Arama

’e vurulan kelepçesi

Kızıldeniz’e vurulan Türkiye kelepçesi

Cumhurbaşkanı Sayın 'ın 25 Aralık 2017'de ziyareti sırasında mamur etmek üzere Sudan'ın Adası'nı istemesi 'in güvenliği için son derece önemli bir hamle oldu. Mamur etmek neden güvenlik amaçlı bir hamleye döner sorusuna cevap vererek devam edelim.

Büyük ülkeler, kendi sınırlarının dışında yaptıkları her imari faaliyeti aynı zamanda kefaletleri altına alırlar. Kefalet, her türlü saldırıya ilişkin tehditlere yönelik olur. Bu saldırılar bazen terör saldırıları olabileceği gibi bazen de o bölgelerde birtakım hedefleri olan bölgesel ya da küresel güçlere yönelik de olabilir. Terör saldırıları ve bölgesel güçlerin bölgeye yönelik saldırı ya da bir takım hedeflerini önleme yollu 'nin kefaleti işe yarayabilir ama küresel güçlerin bölgeye yönelik hedeflerinde Türkiye'nin kefaleti işe yarayabilir mi gerçekten? Ya da nasıl bir işe yarar?

, , , ya da , gibi devletlerin Türkiye'nin imari faaliyetlerde bulunduğu bölgelerde birtakım hedefleri varsa, Türkiye, bu devletlerin hedeflerini dengeleyebilecek güçte midir acaba? Bu soruya, "geçici bir süre dengeleyebilecek güçtedir" cevabı rahatlıkla verilebilir. Neden geçici bir süre?

Ortaya çıkacak muhtemel bir gerginlik Türkiye'yi o bölgede küresel güçlerle bir savaşa sürüklerse, o savaş sürecine kadar geçici bir süre Türkiye ve küresel güçler savaş aşamasına kadar rakiplerine karşı hiza-vaziyet alarak en uygun zamanı beklerler. İşte bu savaş sürecine kadar Türkiye'nin kefaleti "henüz savaş şartları oluşmadığı için savaş şartları oluşana kadar" işe yarar.

Peki, o halde muhtemel savaş süreci ne kadar sürer? Bu savaş süreci de Türkiye ve küresel güçlerin kendi etraflarını ve arkalarını müttefikleriyle doldurana kadar sürer. Artık, eskisi gibi hiçbir devlet, uluslararası vaziyeti kendi istediği noktaya getirmeden eline silahı alıp savaşa kalkmaz. 2011'le başlayan Suriye buhranında ABD bir süper güç olarak, kendi ürettiği topu topu bir terör örgütü 'a karşı pekâlâ tek başına savaşabilecekken, yanına 65 ülkelik bir müşterek gücü almak zorunda hissetmişti. Çünkü Dünya kamuoyunda saldırgan devlet gibi tanınmayı kimse istemez.

Ayrıca, yanına birkaç devleti alabilecekken, neden tek başına savaşa girsin ki? İşte bu nedenlerden dolayı yani hem Uluslararası kamuoyunu hazırlamak hem de yanına yeni yeni müttefikler çekebilmek için savaş ihtimalleri sürekli zorunlu olarak ertelenir.

Bu ertelenme süreçlerinden yararlanarak da bölgede etkinliğinizi sürekli artarak genişletirsiniz. Eğer imari faaliyetlerde bulunmak istediğiniz devletin lideri ve halkıyla iyi ilişkileriniz varsa, küresel güçlerin sizin için yapabileceği çok fazla bir şey yoktur. İşte bu nedenlerden dolayı da küresel olmasa da Büyük bir güç olarak Türkiye'nin imari açılardan yaptığı her faaliyet, bu adımları attığı ülkenin güvenliğine de katkı sağlamış olur.

Çünkü imari faaliyetlerde bulunduğu yerlere yapılacak saldırı, o ülkeye olabileceği gibi aynı zaman Türkiye'ye de yönelik yapılmış bir saldırıdır. Bu nedenle Türkiye'nin, Sudan'ın Sevakin adasını mamur etme teklifi aynı zamanda Sudan'ın güvenliği için bir Türkiye kefaleti anlamına da gelir.

Sevakin adasının mamur edilmesi üzerinden Sudan'a ve Kızıldeniz'e sağlanacak ikinci güvenlik kefaleti de 'in yayılmasına yönelik bir önlemdir. Zira İsrail uzun süredir, Kızıldeniz'in Kuzey ve Güney çıkışları olmak üzere her iki tarafını denetimine alıcı adımları atmaya devam etmektedir. Bundan birkaç yıl önce 3 Mayıs 2007'de "Mısır'ın Geleceği" adlı Mısır'ın Şarm El-Şeyh şehrinde 60 ülkeli toplantıda bu adımı atmıştı. Güya "Mısır'ın Geleceği" adına yapılan toplantı aslında Şarm El-Şeyh'in geleceği hatta İsrail'in geleceği için yapılmış bir toplantıydı ki burada konuşan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, toplantının resmi adı olan "Mısır'ın Geleceği" kelimeleriyle konuşmasına başlayacak yerde yanlışlıkla "İsrail'in Geleceği" kelimeleriyle söze başlamıştı. Bu, her ne kadar yanlışlıkla söylenmiş ifade de olsa aslında gerçek iç dünyalarını yansıtan bir bilinçaltıydı.

İşte bu toplantıya Şarm El-Şeyh'e yardım edecek 60 ülke davet edilmişti. Bu davet de Şarm El-Şeyh'e yardım değil, bu şehri 60 ülkenin denetimine atmaktı. 60 ülkenin denetimi demek de bir süre sonra Şarm El-Şeyh'in İsrail'in denetimine girmesi sonucunu getirmesi anlamına geliyordu. Tıpkı başlangıçta hiçbir yerde yokken 1869'da açılan hisselerinin tamamını daha sonra İngiltere'nin ele geçirmesi gibi.

İşte bu şekilde Şarm El-Şeyh'in denetimini ele geçirmeyi planlayan İsrail, kendisi alınca kıyamet kopacağı için yine Sina Yarımadası açıklarındaki Sanafir ve Tiran Adalarını şu anki Müttefiki Suud'a aldırmıştı. Bu hareketlilikler Kızıldeniz'in Kuzey ucunda oluyordu.

Kuzey ucunu bu şekilde sinsi adımlarla denetimine almaya çalışan İsrail, Güney ucunu da üzerinden denetimine almaya çalışıyordu. Bu çerçevede BAE, Kızıldeniz'in Okyanus çıkışındaki Somaliland ve Pundland adalarını üs yapmak üzere 25 yıllığına kiralamış fakat merkezi Somali hükümeti bu kiralamaları iptal etmişti. Bunun üzerine Yemen'e yönelen BAE, devrik lider Mansur Hadi'den yine üs yapmak üzere Sokotra ve Perim adalarını 99 yıllığına kiralamış, yine Kızıldeniz içinde Eritre'de Assab'da bir üs kurmaya girişmişti.

BAE bu üsleri kendisi için mi kurduğunu düşünüyorsunuz. Küçücük BAE'nin ordusu mu var da bu kadar yere üs kuruyor. BAE, bu bölgeleri İsrail için topluyor. İsrail'in kendisi bunları toplamaya teşebbüs etse bütün Dünya ayağa kalkar. Bu nedenle tüm dünyayı uyutarak İsrail adına bölgede üs toplamaktadır.

Başarılı olursa, Kızıldeniz'in Kuzey ve Güney uçları İsrail'in denetimine geçecektir.

İşte bunu önlemek amacıyla Türkiye de hem Kızıldeniz'in hem Sudan'ın hem de buradan geçecek Türk ve diğer ülke bandıralı ticaret gemilerinin güvenle ticaret yapabilmeleri için Sudan açıklarında Kızıldeniz'in orta yerine bir kelepçe takacaktır. Her ne kadar İsrail Kuzey ve Güney giriş çıkışlarına sahip olmaya çalışsa da Kızıldeniz'e tam da orta yerinde denetim noktası kuran Türkiye'nin büyük bir fırsatı yakalamış olacak, gelecekte eli İsrail'e( tabi eğer başarırsa) karşı güçlenmiş olacaktır.

Böylece de Türkiye, hem güvenli dünya ticaretini hem de Türk gemilerinin güvenli ticaretini sağlamış olacaktır.

İşte buna gelecek ufku denir. Önceden böyle adım atarsanız, yarın sizin gemilerinize kimse "buradan geçemezsiniz" diyemez. Çünkü siz o bölgelere yerleşmekle çoktan tedbiri almış olursunuz. Türkiye, bu hamlenin olumlu ya da olumsuz sonuçlarını bir süre sonra görecektir. Tam tersi olup olumsuz sonucu gördüğünüzde yapacak bir şey kalmadığını da görmüş olacaktınız.

Ama Kızıldeniz'in ortasına kelepçe vuran Türkiye'ye ne girişi ne çıkışında kimse bir şey diyemeyecektir.

Çünkü siz Kızıldeniz'in tam ortasından, yani Kızıldeniz'i BOĞAZINDAN YAKALAMIŞ OLACAKSINIZ.

Ülkem ve çocuklarım adına TEŞEKKÜRLER ERDOĞAN.

ÜLKEME ve ÜMMETE daha nice hayırlı hizmetlerin için ALLAH, SANA SIHHAT AFİYET İÇİNDE UZUN ÖMÜRLER VERSİN İNŞALLAH.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN