Arama

'Mirâciyye Saklı Miras'  mirasçılarıyla

Mirâciyye Saklı Miras  mirasçılarıyla

18'inci yüzyılın başlarında vefat eden büyük bestekâr Nâyî Osman Dede’nin kaleme aldığı ve bestelediği Mirâciyye, Türk müziğinin başyapıtlarından birisi kabul edilir. Kurmaca , Raci’nin çocukluk, gençlik ve orta yaş dönemleri üzerinden dört ayrı hikâyeyle saklı miras Mirâciyye’nin peşine düşme serüvenini konu edinir.

Miraç, kelime manası itibariyle "merdiven", "yükselecek yer", "en yüksek makam" manalarına gelmektedir.

'ın Recep ayında gerçekleştiği kesin gibidir. Ancak ayın hangi gününde olduğu kesin değildir. Yirmi ikisi, yirmi yedisi, hatta onuncu günü diyenler vardır. İbn Recep "Bunların hiç birisi hakkında sahih bir rivayet yoktur" der. İmam Nevevî, kesin olmamakla beraber yirmi yedinci gecesini tercih eder.

Miraç olayı Mekke döneminde, Resulullah'ın sıkıntılarla dolu Tâif seferi sonrasında gerçekleşmiştir. Rivayete göre Hz. Muhammed gece vakti Kâbe'den alınıp Burak adı verilen katır üstünde 'ya götürülmüş, 'ı Beytül Makdis'in (Süleyman Mabedi) kalıntılarının güneybatı duvarına bağlamıştır.

KÜLTÜRÜMÜZÜN UNUTKAN HAFIZASINDA "MİRÂCİYYE"

Mevlid geleneği günümüzde dahi varlığını sürdürmekte, kandillerde okunmaktadır. Oysa Miraç gecelerine has Mirâciyye, dergâhların sırlanmasıyla birlikte kültürümüzün unutkan hafızasında tozlanmıştır.

Hâlihazırda meşk geleneği itibariyle son halkayı oluşturan Şakir Çetiner'in dizinin dibinde yetişen mirâçhan/mirâciyyehan olarak sadece birkaç kişinin kaldığını da eklemeliyiz. Türk Mûsikîsi'nin en büyük eserlerinden birisi kabul edilen Mirâciyye'nin meşk halkası kopma seviyesine gelmiş ve icra kalitesi muhafaza edilememiştir. Eserin notaya geçirilmiş olması ise bir nebze de olsa rahatlatıcıdır.

Ta ki bu tozu üfleyen 'Mirâciyye Saklı Miras' filmi çekilene kadar… İşin ehli, tarikin yolcusu olanlar biliyordu elbet, ancak geniş kitleler bir edebiyat ve başyapıtı olan Mirâciyye'nin varlığından haberdar değildi.

TASAVVUF VE MUSİKİ KÜLTÜRÜ ÜZERİNE ÖNEMLİ BİR BELGESEL

Mirâciyye Saklı Miras

Yapımcılığını Rasathane Film'in, yönetmenliğini Murat Pay'ın yaptığı, senaryosunda ise Ayşe Pay ve Alper Bozkurt'un katkısının bulunduğu 'Mirâciyye Saklı Miras' filmi ve musiki kültürü üzerine önemli bir .

Süleyman Çelebi'nin 1409 yılında 60 yaşındayken tamamladığı Mevlid, 18. yüzyılda yaşamış Mevlevi şeyhi Nayi Osman Dede'nin yazdığı Mirâciyye'ye kıyasla daha fazla bilinirlik kazanmaktadır. Oysa her ikisi de tasavvuf edebiyatının ve dini musikinin zirvelerindendir. Her ikisi de, ayrı ayrı iki kutlu olayı en güzel şekliyle anlatır. Çelebi'nin Mevlid adını taşıyan kasidesi, âlemlerin nuru Efendimizin doğumunu kutlarken, Osman Dede'nin Mirâciyye'si, Peygamberimizin semalar aşarak varlık âleminin sırlarına vakıf olduğu Miraç hadisesini anlatır.

Mirâciyye filmi bu bakımdan mühim bir belge. Aynı yönetmenin önceki filminin (Mâşuk'un Nefesi) Mevlid üzerine olduğunu hatırlarsak, geleneğin ayak izlerini takip eden bir sinemacıyla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz.

İlk gösterimi geçen yıl Malatya Film Festivali'nde yapılan Mirâciyye'yi geçen Cuma akşamı Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi ve kasım ayında Bursa Tayyare Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen özel bir gösterimle mirasçılarıyla buluştu.

Dokü-drama tarzında çekilen film, özelde Mirâciyye, genelde ise tasavvuf ve musiki kültürü üzerine önemli bilgiler sunuyor. Pay, Mirâciyyenin 7 bölümden oluştuğunu değinerek;

"Belgesel zemininde hareket ederken filmimizi kurmacanın imkânlarıyla şekillendirecektik. Yani belgesel bir kumaş kullanacak ve bu kumaşla kurmaca bir elbise dikecektik. Filmimizin kurmaca tarafını tasarlarken Mirâciyye'nin formunu da dikkate aldık. Mirâciyye, münacaat kısmıyla birlikte yedi bahirden oluşmaktadır; belgesel de yedi hikâyeden… Her hikâye günümüzde geçmekle birlikte bağımsız bir zaman ve mekânda seyreder. Fakat her hikâye Mirâciyye'nin anlam dünyasını ve mûsikî yönünü dikkate alacak şekilde diğer hikâyelerle sıkı irtibatlıdır. Gece, ay, Nâyi Osman Dede, ferdî miraç, müzik gibi içerikler bu irtibatı sağlayacak ortak temalar olacaktır…" diye belirtti.

MUSİKİ ZENGİNLİĞİ İÇİNDE BESTELENMİŞ, ÇOK YÜKSEK BİR ZEVKE HİTAP EDİYOR…

Mesela, Eşrefoğlu Rumi'nin soyundan olup Numaniye Dergâhında bir avuç müminle merhum Safiye Hanım'ın vakfiyesi olan Mirâciyye okuma geleneğini diri tutmaya çalışan Safiyuddin Erhan'ın naklettiğine göre "Çok mühim ve çok yüksek bir eser. O devirde, iklimde geçen bir dille kaleme alınmış ve o senelerin musiki zenginliği içinde bestelenmiş, çok yüksek bir zevke hitap ediyor. Okunduğu yerler, umumiyetle dergâhlar ve onların mensupları arasında revaç bulmuş. Yakın tarihe kadar okuna gelmiş. 1926'da dergâhların sırlanmasıyla, bu eserin de okunması inkıtaya uğramış." ifadelerini kullandı. Mevlid-i Şerif gibi müzikal bir altyapıyla okunan Mirâciyye, içinde barındırdığı makamlarla Türk Musikisinin başyapıtlarından biri olarak görülüyor." dedi ve dil konusundaki problematik içeren süreçlerin altını çizdi.

"Dilimiz Arapça, Farsça ve Türkçenin birleşimi olan bir dildir. Atalarımız çok zor olan bir şeyi gerçekleştirmiş, üç dili birbirinde eriterek harmanlamıştır. Bu dile 'zor ve ağır' denmesini kabul etmiyorum. Bu dile 'yüksek' bir dil demek daha doğrudur. Biz kullanmaya kullanmaya bu dilden uzaklaştık. Bu yüzden bu dil bize zor geliyor şimdi. Dilimizi kullana kullana o dille tekrar yakınlık kurmalıyız." diyerek bizi geçmişimize bağlayan o sırça köprünün önemini tekrar ve doğru bir bakış açısıyla gündeme getirdi.

BELGESELLE KURMACANIN KARIŞTIĞI BİR HİKÂYE

Yaklaşık olarak yetmiş beş dakikadan oluşan film, belgeselle kurmacanın karıştığı bir hikâyeyi anlatıyor. Eserin yapısı filmin kahramanı Raci'nin yaşadıkları üzerine inşa edilir. Filmin başlangıcında, bir köy evinde Mirac'ı dinleyen çocuklardan biri olan Raci, hayatının her döneminde bu olayın etkisi altında kalır ve yolu, hayatının çeşitli dönemlerinde Mirâciyye, sema ve dergâhlar ile kesişir.

Filmin kahramanı Raci, Osman Dede'nin Mirâciyye' sinin kayıp bahrinin peşinde ceht ederken aslında kendi iç dünyasında da bir arayış içindedir. Bu arayış onu maneviyat sahiplerinin arasına götürmekte ama yaptığı ufak tefek hatalar yüzünden de bu dünyadan uzak kalmaktadır. Bu yönüyle Raci'nin hikâyesi, insanın dünyadaki hikâyesinin mecazıdır bir bakıma.

Kahramana ad olarak seçilen Raci'nin sözcük anlamı da mesaj yüklüdür. TDK Sözlüğüne göre 'geri dönen, yalvaran, dokunan' anlamlarını da taşıyan bu sözcük, hem insanoğlunun aslına dönmesini, hem Mevlevilerin semasındaki dönüşü ve hem de insanın sözünden dönmesini simgeler bir nevi.

OTANTİK MEKÂNLAR

Filmde Raci'nin hikâyesi kadar hikâyenin geçtiği mekânlar da dikkat çeker. Mekânlar, filmde anlatılan manevi havayı yansıtacak otantik mekânlardır. Ahşap, taş ve toprağın işlenmesiyle inşa edilen yapılarda geçer olaylar: Köy evinde, dergâhta, camide…

Dergâhta Mirâciyye okunmasından sonra ikram edilen sütün berraklığı ve ikramın bizzat süt olması, nasıl güzel bir dünyadan koptuğumuzu hatırlatır. Filmde, mümkün olan en tabii halleriyle bulunan eşyanın da sunulan manevi iklimle ve insanla nasıl bütünleştiğine şahit oluruz.

MİRAÇ KANDİLİNDE TRT 1 EKRANLARINDA

Eserin mirasçılarıyla buluşacağı tarihinde 13 Nisan Miraç kandilinde TRT 1 ekranlarından gösterileceği müjdesini de vererek yönetmenin gelecek projeleri içerisinde bilge mimar Turgut Cansever ve musiki tarihi üzerine bir başka belgesel ile birlikte Dilsiz ve Meczuban gibi filmler de var diyerek yönetmenin bu çalışmalarını merakla beklemeye devam ediyoruz.

Fikriyat

2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN