Arama

Asıl bahar hareketi budur!

Asıl bahar hareketi budur!

Başından beri asla diye bir kez bile tanımlamadığım ARAP KATLİAMLARINA aydınlarımızın kahir ekseriyeti ARAP BAHARI deyip durmuştu. Halbuki ne Arap Baharı ne de sıradan bile olsa bir halk hareketiydi.

Milyonların 'la, 'le, 'la yönlendirildiği bu küresel enstrümanlarla bir halk hareketi mi olurdu? Asla olmazdı ama ne yazık ki aydınlarımızın yüzde 90'ından fazlası denetimi dışarıda olan bu iç isyanlara ısrarla Arap Baharı dedi, durdu.

Hala bu iç isyanlara Arap Baharı demeye devam edenler varsa da artık fitnenin Bahar olmadığı yine ne yazık ki yavaş da olsa anlaşılmaya devam ediyor.

Arap Baharı denilen bu fitnenin iç isyan kışkırtması olduğunun anlaşılamamasının en büyük nedeni ise Batılı bir aydının buna İÇ İSYAN KIŞKIRTMASI dememesi idi. Eğer , gibi bu tür kışkırtmaların mimarları, bu hareketlere iç isyan kışkırtması demiş olsaydı, Türkiye'de hiçbir üvertür aydının ağzından ARAP BAHARI ifadesini duyamazdınız.

Hem Facebook, Twitter, YouTube gibi küresel odaklarca yönetilecek hem de bu hareketlerin hiç lideri yok denilecek ve bu yalana da inanılacaktı! İnanılması güç olsa da, eğer bir Batılı tarafından söylenmişse, Türkiye gibi Doğulu toplumlarda bu tezgahlara milyonlar çok kısa sürede inandırılır halbuki. Hatta o kadarki inanmayana da KOMPLO TEORİSYENİ damgası da vurulur.

Doğunun üvertür aydınlarını bu küresel sahtekarlığa inandıran en önemli etken de bu sahtekarlığı yapan sahtekarların Batılı olmasıydı. Çünkü Doğulu üvertür aydına göre:"Bir Batılının yalan söylemeye ihtiyacı yoktur". Bundan dolayı Doğulu üvertür aydınların kahir ekseriyeti, Batılıdan ne gelirse gelsin inanma eğilimindedirler. Doğulu aydının inanamadığı şey ise "kendisi gibi bir Doğulu aydının kanaatleridir".

Çünkü ona göre:"Doğruyu Batılı söyler, Doğulu ise ancak komplo teorisi üretir". Bundan dolayı Batılıya karşı yaşadığı aşağılık kompleksi tepkisi ile hem ona derin bir vecd ile inanır ve bir o kadar da ONDAN KORKAR.

Ondan korkmakta haklıdır. Çünkü Batılı, ona, çok acı katliamlar yaşatmış, böylece de gözünü, yüreğini iyice korkutmuştur.

Yine bu sebeple yani hem can tehlikesi kaygısını hâlâ çekmekle hem de en doğrusunu Batılının bildiği varsayımı ve yanlış bir şey söyleme korkuları üzerinden Doğulu aydın, sıcak çatışma bir yana sözlü olarak bile Batılı ile tartışmaya asla girmez. Eğer girerse, kendi bildiklerine güvenemediği ve Batılının her şeyi bilebileceği saçma inancı yüzünden, bir Batılı karşısında yüzde 100 mahçup olacağı kaygısını çeker.

Bundan dolayı, Batılıyla, ne sıcak ne de fikri hiçbir tartışmaya girmeye asla cesaret bile edemez, hatta aklından bile geçiremez.

Tabi bu cesaretsizlik ve korkaklığın en önemli sebebi de kendinden önceki ve yine kendi gibi korkak Doğulu aydınların 1718 'nden beri 300 senedir onun başını ezmesidir. (1718-2017) 300 senedir Doğulu aydın kendi kendinin cesaretini kırdığı gibi kendinden sonrakilerin de "BATI İLERİ, BİZ GERİYİZ" diye diye cesaretini kırmıştır ve kırmaya da halen devam etmektedir.

Tabi bu ifadeleri kullanırken "ARTIK BATI ÇÖKTÜ, ŞİMDİ DOĞU EN GÜÇLÜDÜR" söylemini de ima etmiyoruz. Burada dikkat çekmek istediğimiz nokta:

"Ne Batının eskisi kadar güçlü olduğu ne de Doğunun eskisi kadar zayıf olduğu" kanaatidir.

Artık gerçekten de şunu öğrenmenin vakti çoktan gelmiştir.

BATI, ARTIK ESKİSİ KADAR GÜÇLÜ, DOĞU İSE ESKİSİ KADAR ZAYIF ASLA DEĞİLDİR.

Bu durum gerçekten böyleyken Doğulu aydın buna ne inanmakta ne de bu durumun aslını öğrenmeye teşebbüs etmektedir. Geçmişte kafasına vura vura, sersemletile sersemletile öğretilen, Batının güçlü olduğu" sakızını hâlâ çiğnemeye devam etmektedir.

Bunu yüzyıllardır çok iyi bilen Batı da korku tehdidiyle Doğuluya istediği her şeyi, istediği gibi yaptırmaktadır ya da yaptırmaktaydı.

Taki Sayın 'a kadar. Sayın Erdoğan'ın direnci Batılının korku tehdidiyle istediği her şeyi yaptırma rahatlığını elinden almıştır.

Erdoğan, Batılıya, "elinizden geleni ardınıza koymayın" diye rest çekince Batılının aslında hiçbirşey yapamayacağını birçok kişi gördü. Birçok kişi Sayın Erdoğan'ın restinden sonra, işlerini tehditle yürüten Batının tehdit ettiği noktaları da gerçekleştiremediğine gözleriyle şahit oldu. Böylece Sayın Erdoğan'ın resti üzerine kimi çevreler kağıttan kaplan olan Batının gerçek yüzüne vakıf olmaya başladı. İçine cesaret geldi.

Öte yandan kimi üvertür aydınlar da Sayın Erdoğan'ın restine rağmen hiçbir şey yapamayan Batının bu çaresizliğini, "sabrettiği bir süre sonra ceza vereceği" vehmine yordu.

Bu kısım aydınlar Batının hâlâ güçlü olduğuna inanmaya Sayın Erdoğan'ın restlerini de Kasımpaşalı oluşuna, diplomasi bilmemesine, cahil olmasına, devletler arası ilişkilerden bihaber olmasıyla açıkladılar.

Hatta o kadar ki Cumhurbaşkanının yakın olduğu tahmin edilen kimi aydınlardan, "'ın 'ü, 'n başkenti olarak tanıyan kararını onaylayacak körfez Arap ülkeleri olacağını" söyleyenler bile oldu.

Bu bağlamda Cumhurbaşkanının başta 'yi toplantıya çağırma kararından açıkça söylemeseler de hiçbir şey çıkmayacağını ima ettiler.

Fakat şimdi sonuç ortadadır.

BM Genel Kurulu, kahir ekseriyetle aldığı sonuçla, Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyan kararını, üstelik ABD'nin tüm tehditlerine rağmen 172 mevcutlu üyenin olduğu oturumda 128 üyenin oyuyla reddetti.

Kurulduğundan beri ABD'ye böyle ağır bir yenilgiyi kimse tattıramamıştı. ABD'ye bu yenilgiyi tattıran da Cesaretine artık tüm Dünyanın şahit olduğu Sayın Erdoğan'dır. Bunu söylerken de tabi ki sadece kuru bir cesareti kastetmiyorum. Bu cesaretin içinde cesurca yürütülen diplomasi de vardır elbette.

Sayın Erdoğan'ın cesareti, daha önce hiç kimsenin diplomasiyi bile hareket ettirmeye cesaret edemediği ABD'ye karşı, tehdit edilen dahil, 128 ülkeyi yanına alacak kararlı tutumu göstermesidir.

Sayın Erdoğan'a kadar Doğulu liderler bırakın çatışmayı, ABD'ye karşı yasal süreçleri bile kullanmaya cesaret edemiyorlardı, çünkü korkuyorlardı. Peki Sayın Erdoğan korkmuyor mu? Korkmuyor elbette ama Korku ya da cesaret Sayın Erdoğan'ın tek hareket noktası değildir.

Sayın Erdoğan'ın en önemli hareket noktası konjonktürü çok iyi okuması ve ondan sonra cesurca işlerin üzerine yürümesidir. Diğer liderler ise Batının güç kaybettiğine ve nispi olarak da olsa doğunun kuvvetlendiğine zerre kadar ihtimal vermediği için konjonktürü hesap bile edecek hem bilgiyi hem cesareti hem de feraseti gösteremez.

Ama Sayın Erdoğan gösterir, teker teker tamamı ABD'den zayıf olan devletleri harekete geçirecek konjonktürü, feraseti ve cesaretiyle görür ve kibirli ABD'ye hayatında yaşamadığı ağır bir diplomatik darbeyi vurur.

ABD ise tarihinde ilk defa karşılaştığı bu en ağır darbeyi üstelik tehdit ettiği ülkelerden alır. Bu ülkeler de Sayın Erdoğan'ın atak siyasetiyle ABD'nin bile önce BMGK'da sonra da BM Genel Kurulu'nda hem de kendi adımlarıyla yalnız bırakılacağını görür.

İşte bu gerçek bir bahar hareketidir.

Kibirli ABD'ye bunu yaşatan ülkeler, gerektiğinde bu açık kapıdan yine yürüyeceklerdir. Çünkü Sayın Erdoğan, onlara, ABD'ye bile diz çöktürüleceğini göstermiştir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN