Arama

Sultan II. Abdülhamid

  • Doğum Tarihi 5 Nisan 1945
  • Doğum Yeri İstanbul
  • Ölüm Tarihi 8 Şubat 2004
  • Ölüm Yeri İstanbul
Abdülhamid, Osmanlı tarihinde belki de en çok merak edilen padişahlardan biri. Osmanlı Devleti'nin 34'üncü padişahı olan Sultan II. Abdülhamid, dünyanın en buhranlı döneminde tahta çıkmış, Osmanlı topraklarına birçok hizmette bulunmuş ve dindar bir yaşam sürmüştü. Çok yönlü bir eğitimden geçmiş, adaletle yönetilen siyaset anlayışını benimsemiş, diğer ülkelere karşı başarılı bir diplomasi yürütmüştü. 33 yıl süren saltanatı süresince değişen sadece Abdülhamid Han'ın silüeti değildi! İleri görüşlülüğü, dehası, cesareti, yenilikçiliği ve adaletiyle bugünümüze kılavuz oldu. Vefatının 104. yılında Ulu Hakan'ı rahmet ve özlemle anıyoruz...

HAYATI

◾ Abdülhamid Osmanlı İmparatorluğu'nun 34'üncü padişahı ve 113'üncü İslam halifesidir. 1876-1909 yılları arasında 33 yıl hükümdarlık yapmıştır.

◾ Sultan Abdülaziz'in ölümünün ardından tahta geçen Sultan V. Murad'ın azledilmesi sonucu II. Abdülhamid padişah olmuştur. Sultan Abdülmecid'in oğlu olan Abdülhamid, 21 Eylül 1842 tarihinde dünyaya gelmiştir. Annesi Tirimüjgan Sultan'dır.

◾ Abdülhamid, henüz 11 yaşındayken annesi Tirimüjgan Sultan yaşamını yitirmişti.

◾ Bu vefatın ardından bakımını, Abdülmecid'in çocuksuz eşi Piristû Kadın Efendi üstlendi. Piristû Kadın Efendi, Abdülhamid'i kendi çocuğu gibi büyüttü.

EĞİTİMİ

◾ 1861 yılında babası Abdülmecid'in vefatının ardından yerine amcası Abdülaziz geçti. Bu gelişmeyle ağabeyi Şehzade Murad veliahtlığa, kendisi ise tahtın ikinci varisliğine yükseldi.

◾ Sultan Abdülaziz, diğer şehzadelerle birlikte Abdülhamid'in eğitimiyle de yakından ilgilendi. Abdülhamid, çok yönlü yetiştirilen şehzadelerden biriydi.

◾ Çeşitli hocalardan Farsça, Arapça ve Fransızca gibi dil eğitiminin yanında, iki İtalyan eğitimciden musiki dersleri de aldı.

İLGİ ALANLARI

◾ Saraydan ayrılarak Maslak'taki köşkü ve Kâğıthane'deki çiftliğinde ailesiyle birlikte kendi halinde bir hayat yaşamaya başlayan Abdülhamid, diğer şehzadeler borç içindeyken tutumlu özelliğiyle çiftlik ve borsa işlerinden hatırı sayılır bir servet elde etti.

◾ Tahta geçeceğini düşünmediği için kendisini hayata hazırlayan Şehzade Abdülhamid, çiftlik, banka, borsa, dünya piyasaları konusunda ileride çok işine yarayacak konularda önemli birikime sahip oldu.

◾ Abdülhamid şehzadeliğinde gayet cesur ve serbestti. Kırlarda gezinmekten zevk alırdı. Ata binerdi. Hem de atların en sertine biner ve saatlerce gezerdi.

◾ Bahçelerinde kuşlar, tavuklar, hindiler besler bakımlarıyla meşgul olurdu. Sarayda ise, kendine ait marangozhanesinde oymacılıkla uğraşırdı.

◾ Yemek zamanı muntazamdı. Acıkmadan yemek yemezdi. Uykusu hafif, vücudu zinde ve çevikti.

◾ Gençliğinde her sabah günde beşer darbe artırarak mermeri tokatlama, yay çekme kılıç kalkan kullanma idmanları yapardı. Kılıç kullanmakta fevkalade mahirdi.

◾Amatör olarak suluboya, yağlıboya resimleri yapardı. Bazı resimlerde sedef parçaları kullanır, bunları manzara arasına serpiştirerek tezyin ederdi.

◾Sultan biraderi Murad ile ihtişamlı bir tahsil gördü. Yabancı dil eğitimlerinin yanı sıra piyano ve Klasik Batı Musikisi eğitimlerini tamamladı.

SEYAHATLERİ

◾ 1867 yılında Napolyon'un daveti üzerine Sultan Abdülaziz ile birlikte önce Fransa'ya ardından ise İngiltere, Belçika, Almanya, Avusturya-Macaristan'a iki haftalık seyahat yapan Abdülhamid, bu gezide Avrupa'nın yaşam tarzı, protokol yöntemleri, diplomasi, modern teknikler hakkında önemli bilgi sahibi oldu.

 

KİŞİLİĞİ

◾ Osmanlı ailesinin bütün özelliklerini taşıyordu Abdülhamid. İri burunlu, parlak ve iri gözlü idi. Soğukkanlı fakat vehimli bir mizaca sahipti. Yürürken ve otururken biraz öne doğru meylederdi.

◾ Titrek fakat kalın bir sesi vardı; çok dinler, az konuşurdu. Kendisiyle konuşanlara saygı telkin eder, herkese karşı nazik davranırdı.

◾ Hoşlanmadığı kimselere bile güler yüz gösterir ve sevmediğini belli etmezdi. Karşısındakinin duygu ve düşüncelerini sezmekte mâhirdi. Herkesin gönlünü almasını iyi bilirdi.

◾Fevkalâde bir zekâya ve hâfızaya sahipti. Bir kere gördüğü veya sesini işittiği kimseyi asla unutmazdı. İradesi kuvvetli, fikir ve kararlarında istiklâl sahibi, tehlike karşısında metanetli idi.

◾Anne ve babasının veremden ölmüş olmaları, onu genç yaşından itibaren temkinli yaşamaya sevk etmişti. Her türlü sefahatten uzak durur, sade bir hayat yaşardı.

◾Abdülhamid zarafete meftundu. Temiz ve itinalı giyinmenin hayatta bir intizam ifade ettiğini söylerdi. İnsanların kıyafetlerinde ihmal göstermelerinin kendilerinde fikri intizam bulunmayışından ileri geldiğine inanırdı.

◾Sıhhatine itina gösterdiği için çalışma saatleri, yemek saatleri, istirahat saatleri son derece muntazamdı. Geceleri erken yatar, sabahları erken kalkardı. Saçlarını sağdan ayrılmış olarak tarardı. Hereke kumaşından kıyafetler giyerdi. Beyaz eldiven takar, arabada kılıcını bacaklarının arasına alarak ellerini üzerinde tutardı.

◾Ölünceye kadar her sabah ılık su ile duş yapmayı alışkanlık haline getirmişti. Jimnastiğe meraklı olup kılıç kullanma ve tabanca atmakta mâhir idi. Batı müziğinden, opera ve tiyatrodan hoşlanırdı.

◾Çalışmayı sever ve düzenli bir program uygulardı. Devlet işlerini her şeyin üstünde tutar ve önemli haberler alındığında uykusundan dahi uyandırılmasını isterdi. Devlet işlerinde değişik karakterdeki kimselerden faydalanmayı iyi bilir ve onlara mizaçlarına uygun hizmetler verirdi.

◾Sultan Abdülhamid halifelik makamına yakışır iffet, haysiyet, vakar ve namus timsali bir kimse idi. Dindardı, hayır yapmasını severdi. Kan dökülmesinden asla hoşlanmazdı.

◾33 yıllık saltanatı süresince imzaladığı ölüm fermanlarının sayısı birkaç taneyi geçmez. Kimsenin rızkına mâni olmak istemez, yurt dışına kaçan veya sürgüne gönderilen siyasî muhaliflerine dahi maaş bağlatırdı.

◾Sultan Abdülhamid, Endonezya'dan Doğu Türkistan'a, Yemen'den Güney Afrika'ya kadar bütün mazlumlarının yardımına koştu, bütün mazlumlara el uzattı.

HALİFELİĞİ

◾Abdülaziz'in ardından tahta geçen ağabeyi V. Murad, üç ay sonra "ruhsal çöküntü yaşadığı" ve "akli rahatsızlığının artması" nedeniyle tahttan indirildi. Bu süreçte, meşrutiyet yanlısı Mithat Paşa ve Sadrazam Mütercim Rüştü Paşa, Şehzade Abdülhamid'i ziyaret ederek meşrutiyetin ilanı konusunda anlaştılar. V. Murad, hâl' fetvası ile tahttan indirildi ve Çırağan Sarayına hapsedildi.

◾O tarih, Sultan II. Abdülhamid Han için de bir milat olacak ve 31 Ağustos 1876'da cihan imparatorluğunun padişahı ve halifesi olarak tahta çıkacaktı. Sultan II. Abdülhamid Han, dünyanın en buhranlı döneminde, üç kıtaya hükmeden büyük bir imparatorluğun başına geçmişti.

 

İLK CUMA NAMAZI

◾Sultan Abdülhamid tahta çıktıktan sonraki ilk cuma namazını saltanat kayığı ile gittiği Eyüpsultan Camii'nde kıldı, selamlık töreni de burada yapıldı.

◾Tahta çıktıktan bir hafta sonra 7 Eylül 1876'da yapılan Kılıç Alayı ve Kılıç Kuşanma Töreni de Eyüpsultan Camisi'nde gerçekleştirildi. Eyüpsultan'a gidiş deniz yoluyla olurken halk kayıklarda ve sahillerde, tezahürat ve sevgi gösterilerinde bulundu.

 

YÖNETİCİLİĞİ

◾Abdülhamid Han büyük meseleler karşısında bunalan Osmanlı Devleti'ni bundan sonra dâhiyane bir siyaset, adalet ve fevkalade bir kudretle yönetti.

◾Düyun-u Umumiye idaresini kurarak iki yüz elli iki milyon tutan devlet borçlarını yüz altı milyona indirdi. Memlekette büyük bir imar faaliyeti ile eğitim ve öğretim seferberliği başlattı.

◾33 yıllık hükümdarlığı süresince, çoğu şahsî bütçesinden olmak üzere cami, mescit, mektep, medrese, hastane, çeşme, köprü gibi toplam 1500'ü aşkın eser yaptırdı.

◾Ülkenin dört bir yanını demiryolu ile döşedi.

◾Yunanlıların Girit'te isyan çıkarıp, Türkler arasında toplu katliamlar yaptırmaya başlamaları üzerine, Yunanistan'a harp ilan etti. Alman kurmaylarının altı ayda geçilemez dedikleri Termopil geçidini 24 saatte aşan Osmanlı Ordusu, Atina önüne vardı. Yunanistan'ın tamamen Osmanlı eline geçeceğini anlayan Avrupalı devletler, sulh anlaşması yapmak istediler.

◾Abdülhamid, dış politikada başarılı bir diplomasi yürütmüş; Batı'ya karşı dengeci, Doğu'ya karşı İslamcı politikalar izleyerek ülke içinde mutlakıyeti güçlendirmişti.

◾Abdülhamid, emperyalist güçler tarafından paramparça edilme kavgasına, dik durma çabası gösteren bir hükümdardı.

◾Siyonizm düşüncesini yaymaya çalışan Yahudi lobisinin karşısında daha ilk günlerden dimdik durdu. 1890'lı yılların sonlarına doğru, Basel Siyonist Kongresi'nde alınan kararla, Avrupa'daki ayrımcılıktan rahatsız olan Yahudilere kucak açacak bir ülke aranıyordu. Emperyalizm ve Siyonizm kardeş olmuş, Filistin topraklarını sömürgeleştirme niyetine girmişlerdi.

◾Sultan Abdülhamid'e Filistin'de bir Yahudi devleti kurma teklifi götürülmüş ve Ulu Hakan'ın cevabı ise şu olmuştu:

"Ben bir karış dahi toprak satamam, zira o bana değil, halkıma aittir. Onlar, bu İmparatorluğu kurup kanlarıyla mahsuldar kıldılar. Onu, bizden koparılmadan önce üzerini kanımızla bir kere daha kaplamayı biliriz."

◾Siyonist lider Theodor Herzl hatıratında, Abdülhamid'in "Dindaşlarımızın ölüm fermanını bu göçlerin önünü açarak imzalamam asla mümkün değildir" dediğini yazmıştı.

◾Sultan Abdülhamid, 31 Mart Vakası olarak tarihe geçen, tahttan hâl' edildiği 13 Nisan 1909 tarihine kadar, devlet ve hilafet mührünü abdestsiz basmayacak kadar dindar bir kişiliğe sahipti.

◾Ancak, Ulu Hakan "dinsizlikle" suçlanarak tahttan indirilmişti.

 

VEFATI

◾1918 yılı 10 Şubat'ında alışkanlığı üzere soğuk suyla aldığı duş sonrası rahatsızlanmasının ardından, kan toplanması sonucu ödemleşme ile kalp ve böbrek yetmezliği teşhisi konulan Abdülhamid, dokuz kez vücudundan kan alınmasına ve tüm çabalara karşın hayata gözlerini yummuştu.

◾Çok kıymet verdiği biricik eşi Müşfika Kadınefendi'nin koluna yaslanmış; çevresindekiler baygınlık geçirdiğini sanmışlardı.

◾Vasiyeti üzere, göğsüne ahidname duası, yüzüne Hırka-i Saadet bezi ve siyah Kâbe örtüsü konuldu.

◾Hırka-i Saadet Dairesi'nden çıkarılan tabut, kapı önünde yüksek bir yere konulduktan sonra, Hamidiye Camii'nin kürsü şeyhi, etrafına bakınarak orada hazır bulunanlara "Merhumu nasıl bilirsiniz?" sorusunu yönelterek helallik aldı.

◾Cenaze merasimi sırasında ahali, "Babamız! Bizi bırakıp nereye gidiyorsun?" diye feryat etmişlerdi.

Ahmet Refik, o anları şöyle anlatır: "Cenaze Bâb-ı Hümayun'dan çıktı. Sokaklar insandan görülmüyordu. Ayasofya önünden Sultan Mahmud Türbesi'ne kadar caddeye iki sıra asker dizilmişti. Ağaçlar, evler, pencereler, damlar kadınlar ve çoluk çocukla dolmuştu. Tramvaylar durmuştu. Tabut acıklı ve tesirli dualarla, tekbirler ve tehlillerle ilerliyordu. Cenazeyi görenler müteessir oluyorlardı. Evlerin pencereleri kadınlarla dolu idi. Bir hanım hıçkırıklarını zapt edemiyor, mendili gözlerinde, başını duvara dayamış ağlıyordu. Otuz üç sene hilâfet makamında bulunan Osmanlı padişahının son merasimi, hürmetle yerine getiriliyordu. "Allah! Allah!" sesleriyle tabut, türbe kapısından içeri girdi. Sultan Abdülhamid, hürmet ve tazim ile kabre indirildi."

Biyografinin daha detaylı halini okumak için tıklayın

 

2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN