Arama

Uğruna canım

Uğruna canım kurban

Ne zaman bayram gelse, akşamları yarı aç yarı tok yattığımız çocukluk yıllarımı hatırlarım. Köy kadınlarının bütün malzemelerini ve marifetlerini kullanarak kurdukları bayram sofralarında, doya doya yediğimiz günleri gözlerim dolarak anarım.

Sonra bayramı bayram olmayan, olamayan çocuklar ve gençler gelir aklıma. Dünyanın tüm mağdurları ve mazlumları için, yürekten yalvarırım 'ıma.

Biraz daha derinlemesine düşündüğümde; Hz.İbrahim'in, Hz.Hacer'in, Hz.İsmail'in teslimiyeti düşer idrakime. Kulluk bilincinin zirvesinden bir damla, sert kayalıklardan süzülerek sızıverir içime.

Çölde açan çiçek gibi, ben de yeşermek isterim. "Ey alemlerin ve içindekilerin Rabbi olan Allah'ım! Aklımızın, ruhumuzun, bedenimizin kumkurak çöllerini sulayıp yemyeşil vadilere, vahalara dönüştürecek bir zemzem de bize ver" derim.

Cuma hutbelerinde haftada, Bayramlarında yılda bir tazelenen "gurbiyet" (yakınlık) yahut "akrabalık" hukukunun anlamını, açılımını yeniden içselleştirmeye çalışırım. Gönül dünyamın duvarına astığım dev ekranda; yeryüzünün tüm ülkelerindeki, beldelerindeki kan ve din kardeşlerimle konuşurum.

-Herkese ve her şeye rağmen, bayramınız bayram olsun. Ebu Leheblerin eli kırılsın, Ebu Cehillerin kökü kurusun, Ebabil kuşları Ebrehelerin fillerini vursun, Mekke yeniden fethedilsin, Medine huzurun ve güvenin merkezi ve modeli haline gelsin.

Bunun için; ateşe girmeyi göze alacak İbrahimlere, kızgın çölde yalnız kalmayı kabul edecek Hacerlere, inandığı değerler uğrunda canını vermeyi görev bilecek İsmaillere ihtiyaç var. Çünkü, tarihin tanıklığından anlıyoruz ki; eskiden beri, ölümü göze alanlar uzun yaşamayı garanti ediyorlar.

İlahi iradenin ilmi ve hikmeti ile cevizin yeşil kabuğunun altına tahta kabuk, tahta kabuğunun ortasına içi yerleştirilmiş. İbadetlerin lafzından geçip manasına, manasını aşıp maksadına adım adım ulaşmamız istenmiş.

Kurbanın amacı; Allah ile kullar ve kullar ile kullar arasındaki yakınlığı artırmak. Evlerden evlere, köylerden köylere, şehirlerden şehirlere, ülkelerden ülkelere, daha da önemlisi gönüllerden gönüllere dostluk ve kardeşlik köprüleri kurmak.

Başarabildiğimiz ölçüde, rahmete ve berekete mazhar olabilecek sonuçlar alıyoruz. Kişi ve kurum, ülke toplum düzeyindeki iyilik ve yardım organizeleri sayesinde; milyonlarla, milyarlarla, insanlık diliyle konuşup anlaşan kardeşler oluyoruz.

Gittiğimiz her yerde, sözümüz ve izimiz kalıyor. Dağlarla, taşlarla, kurtlarla, kuşlarla Allah'ın selamı ile kulların sevgisi geliyor.

Kader bize, müstakbel geleceğin bayrağını taşıtıyor. Zamanın ruhu, alemin vicdanı olma sürecini yaşatıyor.

Fakat, gönül coğrafyamız gibi yüreklerimiz de paramparça olduğu için; bayramlarımız yeteri kadar bayram olamıyor. Sevinç ve coşku içinde, doyasıya eğlenemiyoruz; mazlumların ve mağdurların hüznünün oluşturduğu utanç yüzünden, yüzlerimiz ve gözlerimiz gülemiyor.

Kulluk ve halifelik silahını kuşanıp; yeniden yollara düşme gereği duyuyoruz. Çocukluktan gençliğe geçiş yaptığımız yetmişli yıllardaki dünyanın; o gün bugündür pek değişmediğini ve muhtemelen yakın gelecekte de değişmeyeceğini içimiz acıyarak görüyoruz.

İşte bu yüzden; ahir ömrümüzde, ahdimizi ve emanımızı tekrar etme zamanı. Yeryüzünü huzur ve güven içinde yaşanılır hale getirmek için; kuyruğundan, kulağından tutma zamanı.

İsteriz ki; bu bilgi ve bilinç, çocuklarımıza ve torunlarımıza da miras kalsın. Onlar için hem samimi duamız, hem de kayda geçmiş vasiyetimiz olsun.

Dedelerimizin borçlarını biz ödüyor, alacaklarını biz tahsil ediyoruz. Onların yolumuza bıraktıkları izlere basarak ve engelleri aşarak yürüyoruz.

Bizim ektiğimiz tohumları da inşallah bizden sonra gelenler biçecekler. Hayatımızı ve hatıratımızı okuyup; "herkes için huzurlu ve güvenli olmayan dünyanın hiç kimse için huzurlu ve güvenli olmayacağı" düşüncesinden hareketle, gerçek bayramlara ulaşma derdinin ve davasının peşine düşecekler:

Bir acılı tebessüm, sanki arzın bu günü; / Kınaya kan karışmış, sanki gaza düğünü.

Bir yanda hür gönüller, yaralı olsa da şad; / Ötede esaret var, gökler dolusu feryad.

Serde ölüm olsa da, yerde yine canlılık; / Ortalık cıvıl cıvıl, meydanlar kalabalık.

Çehreler aynı yönde, kalplerin atışı bir; / Diller ayrı olsa da, yükselen aynı tekbir.

Vuslat mı, ayrılık mı, nara mı, çığlık mı bu? / Dönüş mü sevgiliye, candan bağlılık mı bu?

Bir lütuf mu semadan, yaralı gönüllere? / Hayalden bir gidiş mi, huzur dolu günlere?

Ağla gözüm bu aşka, Nuh Tufanı gibi coş; / Ey yarının mecnunu, çöl yakıcı deme koş?

Aleme bayramdır o, getirene bin şükran; / Kınalı koçum yoksa, uğruna canım kurban.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN