Arama

Batının en büyük sermayesi korkutmaktır - 2

Batının en büyük sermayesi korkutmaktır - 2

Bir önceki yazıda, Batının eskisi kadar güçlü olmadığı halde Doğulu toplumları korkutmaya devam ettiğinden bahsetmiş, Sayın gibi liderlerin geldiği Doğulu toplumları da artık eskisi gibi korkutamadığı böylece de korkutma üzerinden yönetemediğini izah etmeye çalışmıştık. Peki durum gerçekten de öyle midir? Yani Doğulu toplumlar, Batıdan korkmadığı takdirde , onları istediği gibi yönetemez mi? Bu doğru bir düşünce midir? Yoksa burada kendi kendimize, minik, şirin oyunlar mı kuruyoruz? Kendimizi bu şekilde değerlendirmelerle abartmıyor muyuz? Hatta Batının umrunda bile değiliz de biz mi kendimizi temelsiz kanaatlerle lüzumundan fazla önemsiyoruz?

Yoksa Batı, Batı diyerek burada iddialı ifadeler kullanırken Batı karşıya geçmiş bize gülüyor mu ya da bu yazıdan veya benzerlerinden haberi bile yok, öyle mi?

Batının bu yazıdan haberi olma ihtimali gerçekten çok zayıftır ama onların korkutmalarından korkmadığımız takdirde bundan hiç memnun olmayacaklarına tüm içtenliğimle eminim. Biz burada Batıdan korkmamak üzerine kelimeler sıralarken, kesinlikle KUMDA OYNAMIYORUZ.

Batılılar, bunu o Doğulu toplumların aydıncıkları bilmese de ondan korkmayan liderler gelen Doğulu toplumları istedikleri gibi yönetemiyorlar. Bundan da çok muzdaripler. Örnek mi verelim. Tabi ki buna ilk ve açık örnek ve en yakın örnek yönetiminde Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'ın olduğu 'dir. Bu cümle başından sonuna, iddialı değildir ve doğrudur. Bunu ispat etmek için, önceden Türkiye'yi korku merkezli adımlarla nasıl yönettiklerinin ve şimdi de korku merkezli adımlarla nasıl yönetemediklerinin örneklerini vermek daha açıklayıcı olacaktır.

Bu örneklere başlamadan önce de Batının, korkutma merkezli hamlelerle Doğulu toplumları nasıl yönettiklerini açıklamak gerekecektir. Batı, Doğulu bir topluma bir şey yaptırmak istediğinde bunu önce ifade eder. Çoğu Doğulu toplumlar da bu ifade üzerine hemen gereğini yerine getirir. Eğer bir Doğulu ülke bunu yerine getirmezse Batı bu kez tehdit eder. Bu tehdit üzerine direnen ülke varsa, Batının yaptığı tehditle durumun ciddiyetini anlar ve direnci hemen bırakır. Eğer buna da aldırış etmeden devam eden Doğulu ülke varsa Batı bu kez, hiç daha fazla uzatmadan o ülkeye yaptırım uygular. Yaptırım derken ne yapar mesela? Ney mi yapar? Her şeyi yapar.

Mesela, sabotaj, suikast, terör saldırısı vs her şeyi yapar. İşte bu üçüncü yaptırım​ hamlesini gerçekleştirdikten sonra da Batıya direnen ülke varsa o ülkeler de bu noktadan sonra teslim bayrağını çeker. Çünkü o ülkeyi yönetenler korkar. Suikast, sabotaj, terör saldırısı, döviz spekülasyonları, kaset kumpasları ile yapılan itibar suikastları türü hamlelerle iktidarını kaybedeceğini çok iyi bilir.

Koltuğunu kaybetme pahasına Batıyla girdiği cebelleşmeyi bu noktadan sonra terk eder. Koltuğunu kaybetmemek için ülkesinin Batı köleliğinden kurtuluşunu sağlayacak mücadeleyi sürdürmez. Sürdürmeye devam etse, çok iyi bilir ki bundan sonraki Batı hamlesi şahsına suikast yapmak şeklinde olacaktır. Ülke menfaatleri karşısında can ve koltuk tatlı gelir. Peki bu noktadan sonra da Batıyla mücadeleye devam eden ülke yok mudur? Vardır elbet.

O ülkenin adı Türkiye, liderinin adı da Cumhurbaşkanı Erdoğan'dır. Bu aşamadan sonra da konuyu örneklerle açıklamaya çalışalım:

1992 yılında Ege Denizinde Tatbikatı içindeyken NATO'daki müttefikimiz , Deniz kuvvetlerimize ait Muavenet adlı zırhlımızı atıp vurmuştu. Neden böyle bir şey yaptınız diye sorduğumuzda da yanlışlıkla oldu cevabını vermişlerdi. Peki doğrusu bu muydu, hadise tam da böyle mi olmuştu. Tabi ki hayır. Yukarıda da anlattığımız gibi Türkiye, ABD'nin hiç istemediği Rahmetli Paşa'nın komutasında 'taki mevzilerine o tarihlerdeki en etkili saldırıya geçecekti. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi ABD önce uyardı, sonra tehdit etti. Fakat kimse dinlemeyince Eşref Bitlis Paşa'nın Kuzey Irak saldırısını BAŞLATACAĞI GÜN, Muavenet adlı deniz zırhlımızı vurmuşlardı.

Başka bir örnek daha. ABD, yine uyarı ve tehditler işe yaramayınca 1999 yılında Kerkük-Yumurtalık Boru hattımızı bombalamıştı. Sebep neydi peki? Çünkü o hattan Irak'la yapılan anlaşma uyarınca muazzam miktarda petrol çekiyor ve dünya pazarlarına satıyorduk. Sonra ne oldu?

Ne olacak, aynısı oldu. Yanlışlıkla oldu dediler. Biz de öyleyse zararı karşılayın petrol boru hattını tamir edin dedik. Ne karşıladılar ne de tamir ettiler. Hatta dahası, bizim tamir etmemize de karşı çıktılar.

Başka bir örnek daha. Yine ABD 2003 yılında, kendisinin uyarı ve tehdidinden sonra Irak'tan çıkmayan Türk Askerinin başına çuval geçirmişti. Neden, çünkü bizi Irak'tan çıkarmak için.

Bu tür sabotajvari örnekleri çoğaltmak mümkün. Bunları hem Doğulu toplumlara hem de bizlere yapageldiler, bizleri ve Doğulu toplumları korkuta korkuta her istediklerini yaptırdılar. Çünkü, bizim ve onların güçlerini ve ne yapabileceklerini TAM OLARAK BİLEMEDİĞİMİZ İÇİN ONLAR NE DEDİLERSE YAPTIK. Peki ne zamana kadar? Gücünün üstünde değil, gücüne orantılı lider gelinceye kadar.

Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan gelinceye kadar. Bu bir abartı değil midir? Cumhurbaşkanı Erdoğan gelince ne değişmiştir? Türkiye korkarak hareket ediyordu da korkmayı mı bırakmıştır? Aynen öyle olmuştur. Bunu da örneklerle açıklayalım.

Almanya, 24 Eylül'de girdiği seçim sürecinde seçmenlerine, "Türkiye ile üyelik müzakerelerini durduracağım" açıklamasını yaptı. Türkiye, onları bu karardan vazgeçirmeye çalışmak bir yana, zerre kadar oralı olmadı hatta geç bile kaldınız dedi. Peki sonra ne oldu? Türkiye korku belirtisi göstermeyince geri atımı atan bu kez onlar oldu. AB'nin motor ülkesi Almanya'ya karşı AB'nin 7 üye ülkesi "Türkiye'yle üyelik müzakerelerinin askıya alınmasına karşı olduklarını" söylediler. Öyle olur işte. Gücüne orantılı cesaret gösterir dik durursan her zamankinin aksine geri adımı onlar atarlar.

Bir örnek daha: Türkiye, 'dan hava savunma füze sistemleri alacağını açıklayınca ABD, AB, NATO hep bir ağızdan karşı çıktılar. Sonra ne oldu? Ne olacak Türkiye, yine aynı şekilde eskiden olduğu gibi korkmayıp, dik durunca bu kez de yine onlar geri adım attılar. Yine aynı şekilde hep bir ağızdan ama geri adım türküsü söylediler. Türkiye'nin kendi savunması için savunma sistemi almasını anladıklarını söylediler.

Uyan Türkiye! Dik dur! Gücüne orantılı cesaret gösterdiğinde Batının eskiden korkutarak yaptırdığı hiçbir şeyi yaptıramadığını gözlerinle gör. İşte yukarıda da söylediğimiz gibi Batı, korkutamadığı liderin ülkesine hiçbir şey yapamaz. İşte Türkiye ve işte onun Cumhurbaşkanı Erdoğan.

Eğer öyle değilse, yani ne Erdoğan güçlü ve ne de Türkiye güçlü değilse ve ne de onların umurunda bile değilsek neden bizle bu kadar uğraşıyorlar o zaman. Alman TV kanalında ve milyonlarca Almanın gözü önünde güya Almanya'nın koskoca Şansölyesi ve onun en yakın rakibi Martin Shulz neden Erdoğan'ı ben daha iyi durdururum yarışına girdiler o halde. Ne zaman uyanacaksın. Uyan ve gücünün farkına var artık.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN