusa sahipti. İstanbul'un nüfusu 1950'de 1 milyonu, 1970'te 2 milyonu, 1985'te 5 milyonu, 2018'de ise 15 milyonu geçti.

- Sabah

2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN