Arama

Tasavvuf Aslında Nedir - 1

Tasavvuf Aslında Nedir - 1

Şu sıralarda ağır saldırılar altında kalan Tasavvuf İlmi belli ki çok iyi anlaşılabilmiş değildir. Bu yazıyı da yıllardır Tasavvufla, mesleğim icabı Tasavvuf Tarihi ile ve Rabbimin izniyle İnşallah iyi bir Mutasavvıf olmaya gayret etme sıfatlarımla yazmaya çalışıyorum. Mutasavvıf değilim ne yazık ki, keşke olabilsem, ama Rabbim nasip edecek, esirgemeyecek İnşallah.

Derviş Yunus'un dediği gibi;

Ya Mevlam Hu Mevlam

Aşkını bize ver Mevlam

Rabbimiz aşkını bize verecek İnşallah.

Öncelikle Tasavvuf, iddia edildiği gibi Hint Mistisizmi değildir. Doğu'dan Avrupa'ya bir takım ritüeller girmiş olabilir ama Doğu'dan yani Hint'ten Çin'den bize hiçbir şey gelmemiştir. Bir kez aşağılık kompleksi içinde olduğumuz(ben değilim, çünkü Ben Müslüman bir Doğuluyum) ve her şeyimizi Batı'dan almaya odaklandığımız için Hint ve Çin'den almaya hiçbir şeye konumlanmamışızdır. Bundan dolayı da Tasavvufun kökenlerinde Hint Mistisizmi varlığı doğru bir iddia değildir. Var olduğu ısrarla iddia edilenler de Tasavvuf değildir.

Peki Tasavvuf nedir o halde?

Bu konuda yüzlerce, binlerce hatta on binlerce sayfa açıklamalar yapılabilir, birçok yönüyle Tasavvuf ele alınabilir. Biz de bir takım yönleriyle Tasavvufu ele almaya çalışacağız.

Öncelikle Tasavvuf; AŞK'tır. Mecburi değil gönülden gelendir. Şeriattan asla ayrı değildir. (Bu arada ayrı gibi görünen noktalar hakkında açıklamalar yapacağız İnşallah). Tasavvufa dahil olmanız size tavsiye edilir, davet edilebilirsiniz. Girişiniz zorla olmaz, zorla olan Tasavvuf olmaz. Tasavvuf gibi görünen zorlama davetleri tasavvufun aslından saymayın lütfen. Kimi Tasavvufa dahil olup nasıl davranacağını henüz tam kestiremeyen Müslüman Kardeşinin yanlış davranışlarını düzelt elbette ama hoş gör lütfen. Dedik ya, Tasavvuf gönüldendir.

İslâmın şartları bellidir. İslâmın şartlarını yerine getirmen Müslümana farzdır. Farzlardan ötesinde muttakilerden olması tavsiyeleri sırasında Müslümanı ele alır Tasavvuf.

Nitekim Cenab-ı Hak da Casiye Süresi 19'ncu ayette (45:19) – "Çünkü onlar Allah'tan gelecek hiçbir şeyi senden uzaklaştıramazlar. Şüphesiz zâlimler, birbirlerinin dostlarıdır. Allah ise müttakilerin dostudur" diyerek Muttakileri Dostu olarak tanımlar.

İşte Tasavvuf da bu hedefe yani Muttaki olmaya Müslümanı yöneltir. Bu hedefe giderken de Müslümanın gönlüne yönelir. Allah sevgisini koymayı amaçlar. Fakat bu noktadan sonra da Tasavvuf birçok eleştiri oklarına maruz kalır. Şeriattan sapmakla suçlanır. Tüm eleştirileri teker teker ele alacağız ama Tasavvuf Şeriattan zerre kadar sapmaz, saparsa Tasavvuf olmaz.

Bir annenin yavrusunun resmine bakarak ağlaması ne ise bir Müslümanın eğer başarabildiyse Allah aşkından gözleri yaşarması aynı şeydir. Bir (örneğimi mazur görün lütfen)kişinin sevdiği birinin ismini sürekli anması, onun adını bir yerlere yazması ve onu seyretmesi ne ise Müminin Allahın adını anması, onu hatırladığında gözlerinin(eğer oluyorsa) yaşarması Tasavvuftur.

Borç aldığınız kişiye borcunuzu ödemek farzdır. Tasavvuf ise, o kişinin o iyiliğini unutmamanın ötesinde imkân nispetinde fazlasıyla mukabele etmektir. Size kötülük yapan bir Müslüman Kardeşinizi İslam hukukuna göre Kadı'ya şikâyet etmek sizin hakkınızsa da Tasavvuf, bu Müslüman kardeşinizi affetmenizdir. Bu af, hakkınızı yedirin manasına gelmez.

Güzel bir haber aldığınızda o haberin heyecanından zevkle çıkardığınız "yaşasın, yiihhuu vs" türü sesler ya da havaya zıplamalar, yanındakine sarılmalar, belki de tuhaf tuhaf hareketler ne ise (ve eğer gerçekten mümkünse) Allah'ın isimlerinden birini Allah aşkıyla çıkartmak da odur.

Yani Tasavvufun İslâm Kültürüne ait tavsiye ve sonuçlarını siz normal hayatta yapar edersiniz zaten. Sevdiğiniz bebeğin yanaklarını sıkmak, içinize sokarcasına sarılmak, acıtmadan fakat biraz hırpalayarak sevmek hatta bazan ısırmak, severken tuhaf tuhaf sesler çıkarmak normal davranış mıdır? Değildir.

Ama acıtmıyorsa bu tür hareketleri hep yaparsınız. Bundan zevk alırsınız, biraz ayrı kalırsanız onu özlersiniz, yanınızda resimleri videoları varsa onları izlersiniz, gözleriniz yaşarır, yanınızdakilere aldırış etmez onun adını sayıklamaya başlarsınız. Çıkarıp resmini bile seversiniz, dayanamazsanız arar telefonda sesini duymaya çalışırsınız.

Lütfen söyleyin, bunların hangisi tuhaftır ya da bunlardan herhangi birini yapmadınız mı? Ne eksik ne fazla Tasavvuf da budur.

Tasavvuf, Müslümanı, Şeriattan saptırmadan Allaha daha fazla yaklaştırmanın yoludur. Şeriattan saptırmadan elbette(bunlarla ilgili çok tartışma var, bunlara geleceğim). Başka yolunu ben biliyorum diyen varsa, lütfen oradan devam etsin hatta bize de söylesin. Tasavvuf, bundan başkası değildir.

Ne yazık ki kimileri hadisi, sünneti tartışmaya açan fitneyi körüklediği için sahih hadisleri bile korka korka yazar olduk. Bunlardan Allah katında davacı olacağız. Bir Hadisi Kutside:

"Allah Teâla Hazretleri şöyle ferman buyurdu:

"Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem."(Buhârî, Rikak 38.)

Devam Edeceğiz İnşallah…

Prof. Dr. Ebubekir SOFUOĞLU

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN