Arama

Yine olmadı mı, yine ikna olmadınız mı?

Yine olmadı mı, yine ikna olmadınız mı?

Gözlerimizin önünde gerçekleşen tüm olan bitene rağmen hâlâ Türkiye'nin ciddi ciddi güçlenen bir ülke olduğuna dair şüpheler bir türlü giderilemedi mi?

Tanzimat Döneminden beri zayıf bir devlet olduğumuz hakkındaki lanet damgayı bir türlü kaldıramadık ne yazık ki. Ne yaparsak yapalım zayıf bir devlet olduğumuza dair bu ağır damgayı bir türlü kaldıramayacak mıyız? Tarih boyunca devletler, kurulur, güçlenir, zayıflar, belki bir daha güçlenir hatta daha sonra yıkılabilirler de. Yani inişli çıkışlı seyir takip ederler. Tarih boyunca kimi devletler güçlenirken kimileri zayıflayabilirler.

Ancak bir asırdır zayıflayan ve öte yandan güçlenen devletler hiç değişmemiştir. Adeta tayin edilmiş, değişmez bir kader gibi sürekli zayıflarken yine aynı şekilde değişmez bir kader gibi Batılı devletlerin güçlenme sıralamaları hep aynı kalmıştır. Sadece Doğulu devletler zayıflamış ya da zayıflattırılmış ve Batılı devletler güçlenmiş ya da güçlendirilmiştir. Son bir asra kadar değişmeli çizgi izleyen güçlenen ve düşen Dünya güçleri sıralaması son bir asırdır olduğu gibi durmaktadır.

Burada bir tuhaflık olması gerekir. Son bir asra kadar devam eden devletlerin inişli-çıkışlı süreçleri tarihi devamlılık gereği aynı şekilde devam etmesi icap eder. Fakat durum öyle değildir.

Son bir asırdır sürekli güçlenen devletler Batılı ve sürekli düşüş içinde olan devletler de Doğulu devletler olagelmektedir. Evet, burada tuhaf bir durum vardır ve bu tuhaf durum da başta aydınları olmak üzere Doğulu toplumların kendilerinden kaynaklanmaktadır. Doğulu toplumlar, kendilerine kabul ettirilen "AZ GELİŞMİŞ" damgasını benimsemiş ve hâlâ gururla taşımaktadır. Ne kadar güçlense bile "AZ GELİŞMİŞ" damgasını bırakmamaktır. Böyle olunca da Batı karşısında güçlü ya da güçlenmekte olduğuna dair en küçük ümit ışığı bile taşımamaktadır. Hatta böyle bir ümit ışığı doğsa bile "BATI KARŞISINDA BİR VARLIK GÖSTERMEMİZ MÜMKÜN DEĞİLDİR" psikolojisi altında bu ışığı önce kendisi boğmaktadır.

Doğu Aydınının ağzındaki sakız hâlâ aynıdır ve Doğu aydınının bunu değiştirmeye "NİYETİ BİLE YOKTUR." Durum böyle olunca da Doğulu devletler ne kadar güçlense bile güçlendiklerine dair onayı Batıdan bekledikleri için güçlendiklerine kendileri bile inanmamaktadır. Bu nedenle de bir asırdır GÜÇLÜ-ZAYIF devletler denklemi değişmemektedir. Doğulu devletlerin, güçlendiklerine dair bekledikleri onayın aynısını Türkiye'deki aşağılık kompleksli aydıncıklar da beklemektedir.

Batıdan değil de başka taraftan gelecek, eğer gerçekten varsa, Doğunun gelişmişliğini ortaya koyacak herhangi bir onayın Doğulu aydıncıklar nezdinde hiçbir kıymeti olmayacaktır. Bu aydıncıklar onayı, yüzyıldır Batıdan beklemektedir. Tabi çakal Batı bunlar kadar SAF hiç değildir. Doğulu toplumlar güçlense bile bunu asla itiraf etmeyecektir ki bunu beklemek de bambaşka bir SAFLIKTIR. Böylece de en azından zihni olarak bile Doğulu aydıncıklardan Batıya karşı en ufak bir sorgulama bile gelmeyecektir.

Aslında tarihi süreç ve hatta yaşanan günler içinde gerçekleşen hadisleri dikkatle gözden geçirmek bile Doğulu toplumların güçlendiğine dair ipuçları verecektir. Bu ipuçlarını anlamak için sadece dikkat etmek ve karşılaşılan hadiseleri muadilleri ve ters örnekleriyle mukayese etmek yetecektir.

Buraya kadar anlattıklarımızın daha iyi anlaşılması için somut örnekler verelim. Güçlendiğine bir türlü ikna olunmayan Doğulu ülkelerden biri de Türkiye'dir. Türkiye'deki aydıncıklar da adeta inatla Türkiye'nin güçlendiğine bir türlü inanmamaktadır. Fakat sadece 2011'den sonra yaşananlar bile en azından 'da Türkiye'ye rağmen bir şey yapılamayacağının örneklerini ortaya koymaktadır.

2011'den beri martavalları ile 'da ve Mezopotamya'da yeni yeni haritalar çizilmektedir. Bu yeni harita çizme süreçlerinin de olacağını ABD eski Dışişleri Bakanlarından 2003 yılında Washington Post gazetesinde adlı makalesinde yazmıştı. Bu çerçevede her şey yolunda giderken, bir süre sonra Türkiye bu sürece itiraz etmeye, itirazları ilerleyen vakitlerde daha somut hal almaya başladı. Bu çerçevede müttefiklerini değiştirmeye ve en azından Irak ve Suriye'de yeni harita çizimlerine ve yeni oluşumlara müdahaleye girişti. Müdahale ettikçe de yeni çizilecek haritaları önledi. ile Suriye'de 'nin elindeki kantonları birleştirmesine mani oldu. 'taki referanduma karşı çıkarak Irak'ta yeni bir devlet oluşumunu engelledi. 25 Ekim 2017'de 'nin kendi yönetiminden yapılan açıklamayla, üstelik desteğine rağmen Kuzey Irak yönetimine geri adım attırdı. Böylece de en azından şu dönem itibariyle yeni harita çizimlerini önlemiş oldu.

Dikkat edin bunları yapan Türkiye, daha 15 yıl öncelerine kadar burnumuzun dibindeki Filistin meselesinde bile Barış Görüşmelerinde masaya çağrılmayan bir ülkeydi. Adeta sıradan bir üye gibi barış görüşmelerine çağrılmayan Türkiye, güvenliğini temin amaçlı, Osmanlı'dan bugüne ilk defa sınır ötesi toprak kontrollerine bile başladı. Türkiye'nin sınırlarında yeni yapılanmalara müsaade etmeyecek adımlar atması 15 yıl öncesinde hayal bile edilemezdi. Ama bugün gerçekleşiyor ve yüzyıllardır kendisinden korkulan Batı, defalarca tehditlere rağmen hiçbir şey de yapamıyor.

Şimdi bu yeni durum önemli bir aşama değil midir. Bir kazanım olarak değerlendirilmemelidir. Elbette başka ülkelerin topraklarını ele geçirmeyi kastetmiyorum. Kastettiğim şey, sınırlarımızda bize rağmen, bizi tehdit eden hareketlere müdahale edilmesidir. Daha önce hayal bile edilemeyen bu müdahaleleri yapan ve başarılı olan Türkiye kendi aydıncıklarından bile ne yazık ki onay görememektedir.

En son İSRAİL desteğine rağmen Kuzey Irak yönetimine referandumdan geri adım attırması Türkiye'nin gücü değil de nedir?

Türkiye'deki Doğu Aydıncıkları neye ikna olur?

Ya da Türkiye'nin güçlendiğine ikna olmak için neyi beklemektedir acaba?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN